Giriş GÜNCEL YAZARLAR Resim-Karikatür Büyük Doğu Arşivi

GİRİŞ

KİTAP ELEŞTİRİLERİ

KÖŞE YAZILARI

SİYASET

BASINDAN SEÇMELER

TARİH

SANAT

FIKIH

BİZE ULAŞIN

San’at ve aksiyon içinde BİR PORTRE Denemesi’nden (Mustafa ÖZER):

ESKİ AYDINDAN YENİ ENTELLEKTÜELE

   Büyük Mustaribin canını dişine takarak ruhlarını birbirine yakınlaştırdığı yeni entelektüel,İkinci Dünya Savaşına gelinceye kadar “leyli mektep”lerde,üreme çiftliklerinde yetiştirilen damızlıklar gibi eğitilen aydınla büyük farklılıklar gösterir.Hamle gücünden yoksun,aldığı maaşı sayacak kadar matematiği yeterli bulan aydının karşısında yaptığı ve yapmadığı her davranışın hesabını verme sorumluluğunu taşıyan yeni entelektüel,dinamik olmak yönünden de belli bir düzeye gelmiştir.Düşünürümüz yeni entelektüele “gönüldaş” demekle taltif ediyor .Gönüldaşı “Özlediğimiz Neslin Vasıfları” konferansıyla kamuoyuna takdim etmiştir.Gönüldaşlara yapılan çağrıya kulak verelim:

   “Fransız  İnkılabı “vatandaş”,Masonluk “birader”,Komünizma “yoldaş”,Külhanbeylik “omuzdaş” tabirlerini getirdi.İslamlıkta topluluk unsurlarının bağı,kardeşliktir.Biz onu şöyle ifadelendirmiş bulunuyoruz: “gönüldaş !” .Topluluğumuzun mücerret şahıs ismi budur!Tarih bizi (Büyük Doğucular) tabirinden sonra bu tavsifi fert ismiyle anacaktır:Gönüldaşlar…

   Gönüldaş!

   Bir halkanın üstüne sarılan şerit toplandıkça,her dönüşünde daha fazlasını çeker.Kar üstünde yuvarlanan bir top büyüdükçe,her yuvarlanışında yerden daha çok kar kaldırır.Nihayet öyle bir an gelir ki,böyle bir cazibe merkezine üşüsen,katılan dış unsurlar,kifayet hududunu bile aşar.Fakat bu mes’ut anın doğabilmesi için halkadaki sargı,dışarıdan şerit çekecek kalınlığı bulmalı,kar üstünde yuvarlanan top da,yerden kar kaldırabilecek tıkızlığa ermeli…

   Gönüldaş!

   Biz,Bizanslıların ateş kuleleri gibi,biri yanınca öbürüne haber veren ve böylece kıt’aları çepçevre dolanan merkez insanlardan,bilançomuzda yazılı olduğu kadarına malik olmakla bahtiyarız.

   Gönüldaş!

   Fakat sen bizi bir çuval pirinç farzediyor ve  “Ben tek bir pirinç tanesiyim;çuvalın içinde olmuşum veya olmamışım,ne çıkar?” diye düşünüp kendini bizden mahrum ediyorsun!.Yahut da nefsine binbir hatalı özür biçiyorsun! İşte bu zihniyettir ki,bizde içtimai alakanın ve ma’şeri vicdanın günden güne sıfırı tüketmeye doğru gittiğini gösteriyor,her ümidi akamete uğratıyor,düşman ve hakim saflara da meydanı boş bırakıyor!

   Halbuki her pirinç tanesi şöyle düşünecektir:

   “-Belki onların kıvamlarını ve terazi ahenklerini denkleştirmek için lazım olan son pirinç tanesi benim! Gideyim ve kendimi çuvalların içine atayım!”

   Kaldı ki bize lazım olan son değil,belki ilk pirinç taneleri bunlardır.Bu böyle olduğu zaman her şey olur;olmayınca da hiçbir şey olmaz.

   Gönüldaş!

   Kucağımız ve kalbimiz herkes için münhal,bekliyoruz!Evinden ,çocuğundan,kardeşinden,annesinden,soyundan,vatanından,tarihinden başlayarak,kendini ve nefsini aşan bir sevgi duygusu varsa içinde ve bu duygu yüksele yüksele Allah’ın Sevgilisi’ne ve Allah’a kadar kadar çıkıyorsa,gel,seni bekliyoruz!Seni ismin ve cisminle teşhis edemediğimize bakma!Müslümanlığınla teşhis ediyoruz.Gel,hem de koşa koşa gel!...

   Geleceğin yer malum…Biz sana doğru yola çıkarken sen de bize doğru gel!(Birinci 101 Çerçeve Sh-14)

   O gönüldaş ki egoist yorumcuya,ham yobaza,kaba softaya,küfür kuduzuna,hımbıl memişe,püsküllü raziye ve şürekasına karşı şahdamarını her an patlayacak bir mitralyöz gibi tetikte tutup,kendini ve onları şahdamarından daha yakın olan adına ıstıfaya davet eder.Gönüldaş,tarihte gönüldaş olabilecek oluşumların fidesi gibidir.Geriye doğru böyle olmasına rağmen ileri ve geleceğin fidesi özelliğine sahiptir.Gönüldaşlığın geçmiş ve geleceğiyle,zamana sahip çıkması,izlediği yüce davanın zaman ve mekanı aşan bir dava olmasından.

   Mukaddes emanetin büsbütün bostan korkuluklarına giydirilen yırtık-pırtık soykalar halinde Anadolu coğrafyasından atılması veya yok edilmesine karşı sabır mülahazalarıyla destek aranamaz.Büyük Düşünür’ün ivmesinin sonsuzluğunu bu ıstıraba bağlamak gerekir.

   Gönüldaşlara çağrıyı da aynı nedene bağlamalıyız.Ağzı açık ayran delilerine hayran olan,evinin bucağında parmağını eme eme olgunlaşan bir akımın üyesini ancak “film icabı” olarak görebiliriz.Böylesi bir tavrın,dava ahlakının yaslantılarından olan sabır kavramıyla hiçbir ilgisi olamaz.Şairin; “Zehirle pişmiş aşı,Yemeye kim gelir…” dizesiyle işaret ettiği durum.Elbette ki Gönüldaş “Zehirle pişmiş aş”tan daha baskın acılara göğüs germek zorundadır.Sabrı bu çerçevede değerlendirmek gerekir.Çünkü,Gönüldaş ölmeden önce kendini hesaba çekmesi gerektiğine inanır….(Sh. 47-49)

 

Giriş | m9 | Yeni Sayfa 17

Bu sitenin son güncelleştirilme tarihi 22/06/06 13/01/09