Giriş GÜNCEL YAZARLAR Resim-Karikatür Büyük Doğu Arşivi

BAŞYAZI

KİTAP ELEŞTİRİLERİ

KÖŞE YAZILARI

SİYASET

BASINDA GEZİNİRKEN

TARİH

SANAT

FIKIH

BİZE ULAŞIN

Reformcular, Diyalogcular... /         Mehmet Şevket EYGİ

             Birtakım Reformcular, dinde yenilik isteyenler, indirilmiş (münzel) İslâm yerine uydurulmuş bir din türetmeye yeltenenler son otuz-kırk yıl içinde kafaları karıştırdılar, dehşetli tahribat yaptılar.

Onların ortaya attıkları fikirlerden biri de, Ehl-i Sünnet ve Cemaat İslâmlığının diğer fırkalar gibi bir parça olduğu yanlış görüşüdür.

Ehl-i Sünnet herhangi bir mezheb veya fırka değildir. Allah’ın kitabı Kur’ân-ı Kerim’e, Resulullah Efendimizin Sünnetine, Sâlih Seleflerin, Ehl-i Beyt Efendilerimizin anlayışlarına mutabık olan gerçek İslâm dinidir.

Bir ara Ehl-i Sünnet hakkında bir makaleler mecmuası çıkartmışlardı. Büyük, hacimli bir kitaptı. Bunu tam yüz elli bin adet basıp dağıtmışlardı. Türkiye’de, biliyorsunuz, şu anda kitaplar bir-iki bin adet basılıyor. Ehl-i Sünneti sarsmaya yönelik bu kitap niçin yüz elli bin gibi Türkiye ölçülerine göre çok yüksek adette basılmıştı? Bu iş için gerekli sermaye nereden gelmişti veya bulunmuştu?..

Evvelce yazmıştım, kısaca tekrarlıyorum: Osmanlı imparatorluğunun din siyasetinin üç ana maddesi vardı:

1. İtikadda ve İslâm’ın anlaşılmasında ve yorumlanmasında Ehl-i Sünnet dairesi içinde bulunmak.

2. Fıkıhta Hanefi mezhebi ile amel etmek (diğer üç mezheb de serbestti).

3. Şeriata aykırı tarafları olmamak şartıyla tarikatları desteklemek ve gelişmeleri için çalışmak.

Yakın tarihimizde İslâm’ı yıkmak, Müslümanların kafalarını karıştırmak için dinde reform, yenilik, değişiklik, tarihsellik cereyanları çıkartıldı. Öyle ilâhiyatçı profesörler zuhur etti ki, çekinmeden şöyle iddia ettiler:

– Müslümanların inandığı ve bağlı olduğu geleneksel ilmihal Müslümanlığı bozuktur, tahrife uğramıştır. Ben,Kur’ân Müslümanlığını çıkarttım, doğrusu odur.

Ne cüret ve cesaret değil mi?.. 1400 senedir büyük nuranî kafile yanılmış, Eimme-i Müctehidin (mutlak ictihad sahibi imamlar), diğer fukaha, süleha, müfessirler, muhaddisler, ehl-i Hak, evliyaullah, kutublar, gavslar yanılmışlar, bizim reformcu ilâhiyatçımız doğruyu bulmuş...

Bir Müslüman din konusunda yeterli ilme ve kültüre sahip değilse, itikadda ve fıkıhta Ehl-i Sünnet ve Cemaate bağlı olması onu kurtarır. İcazetli bir din âliminin yazdığı ilmihali esas kabul eder, dinini ondan öğrenir ve ayağı kaymaz.

Cahil ve mukallid Müslüman, Ehl-i Sünnetten koparsa hemen ayağı kayar.

Reformcular, yenilikçiler, değişimciler ne diyorlar:

(a) Bir Kur’ân tercümesi veya tefsiri al ve İslâm’ı onları okuyarak öğren... Böyle bir şey mümkün müdür? Kur’ân elbette ana kaynaktır, Allah’ın kitabıdır. Ancak ondan hüküm çıkartabilmek için âlet ilimlerini ve ‘âli ilimleri bilmek gerekir. Reformcular, Kur’ân tercümesinin yanında hadis tercümesi kitaplarını da tavsiye ediyorlar...Müslüman elbette Resul-i Kibriya Efendimizin hadislerini okuyacaktır. Lâkin bunlardan kendi kafasına göre itikad, fıkıh, muamelat hükümleri çıkartamaz.

(b) Reformcuların safsatalarından biri de şudur: Ebu Hanife hazretleri “Benim ictihadımı nakz eden bir hadis görürseniz ona tâbi olursunuz...”  buyurmuştur. Cahil ve mukallid Müslümanlara diyorlar ki: “Bak! Ebu Hanife bile böyle söylemiş...” Ancak reformcu tilkiler İmam-ı Âzam hazretlerinin bu sözü kimlere söylediğini bildirmiyorlar. O bu sözü cahil halka, mukallidlere değil, müctehid fi’l-mezheb seviyesinde olan talebelerine söylemiştir. Ebu Hanife’nin bu sözüyle amel edebilmek için, çeşitli varyantlarıyla, senetleriyle, râvileriyle en az elli bin Hadis-i Şerifi ezbere bilmek gerekir. Şimdi zamanımızda böyle kimse var mıdır? Usûl-i fıkıh ne diyor?.. “Bir mukallid nass ile fukaha sözü arasında bir uyumsuzluk görse hangisine tâbi olur? Fukaha sözüne tabi olur. Niçin? Çünkü mukallidin uyumsuzluk gibi gördüğü şey, kendi bilgisizliğinden ve vehminden kaynaklanmaktadır. Ya nesh vardır, ya tahsis, ya tevcih...”

