GİRİŞ

KİTAP ELEŞTİRİLERİ

KÖŞE YAZILARI

SİYASET

BASINDAN SEÇMELER

TARİH

SANAT

FIKIH

BİZE ULAŞIN

   

KARADENİZ HAVASI/Mustafa ÖZER

gözlerinde sevgim var dünyalara değişmem
sensiz vatan tarumar minnet edip eğleşmem

gülmek sana gül bana felek koysa gel bana
istanbula dalmana deprem olsa ağlaşmam

sakin görüp ses etme tecrit edip pes etme
zılgıt çekip meshetme dilden başka bağlaşmam

zümrüt olsa göz ister avuç açsa köz ister
nankörüne söz ister gözden göze çağlaşmam




OLSUN/Mustafa ÖZER

günahını bana ver var cennet senin olsun
ruhunda bahar biter kur cennet tenin olsun

el olma yelden esme deli olma dilden isme
el ol da kuldan kesme tut cennet kimin olsun

26.5.2008





YALANCI TANIK/Mustafa ÖZER

yalan seni kapanda dilin yakarsa yaksın
vicdan yakalar onu susturur en sonunda
haksızlığın hakanı ister korku bıraksın
mahkemede susanı kusturur en sonunda



SENDEN YA RESULALLAH/ Mustafa ÖZER

tenimi tertip eden
aşkını mevhib eden
ruhuma tevlit eden
senden ya resulallah

keremi rahmet gibi
rahmeti ahmet gibi
tutar merhamet gibi
senden ya resulallah

terennüm düştü dile
toprağında bin çile
dile dönüştü bile
senden ya resulallah



ÇALGI /Mustafa ÖZER

derdin acısını lezzeti bilen
gamın kederini izzeti bilen
tabibi habibi uzleti bilen
dünyaya verir mi gönlünü çalıp

yaz bitti sola dön sonbahar vardır
ne leylek ne turna gözüne yardır
uyandır ışığı kapında kardır
kışlağa girer mi önlemi çalıp

ümit çiçek açar baharı duyar
sen sen ol içinde gafleti uyar
aydınlık gecede sayıp yıldızlar
gündüze döner mi güneşi çalıp


ÖZGÜRLÜK-I /Mustafa ÖZER

keyfe keder söylemez sözü var ise
hepsi hadim hepsi kadim var ise

ÖZGÜRLÜK-II
süsledin semayı sen ibret için
masiva derledim ben şirret için
gururla kapattım tüm kapıları
ne zekat sadaka hürriyet için



İRADE/Mustafa ÖZER

ne dem bulsam irademde letafet
o dem zehrolur o yerde afet



HEYKEL/ Mustafa ÖZER

heykele nispet gövdeye sürur
bencilde iman nerde bulunur



YİTİK KENT/ Mustafa ÖZER

şişei fafur gibisin
nefsine mağfur gibisin
yine de garibisin
kendisi yitik kentin



BAKİ OLAN/ Mustafa ÖZER

takdirin tağyiri olmaz
duada fenafillah iner
levhi mahfuzda solmaz
her zerre kürede döner



KILAVUZ / Mustafa ÖZER

önde giden
muhalifine örnektir
arkadan gelen
geleceğe mihenktir

ey önderim diyen kişi
bilgelikte ilerle
muhalifinden öğren
önde olmayı
arkanda bulursun
günde olmayı

bu yarış
iyilikte karış karış
doğruluk içinde barış
bulmaktır güzelini



SİNAN/ Mustafa ÖZER

seni Sinan neylesin
gövden eleğe dönmüş
eler bütün elemleri
alemde feleğe dönmüş

bir seyfe ya da sinana
teslim etsen canını
şenlenir cihannüma
sürem saklar zamanını



AYRILIK VAKTİ / Mustafa ÖZER

ne deryanın damlası
ne gün ışını
ne gecenin lambası
ne açlığın hışımı

ne kefendir ne timsal
kendinedir imtisal
belki kader infisal
bulsan yazda kışını




AKIN/ Mustafa ÖZER

ne yusuf zindana sığar
ne kınına zülfikar
sohbeti zehra için
her gizli aşikar



TERSİM REDİFİ/ Mustafa ÖZER

varlığım tersimi’ydi varlığın
kainatın tersi’miydi darlığın
yedik içtik konduk göçtük dünyadan
herkes gibi tersimiydi yarlığın



