Giriş GÜNCEL YAZARLAR Resim-Karikatür Büyük Doğu Arşivi

BAŞYAZI

KİTAP ELEŞTİRİLERİ

KÖŞE YAZILARI

SİYASET

BASINDA GEZİNİRKEN

TARİH

SANAT

FIKIH

BİZE ULAŞIN

Neo-con’luk artık kötü bir lakap

                                                             /Hazırlayan: F. Murat Erginöz

Tüm dünyayı felakete sürükleyen Bush’un liderliğindeki ABD yönetimi, insanlığa acı, kan ve gözyaşından başka bir şey vermedi.

Uluslararası kamuoyunun tepkilerine aldırmadan ABD yönetimini küresel imparatorluk kurma stratejisinde saldırgan politikalar izlemeye yöneltenler,  “neo-con”lar ve onların kontrolü altındaki think tank kuruluşlarıdır.

‘Neoconservatism’ (yeni muhafazakârlık), tartışmalı ve net bir açıklaması olmayan bir kavramdır. ‘Neo-con’ ise bu anlayışa sahip insanlara takılan lakaptır.

Neo-conlar, Cumhuriyetçi Parti üyelerinin arasından çıkmıştır. Fakat her Cumhuriyetçinin bir ‘neo-con’ olduğu söylenemez. ‘Neo-con’, Cumhuriyetçilerin muhalifleri tarafından kötü bir lakap olarak kullanılmaktadır. Bir ‘neo-con’ kendisini bu sıfatla tanıtmaz, daha çok ‘muhafazakâr’ demeyi tercih eder. Hatta çoğu, açıkça neo-con olduğunu bile reddetmektedir. Bu da çoğunlukla bir sorun olarak ortaya çıkıyor, çünkü herkes kendisini, Cumhuriyetçi yahut Muhafazakâr olarak tanımlamak ihtiyacı duyuyor. Fakat arada farklılıklar bulunuyor.

Amerikan siyasi sisteminde, maalesef sadece iki tane yeterince güçlü sayılan siyasi oluşum var: Cumhuriyetçi Parti ve Demokrat Parti. 

İki tane parti olduğu için, her bir parti içinde bir sürü ideolojik akımlar baş göstermektedir. Avrupa’da veya Türkiye’de çok sayıda parti olduğu için her bir partiye bir kimlik koyabilirsiniz. Fakat ABD’de bu pek mümkün olmuyor.

ABD’de her bir politikacı, bir iki tane zengin bağımsız aday hariç, ya Demokrat ya da Cumhuriyetçi olmak zorunda. Ama her bir parti içinde, farklı görüşlerde; aşırılık yanlısı ve uyumlu oluşumların bulunması mümkün. Cumhuriyetçi Parti’de, sağ merkez, (büyük şirketlere konan vergilerde indirime gitmek, devlet bütçesini azaltmak, sosyal harcamayı kesmek vb. uygulamalarla) Hıristiyan aşırılığına kadar varan bir partidir. Demokrat Parti’de ne büyük devlet, ne de sosyal harcama konuları esastır. Hareket noktası, kültür, eğitim ile zenci ve latin kökenli bir oluşumdur.

Geçmişte neo-conlar, genellikle anti-komünist eylemciler arasında yer alırdı. Önceden sıradan bir Cumhuriyetçi zihniyeti ile savaşan neoconlar, ideolojik farklılıklarını bir yana bırakarak Cumhuriyetçilerle birleşerek Demokratlara karşı birlik oldular. Bundan sonra ‘neoconlar’ın aşırı bir Cumhuriyetçi olduğu gözlendi.

İç politikada neo-conluğun bir tanımı yapılmamıştır. Bu siyasi hareket aslında, serbest piyasa komünizmine karşı Tayvan ve İsrail’e destek vermektedir. Neo-conlar, ABD’nin her fırsatta gücünü göstermesi gerektiğine inanır. Ülke, BM’ye başvurmadan, şartlarını korumak ve sorunlarını çözmek için gerekirse silahlı kuvvetlere bile başvurmalıdır. Neo-conların emperyalist düşünce yapısının altında yatan fikir budur. Neo-conlara göre, dış siyaset konusunda, ülke içindeki solcular, muhalifler, hain olarak nitelendirilmelidirler. Bir ülkeye açılan savaştan ve yapılan işgalden sonra, oraya yerleştirmeye çalıştıkları sözde ‘demokrasi’nin sağlam ve köklü olacağı inancına sahip olduklarını iddia ederler. Buna örnek olarak da 1945 yılından sonra Almanya ve Japonya’da faşizmden demokrasiye geçişi örnek olarak gösterirler.