(c) Reformcuların hepsi için söylemem ama onların çoğu mezhebsizdir. Mezheb ise İslâm’ın temizliklere, ibadetlere, muamelelere, cezalara ait hükümlerinin uygulanmasında gereklidir. Mezhep gidince fıkıh gider, fıkıh gidince Sünnete itibar kalmaz, bir yığın fitne fesat, nifak şikak, bid’at, cehalet zuhur eder. Nitekim görülüyor.

(ç) Bazı reformcular sarıklı Farmason Cemaleddin Efganî’yi Müslümanlara kurtuluş rehberi olarak gösteriyor. 1400 yıllık tarihimizde bunca ilim, irfan, ahlâk, fazilet, takva, vera, hikmet, zühd sahibi Rabbanî imamlar varken, sayın reformcu, yalancı bir Farmasonu Müslümanlara niçin rehber olarak gösteriyor? Yalancı dedim çünkü bu adam, aslen İranlı olduğu halde kendisini Afgan gibi göstermiş, yine Şiî olduğu halde Sünnî görünmüştür. Be adam, sen İslâm düşmanı agresif kâfirlerin içinde değilsin ki böyle takiyye yapıyorsun.Yoksa Sünnîleri düşman olarak mı görüyordun?

Reformcular, yenilikçiler “Tarihsel Ekol” mensupları son olarak ortaya dinlerarası diyalog ve hoşgörü ideolojisini attılar.Bunun esasları şudur:

Bir: Musevîlik, Hıristiyanlık ve İslâm, üçü de İbrahîmi dindir ve haktır. Bu suretle dinimizin Allah katında yegâne hak din oluşu inancına ters düşüyorlar.

İki:Üç dinin mensupları cennete girecektir.

Üç: Diğer din mensuplarına hoşgörü, şefkat ve merhametle yaklaşmak için Kelime-i Tevhidin ikinci cümlesi üzerinde durulmamalıdır.

Zavallı Müslüman halkımız... Milyonlarca vatandaşımız doğru dürüst, sağlam din bilgisine ve kültürüne sahip değildir. Akaid okumamışlar, fıkıh okumamışlar, usul-i fıkıh okumamışlar, usul-i tefsir, usul-i hadis okumamışlar... Bunca fitne fesat, nifak şikak, aldatma, yanıltma, saptırma, şaşırtma, zihnini karıştırma, sersemletme propagandası içinde ne yapsınlar?

Bendeniz, 1950’li yılların sonunda Diyanet İşleri Başkanlığı’nda iki sene memuriyet yaptım.O zaman Diyanete Ehl-i Sünnet ve Cemaat zihniyeti hâkimdi. Oradaki hocalar Osmanlı medreselerinde yetişmişti. İçlerinde bir tek reformcu, yenilikçi, bid’atçi yoktu. Şeriattan, fıkıhtan, İslâm’ın zarurî hükümlerinden en ufak bir ödün vermezlerdi.

Aradan yarım asra yakın bir zaman geçti ve manzaraya bakınız. Hepsi için söylemiyorum ama bir kısım ilâhiyatçılar aklın, sağduyunun, vicdanın, insafın kabul etmeyeceği zihniyetler ve iddialar sergiliyorlar.

Kur’ân’daki bazı âyetlerdeki hükümler ve yasaklar mutlak değilmiş, tarihselmiş, Resulullah Efendimizin zamanına aitmiş... Böyle bir tezi kabul edersek, İslâm dini neye döner?.. Beşerî bir ideolojiye veya hümanizmaya döner.

Diyalog ve hoşgörü havarileri, “Yahudileri ve Hıristiyanları dost ve veli edinmeyiniz” meâlindeki âyete tarihseldir diyorlar. Onlar ne istiyorlar? Müslümanların Siyonistleri, Evangelistleri dost ve veli ittihaz etmelerini. Peki, onların İslâmiyet’e ve Müslümanlara nasıl saldırdıklarını görmüyorlar mı? Görüyorlar ama yine de ısrar ediyorlar.

Reformcu ve yenilikçi zümrenin eline Allah fırsat vermesin. Gün gelir, beş vakit namaz farzı için de “Tarihseldir, zamanımızda geçerli değildir...” diyebilirler ve günde üçe, bire indirtebilirler.Hattâ haftada bire indirebilirler.

Bu fitne fesat içinde dinini, imanını, ebedî saadetini korumak isteyenler çok sıkı bir şekilde Ehl-i Sünnet ve Cemaat İslâmlığına sarılmalıdır. Geleneksel ilmihal Müslümanlığından en ufak bir ödün bile verilmemelidir. Kapı hele bir aralanmaya görsün, ne kadar şeytan ve cin varsa o aralıktan girer. 26.06.2005

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Giriş | Yeni Sayfa 133

Bu sitenin son güncelleştirilme tarihi 23/08/06 13/01/09