MÜCERREB/ Mustafa ÖZER

zamanı mücerret bilme zira
sırrı intikam içinde gelir
zamanı kirletme zira
kişi mücerrebince eğilir

güzelin gözünde her zaman güzel
güzelin eline su dökmez nadan olan
eski cehalettir ki güzele yar olupta
var mı bilmem onunla şadan olan

deneye deneye demeye kalmış
şadan olan candan olur
candan olan şadan olmaz
demeye demeye deneye kalmış



ZAMANIN İLTİFATI/ Mustafa ÖZER

zaman takvimde günleri kaybederken
içimize kurt düşürür kel kalırız
ona sorsan iltifattan öte değil derken
canımıza cellat olur heykel kalırız



LALEGÛN/ Mustafa ÖZER

iki cihan penahı cihanın iki gözü
biri zümrüttür halis biri lalegûn özü

hasan orman yeşili hüseyin toz pembedir
biri sıcacık güneş biri geceye bedir

ne sena-ı hüseyin ne vasf-ı hasan mümkün
dil ne söyler resule yüreği yanar üzgün

hasanı bilemedik hüseyin de ne mümkün
hasan munfail oldu hüseyin hepten küskün

yüzüne yüz süründü dede verdi onuru
iki cihan cenahı iki gözünün nuru



GÜL İSTEMEK/ Mustafa ÖZER

gülü görmek için ne bahara muhtaç
ne gülzara dikmem gerekir taç
şairim gül istemek yeter bana
gülü görmek için güle var mı ihtiyaç

BULAŞICI/ Mustafa ÖZER

salaklık bulaşır en akıllıya bile
salakça sohbet ziyandır kıllıya bile
delinin tedavisine salaklık yeter
salaklık utanç verir yallıya bile



GÖRMEK DİLEĞİ/ Mustafa ÖZER

aşkımı sen gözümde mi sanırsın
uzaklara kaçarak benden kurtulasın
yüreğim yanar benim heyhat
ateşimi deşen kurdeşen fırtınasın


aşkımı sen gözümde mi sanırsın
gönderirsin beni ufkun ötesine
yüreğim seninle hep yanar aşka
içimde tutuşan aşkın öfkesine


aşkımı sen gözümde mi sanırsın
ki gözüm çıkmasına ah edersin
(görmeye gözüm ol mehlikadan gayrı)
ilamını aleme hayırhah edersin

aşkımı sen gözümde mi sanırsın
kalın ve kara gözlükler kullanırsın geceleri
sen şuurun resmisin heyhat
gayriya kalan dünya gülmeceleri

aşkımı sen gözümde mi sanırsın
ki devekuşu misali kum ararsın
başımı gömüp kumlara heyhat
ateşimde sen de yanarsın



NOKTALAMALAR/Mustafa ÖZER

canlısına ezan değmeyenin
ölüsüne selamı değer


selam ver Allah için
günahı sende kalsın

kurt elmayı neylesin
ona muhtaç değilse

ateşe oksijen sana baldır
muhtaç değilsen ateşi kaldır


ruhumun ataleti yokmuş
tembellik aklımın kiri
gönlünü kirletenler
akla döker zehiri

sana öğüt vermek boş iştir
kuru dala söğüt demek olsa

kavradığım şey ona olan aşkım
bre şaşkın göz halime ne bakarsın


EZİK KAYISI/Mustafa ÖZER

ezilmekten göz göz oldu hücreler
dilenmekten daha beteri de vardır
sana yönelik ricaların
ecri de yok üstelik
ecri yoksa ezanın
dilimin kendi cezası sayarım
uzağında kalıp

görüyorum her yanıma olan işkenceyi
hücrelerimdi göz göz olan
başımdaki eğlenceyi
satın alan
gözlerimdi
görüyor

bre itim kafir
putuma saklanıp zehir basarsın ömrüme
ne inanırsın gördüğüne
ne gördüğüne inandırırsın
böyle yanıyoruz bencillikten


NE DE NAZİRE NAZIMA/ Mustafa ÖZER

(bu dünya soğuyacak)diyordun ya
onun (mavi kadifede bir yaldız zerresi)olduğuna bakıp
bir sincap gibi kaçırdığın cevize üzülerek
korkutuyordun bizi ölümüne bırakıp

oysa dünyamız yanıyordu akkor halde
biz o yangının ferdasıyız nazım
o ateşin içinden çıkıp geldik
belki o yüzden ateş hep içimizde

ve içimizde buz olanlar yok mu
hicrete hazır terk edip kardeşlerini
ve belki de donun içinden çıkacak canlar
kendi zamanlarını dinleyecek
ve belki de bizi anlayamayacaklar
tarih bunu sarih olarak gördü
ve tarih kitaplarının sayfalarına kimbilir
ne ateşler ne soğuklar gömdü
(o) döndü deme bana
hep dönen dolabı kör koyup
(bu dünya soğuyacak)
(bu dünya yanacak)
daldan dala zıplayan sincaplar arasında
seni görünce kaçmayacak
yakın bir can minicik hücrelerinde
senin geleceğini saklayacak
(dünya değil)
bu meşale yanacak
dilerse yaratan yaratır ateşi
ateşte seni yaratır
dilerse derin dondurucularda
ölümünü yaşatır




