Giriş GÜNCEL YAZARLAR Resim-Karikatür Büyük Doğu Arşivi

BAŞYAZI

KİTAP ELEŞTİRİLERİ

KÖŞE YAZILARI

SİYASET

BASINDA GEZİNİRKEN

TARİH

SANAT

FIKIH

BİZE ULAŞIN

Kod adı: Yeni Ortadoğu   /Akif EMRE

Bilmem farkında mısınız, bölge dışı güçlerin Ortadoğuya müdahil oldukları her dönemde birileri bir anda Türkiye'nin değerini hatırlatma ihtiyacını duyuyor. Özellikle Türk basınında belli çevrelerin, Türkiye'nin ne kadar önemli olduğunu söylemeye başlamasını bir 'şifre' olarak okuyabiliriz. Türkiye bölge dışı emperyal politikalara payanda edilmek istenmesinin kod adı haline geldi, ".... açılardan önemi, vazgeçilmezliği" türünden geliştirilen söylem. Tezkere dönemi hatırlayalım; batıda dillendirilen Türkiye muhabbeti ve ardından ABD'li resmi ağızlardan açık hakaret ve tehditler yağdırılması bu iki yüzlülüğün açık göstergesi olarak kayıtlara geçti bile...

Türkiye'nin yeni emperyalist projeye alet edilmesi için ikna görevini sürürden bazı kalemler Lübnan krizinden sonra benzer tarzda kalem oynatmakta gecikmediler. Adeta bir yerden işaret alır gibi, "yeni Ortadoğunun kaçınılmazlığı" fikri toplumun bilinçaltına enjekte edilmeye çalışılıyor.

Üst siyaset dili takınarak, Ortadoğu'yu bekleyen gelişmeler konusunda yapılan stratejik analizlerin arasına sıkıştırılmış 'şifre ifadeler' ustalıkla yerleştiriliyor. Sanki, mutlak bir gelecek bilgisine sahip olmanın kesinliği içinde; Türkiye'nin ne yapması gerektiğini daha doğrusu nelere itiraz etmemesi gerektiğini işleyen bu kalemlerin oynadıkları rolü, tezkere sürecinde artık ezberledik.

Kendine özgü üslubu ile, malum çelişkilerini herkesin unuttuğunu varsayan Cengiz Çandar, mutlaklaştırdığı Amerikan stratejisine uygun tarih ve strateji yorumu yapıyor. "Şu anda Ortadoğu haritasının yeniden çizilmesinin ipuçlarının yaşandığı olağanüstü bir tarihi dönemdeyiz. Irak'taki gelişmeler ve Lübnan savaşı bu tarihi dönemin önsözü gibi. Daha bölümlerine gelmedik. Dünya tarihinde sabit kalmış bir harita yok ve Ortadoğu haritası da tarih felsefesi anlamında bakarsak, bir daha çizilecek." (Radikal,7 Ağustos 2006) Sanki, tarih felsefesiyle söze başlayınca tüm yorumlar mutlak bir bilgi oluyor... Mutlaklaştırdığı görüşleri açık bir vaaza dönüşüyor. Geleceğin bilinmezliğini okuyan bir rahip edasıyla vaazını sürdürüyor. Zaten medya ve özellikle köşe yazarları, toplumsal etkileri bakımından Ortaçağ rahipleri ile karşılaştırılabilir. Ortaçağ rahipleri nasıl toplumu yönlendiren ve de uyutan, kendi sınıfı adına toplumu denetleyen en etkin aktörler idiyse medya ve özelde de köşe yazarları benzer bir 'kutsanmışlık ve dokunulmazlık' kılıfı içinde zihinlerde denetim kuruyorlar. Aynı vaaz üslubu ile toplumu gerektiğinde korkutuyor, cennet vaat ediyor, bilinçlendiriyor (!) Tarih felsefesi böyle diyorsa kaçınılmaz bir geleceğe hazırlanmalıydık. Günlük gelişmeleri değil geçmişi ve geleceğin tarihini de yorumlayarak adeta gaipten haber veriyor dış politika uzmanımız...

