Giriş GÜNCEL YAZARLAR Resim-Karikatür Büyük Doğu Arşivi

BAŞYAZI

KİTAP ELEŞTİRİLERİ

KÖŞE YAZILARI

SİYASET

BASINDAN SEÇMELER

TARİH

SANAT

FIKIH

BİZE ULAŞIN

Devlet krizi
 

Mahir Kaynak

 star gazetesi 23/05/2006

Yaşadığımız olaylar yüzeysel gelişmeleri aşan boyutlar içeriyor ve bir devlet krizine işaret ediyor. Yıllardır çözülmeyen ve çözülmesine çalışılmayan bir sorun, ağaç gövdesindeki bir çatlak gibi, arada bir derinleşiyor ve tüm yapıyı tehdit eden konuma geliyor. Siyasetçiler devletin kendilerinden ibaret olduğunu ve bunun halkın oylarıyla belirlendiğini düşünüyor ve söylüyor. Oysa halkoyu kolayca yönlendirilebiliyor ve bu yönlendirme genellikle ülke dışındaki güç odaklarının kontrolünde gerçekleşiyor. Gelişmelere yön veren ve bire bir belirleyen 2001 krizi, doğal bir süreç olmaktan çok, bir operasyon niteliğinde ve izleyen siyasi tablonun belirleyicisi durumunda. İktidarın izlediği ekonomik politikalar daha önce ne tartışıldı ne de biliniyordu. Hatta iktidarın bile böyle bir politikayı öngördüğü söylenemez. Türkiye, kimin döşediğini bile bilmediği raylar üzerinde, bir tren gibi akıp gidiyor.

Buna karşı oluşan tepkilerin kaynağı da belli değil. Ulusalcı refleksin uluslararası dengeyle bağlantıları var. Bu bağlantının organik olduğunu söyleyemesek bile hedef birlikteliği apaçık görünüyor. Bu şartlar altında doğru bir analiz yapma şansı da kalmıyor. Gelişmeleri uluslararası güçler açısından izah ederken ne kadar tutarlı iseniz iç dinamiklere bağladığınız zaman da aynı ölçüde gerekçe bulabiliyorsunuz.

Herkesin söylediğinin bir yanı doğru diğeri yanlış. Mesela muhafazakar kanat başörtüsünün inancın bir gereği olduğunu söylüyor ama dinin haram kıldığı faiz ekonomik hayatımızın en önemli parçası. Ne iç ne dış ekonomik ilişkilerimizde faizi dışlayamıyoruz. Ama kimse ondan söz etmiyor bile. İnsanlar dinin hangi emirlerinin geçerli hangilerinin göz ardı edilebilecek türden olduğuna karar verebiliyorlar. Bu kanat, kendi hedeflerine uyanları seçerek, dinin kutsallarıyla sarıyor ve topluma sunuyor.

Karşısındakilerin tavrı da farklı değil. Kimse somut problemlere çözüm aramıyor. Hem ekonomik hem de siyasi sorunlar genel ilkelerle çözülmeye çalışılıyor. Bir taraf liberalizm her şeyi halleder derken diğeri eleştiriyle cevap veriyor ama somut bir çözüm önermiyor.

İlk yapılacak iş devleti yeniden tanımlamak ve onu oluşturan güçlerin yerini yeniden belirlemek. Siyasi iktidarın devletin en önemli parçası olmakla birlikte hepsi olmadığını kabul etmesi gerekir. Diğer devlet kurumları, siyasi iktidarla çatışmak yerine, onu sınırlayıcı ve yol gösterici olması gerektiğini anlamalı.

Asıl önemli olan bir arınma sürecine ihtiyacımız olduğunu görmektir. Ülkenin bir çok yapısı, yabancıların kontrolüne girmiştir. Halk duyduklarına inanmaz, gördüklerine şüpheyle bakar hale gelmiştir. Giderek her şeyin bir yönlendirme olduğunu, tüm olayların kendisini dışında oluştuğuna inanmaktadır. Taraflardan birinin yanında görünse bile bu yürekten bir katılmadan çok, başka seçeneğin olmamasındandır.

İlk işimiz herkesin yüzündeki maskeyi çıkarması ve halkla doğruları konuşarak iletişim kurmasıdır. Bir taraf dünyadaki büyük çatışmada hangi tarafın yanında olduklarını ve bunun gerekçelerini söylemeliler. . Karşı taraf laiklik söylemlerini bir yana bırakıp dünyadaki dengelerin nasıl değiştiğini ve farklı kesimlerin ülkemizden neler beklediğini ve hangi somut sorunlara çözüm aradığını anlatmalıdır.

Herkes, dış müttefikler bularak hedefine ulaşmaktan vazgeçmeli ve bu yolun kapanması konusunda öncelikle uzlaşma sağlanmalıdır. O yapıyor ben de yaparım yerine, hiç kimse yapmasın denmelidir. Ülkemizi farklı çıkarların çatıştığı bir alan olmaktan çıkarmamız gerekir.

Ortaya çıkan delilleri tartışma götürmeyen tek bir olayı birbirine zıt biçimde açıklıyorsak taraflardan en az biri kullanılmaktadır. Olayları anlamaya çalışanları dışlıyor, bizden yana yorum yapanları yüceltiyorsak kendi içimizde çatışma istiyoruz demektir ve herkesin yenildiği bir sonucu beklemek gerekir.

23.05.2006

 

Giriş | 8

Bu sitenin son güncelleştirilme tarihi 08/11/06 13/01/09