BESMELE/ Mustafa ÖZER

besmelenin sıcağı soğuğu var mı
içtenlik bu denli zor
yakınlık bu kadar mı

yapma birader
beraberce neler yaşadık
dinazorun dişinde sakin olmak için
politik işkencelere nasıl daldık
yapma birader
bencilce hırsın
akla ziyan
sende de bende de
bırakmaz karar


NİHAN/ Mustafa ÖZER
iki cihan içinde
tekçedir sevdiceğim
o ki nihan içinde
sana ne diyeceğim


KARINCA/ Mustafa ÖZER

hey karınca ayağındaki aksama nedir
bilirim ki yürümek seninle sevinir
o nedenle yürümekten ayaklarında
olan eksik bizde gizlenir

hey karınca insandan sana gelen
seni aksak eden o menhus zehir
zaman zaman içimde düğümlenir
hey çalışkan karınca aferinin benden

mukaddes kelimeleri kullanamam suskunum
sevincimde sırrı olmasın korkunun
duru bir su gibi çalışkan coşkunun
karıncalar oratoryosundaki yeri

hey karınca al bu nimeti yuvana götür
diğer kardeşlerine de ver selam
hayat dediğin insan öğütür
bir gün sonu gelir vesselam

BEYAZ MARTI/ Mustafa ÖZER

çok martı gördüm ortama uygun bayrak
ama benim komşu martılar ak mı ak
her ne denli yüksek sese tepki verseler bile
bağırsalar çığlık çığlığa ciyak ciyak

ezan susunca gömülüyorlar yine sükuna
kimisi nöbetçidir tepede döner durur
kimisi karga karşıtı gururlu
gecenin içinde yıldız yiyorlar sanki
gönül kuşum martılardan öğrendi
yükseklerde mesken tutup yücelmeyi
yumurtadan martı yapıp çoğalmayı
birlik olup kocalmayı

ah bre deli gönül yine uçtun gitti
kaf dağının ardındaki dağdağana
oysa ömür sığıyor kavuniçinden
bir martının gagasına

SÖĞÜT VE KIZ/ Mustafa ÖZER

ey güzel kız endamın adım adım ardından
nazımla yürüyorsun senden olan edalar da yürüyor
söğüt gibi rüzgarda
kıpır kıpır kah yeşil
kah gümüş aydınlığında
ardınca yürüyen arzular da var
delikanlı
akışkan
ölümüne
onlarda kulaklar bilirim
ey güzel kız
aynalara düşüşün yalnızlıktan
olanca rüküşün dalgınlıktan
doğru yolda
kıvrılıp bükülüşün
devinip dökülüşün
endamından
edandan
nazından
yolun açık olsun ey güzel kız




GUGUKLU SAAT/ Mustafa ÖZER

ne evde oturan rahatım var
ne de kaybolmaya ruhsat
ben bugün almak istiyorum
aydan güneşten arınmış guguklu saat

her saat başı arzeden guguk kuşu
hep aşina sesiyle aşiyandadır
onun müzikle süslenip azapla susması
ona zaman taşıyandadır


ELMA/ Mustafa ÖZER
senin yüzünden cennetten atıldık
senin yüzünden düştük daldan
atıldık doludizgin bahçelerine
al yanağın yüzünden ayrıldık doğru yoldan

yüzümün sırrıdır elmacık kemikleri
saklar binlerce yıllık özlemlerini
sevincinde sarar tebessüm mimikleri
hüznünde titrer korkunun elleri

KAF DAĞININ ARKASI/ Mustafa ÖZER

gözlerinin derin yeşilinde zümrüd ü anka beslenir
yakut kayalardan akan güneş
yeşimde yer tutmuş yaprakların mehtabıyla
köşekapmaca oynar gibi gece gündüz
sürükleyip duruyor
kim diye sorma
tecahül ü arifi ben bilemem
sana yakın
bir de gözlerinde kanat açan zümrüd ü anka
anla ki
kafdağının ardında
akarsular gibi söğüt dallarına bürünüp
serin serin akan arzuların var
o sularda ben titreyerek resmimden
salapurya akan tersane arızası
meyhane tortusu
bu korku ayrılmak korkusu
arzularından çıkmış
kokusunu duymadığım sensiz mekanlarda
sana acıkmış kafdağıyım ben