Madem mutlak olarak bir yeniden yapılanma süreci yaşanacak o zaman biraz umut dağıtmak da gerecek (Bu arada, bu harita çiziminin neden Batı Avrupa'da ya da ABD'de değil de Ortadoğu'da gerçekleşmek zorunda olduğu sorusunu sormak bile muhaldir). "Ortadoğu haritası yeniden çizilirse, Irak'ın kuzeyi ne olacak meselesi gündeme gelecek. Burası muhtemelen Türkiye'ye bağlı bir vasal devlet olacak. Ya da Türkiye ile bir federasyon ilişkisine girecek."

Birinci Körfez Savaşı'ndan beri önümüze atılan bir yem adeta bu Kuzey Irak'ın topraklarımıza katılması projesi... Tarih felsefesi açısından Ortadoğu'da haritalar yeniden çizilmesi kaçınılmazsa stratejik açıdan da bu bölgelerin Türkiye'ye katılması zorunluluktur. Ne hoş değil mi! Böylece, stratejik analizlerin gösterdiği bu sonuçla; kimsenin içinden çıkamadığı Ortadoğu'daki kargaşa bir çırpıda halledilmiş oluyor.

Manzara böyle olunca Amerika'nın BOP dahil tüm projelerine katılmaktan, kirli oyunlarına suç ortaklığı yapmaktan başka seçenek kalmıyor. Bu mantığa göre, ABD'nin kanlı oyununa partner olmak hem kaçınılmaz, hem de kazançlı. Daha dün Amerika'nın Ortadoğu'yu nasıl demokratikleştireceğini. Özgürlük getireceğini çağdaş değerler adına savunan ve Türkiye'yi suç ortaklığına çağıran bu kalemler Irak'taki sonucu bir anda unutup bir tür rüşvet teklif ediyor..

Küresel kapitalizmin çıkar savaşlarının enerji hatları nedeniyle Türkiye'nin bütünlüğünü garanti altına aldığı gibi umut ve güven veren sözlerle bize "akıllı olmayı" salık veren bu teklif gizli/hatta açık bir tehdit içeriyor. 'Küresel çıkarlara hizmet etmekten başka çıkar yol yok' demenin siyaset literatüründeki başka ismi de 'mandacılık'tır.

Türkiye'nin Ortadoğu'da bir şekilde etkin olmasını istemenin başka anlamlara geleceğinin de pekala farkında olarak tedbiri elden bırakmıyor. "Türklerde, özellikle İslamcılarda, Osmanlı dönemi Ortadoğusu söylemi vardır. Oysa Ortadoğu'nun o dönemde jeopolitik değeri yoktu. Petrol bulunduktan ve Süveyş Kanalı ve ticaret yolları açıldıktan sonra Ortadoğu bize bırakılamaz bir hal aldı. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra da zaten parçalandı. Petrolün olmadığı bir dönemde Ortadoğu turistik bir yerdir" Bize, 'sakın ola kendi rolünüzü oynamaya kalkmayın' diyen bu söylem hangi tarih bilincine ve tarih felsefesine sığar? Bu söylem sadece Osmanlı'yı değil, bir toplumun kaderini belirlemede tarih bilincini, kültür değerini, bir toprağın asli unsuru olmak gibi temel değerleri yok sayan sömürgeci bir yaklaşımdan başka ne olabilir? Tarihinizi, sizi var kılan kültürünüzü, ortak hafızayı diriltmeye kalkmayın demektir.

Evet, Ortadoğu'da kanlı bir savaşla başlatılan kirli oyun oynanıyor. Bu oyun, bölge dışı sömürgecilerle suç ortaklığı yaparak değil kendi dinamiklerimizi iyi değerlendirerek bozulabilir.

8.8.2006/Yeni Şafak

 

 

 

 

 

 

 

Giriş | Yeni Sayfa 112

Bu sitenin son güncelleştirilme tarihi 08/11/06 13/01/09