TELEFON/ Mustafa ÖZER

evden arayıp duruyorsun beni
her seferinde yoklamaya var yazıp
anlaşılan kıskanıyorsun gölgeni

hele o yanlışlıkla! Aramaların var ya
kemeri nasıl sıktığını açıklıyor
sancılanma
ölümden öte yol yok

meğer bir mülkiyeti paylaşıyor muşuz
tapu sorunuymuş mesele
asıl sorun gayrı menkul misali yüreğine oturmuş
oysa yiğitlikte bu yoktu
seni tapulamaya iten ihtiyarlık mı
yoksa ajan mısın özelinden
sevgi öldüren

dik dur biraz
biraz da birik
sonrası tebessüm
daha sonra kikirik


MASA/ Mustafa ÖZER

masam bugün sarhoş
gündüzüne güneş gecesine mehtap düştü
kalem defter bilgisayar derken
kitaplar bitap düştü

deyin ki garibin masası
muşmula esası
aynı zamanda oluşmuştur
onun için
muşmulanın suratına şiddet konar
garibin masasına sinek

üstüne düşen güneş olsa bile kırılmaz
suratı muşmulaya dönse de
mehtabın dönekliği suratına vurulmaz

bugün masam sarhoş
güneşten mi soğuktan mı
bilemedik dostlar
belki ağacını şarapla sulamışlar
belki dülgeri sarhoştu
her nedense neden
bugün masam sarhoş
ve ben neşeliyim


PEJMÜRDE/ Mustafa ÖZER

nazında rujun gibi pejmürde senin
bir mujik misali korku dolu gözlerin

içinde kırılmış parça parça duran
ayrıksı elimsi betimsiz dışa vuran

ellerinden kaymış tavuk gibi sinik
kepenkler gibi grese yenik

hayat öylesine eğreti ki ardında
bir gerçek var mı muradında

soruların darmadağın olduğu cevapsız
toz tutmuş camiler gibi sevapsız

neyle böyle boyun bükersin avare
hangi avarelik mayalar şöyle suale

(ben kimim zaman nedir) sulandırma sorsana
yılanı öldürmek gerek oradan sonrasına

seni taşıyacak nazın da rujun da olacak
güzelliğini yutan aynalar kırılacak


TEVHİD/ Mustafa ÖZER

yarab güneş gözümde kalsaydı
gece sönerdi gözyaşımda
sevincimi nura salsaydı
alemi aydınlatırdı gözyaşımla



vurgulama/mustafa özer

doysan da tadarsın nimetin özünü
gönül açken aş doyurmaz gözünü



yağmurun rövanşı
mustafa özer


cama vuran yağmur yumruk misali
içerde buğudan perde çekeli

gece gök gürlüyor her yer karanlık
pencerelerde ki her şey bir anlık

şimşek çakıyor peşpeşe yine cam
korkular dirilmiş hayrolur encam

televizyon suskun oda korkuyor
telefon lal olmuş yürek burkuyor

afete kampana cama vuran o
yılan ıslığı gibi camda duran o

hazreti nuh canlı canlı haykırıyor
heyecan fırtınası canlar kırıyor

yarab bu afet fecre dinecek mi
yarab bu gazap ecre dönecek mi

yarab çöllerin hakkını çöle ver
sevginde şımarana selva gönder


silkme
mustafa özer

karşı katın camından
yaşlı başlı bir hatun
her sabah her öğlen
silkeler çaputları

ana cadde ara sokak
dairenin her yanına
ellerini silkecek
apartmanın damına

ne ahlaktır bilinmez
toz değilki bitecek
ikaz ona karetmez
kefenini silkecek

atıcımı tutucumu
attığı örnek değil
tuttuğu başucunu
atarken görmek değil

nasıl taşıdın yukarı
onca tozu atıyorsun
taş olsa üzmez genci
sen tafra satıyorsun

ters bakana kızıyorsun
nevardiye camdan düşen
üsteleyip şirreti şiyvende
yetiyordu senden düşen

değirmen kurmuş katına
katkılarla öğüterek
pislik denen mikroba
uçma zevki vererek

milletini seviyorsan göster
camdan atarak bedenini
mineroloji keşfetsin
toza giden madenini
 

 

 

 

 

 

Bu sitenin son güncelleştirilme tarihi 05/01/11 05/01/11