Neo Con’luk ve Ortadoğu

1991 Körfez Savaşı’nın ardından, neo-conlar arasında, Saddam’ı iktidardan düşürme planları yapmaya başladılar ve gizli gizli bu konuda lobicilik faaliyetlerine giriştiler. Dönemin Devlet Başkanı Bill Clinton’a gönderilen, 19 Şubat 1998 tarihli bir mektupta, sözde stratejist uzman neo-conlar, Saddam Hüseyin’in devrilmesi yönünde ortaklaşa bir çağrıda bulundular. Neo-conların alttan alta yürüttükleri bu lobicilik faaliyeti 2003 yılına kadar fiili bir etki meydana getirmemişti. Bununla birlikte, ABD’nin İsrail’e tam destek vermesini istiyor ve bu konuda yoğun olarak dört koldan çalışıyorlar.

Eleştirilere anti semitist diyorlar

Neo-con muhalifleri, neo-conların büyük çoğunluğunun Yahudi olması ve İsrail’e karşı yakın bir ilgi duyması hasebiyle ‘çifte sadakat’ sorunu çıkardıklarını belirtiyorlar. Örneğin, sürekli Çin’in tehdidi altında yaşayan Tayvan’la, İsrail kadar ilgilenilmiyor. İsrail’e karşı açıkça büyük bir ilgi ve yönelim olduğu ifade ediliyor.

Muhafazakâr Pat Buchanan, Neo-conların İsrail’in menfaatlerini ABD’nin menfaatlerinden bile öne aldıklarını ve önceliği İsrail’e tanıdıklarını belirtince, bunları eleştirenler ‘anti semitist’ (Yahudi aleyhtarı) olarak nitelendirilmişti. Yani, bir Yahudiyi eleştirmek neo-conlar için düşmanlık olarak addediliyor! Bu duruma tepki gösteren Buchanan, demokratiğe vurulan ‘büyük bir darbe’ olarak açıklar.

Ayrıca, İsrail, 1980 yıllarında, ABD’yi Libya ve Irak’ın hava sahasına girerek nükleer tesislere saldırması konusunda ikna etmeye çalıştılar. Özellikle 11 Eylül 2001 saldırılarından sonra, ABD İsrail ile özdeşleştirilmeye çalışıldı.

Neo-conlar, 1901-1909 yılları arasında ABD Devlet Başkanı olan Theodore Roosvelt’in dış politikada benimsediği ‘sopa siyaseti’ni (yumuşak konuşacaksın, ama büyük bir sopa taşıyacaksın) hayret verici bir şekilde sürdürüyorlar.

Şiddetten yanadır

Neo-conlar ‘şiddet’ yanlısı oldukları için tüm dünyanın tepkisini çekiyorlar. Bu düşünce; ABD’nin yıllardır Irak’ı işgal etmesine sebep olmuştur. Bu gelişme Türkiye’yi çok olumsuz bir biçimde etkilemiştir. Irak Savaşı’nın sürmesi Türkiye’nin bütünlüğüne zarar verecek sürecin oluşmasına zemin hazırlamaktadır. İşgal sürdükçe hain PKK yeniden hortlamaktadır.

Neo-conların çoğu, Sovyetler Birliği’nin yıkılmasını, dönemin Devlet Başkanı Ronald Reagan’ın benimsediği sert politikaya bağlarlar ve bu fikirlerini halen savunmaktadırlar. Ama işin aslı, Sovyetlerin silah yarışında geri kalmış olmasıdır.

90’lı yıllarda, George H. Bush (baba) ve Bill Clinton’ın döneminde, uygulanan dış politikayı eleştiren neo-conlar askeri harcamaların azaltılmasına karşı çıkmışlar ve 1991 yılında baba Bush’un Saddam Hüseyin’i devirmeyip iktidarda bırakmasını içlerine sindirememişlerdir. Ayrıca, neo-conların baba Bush’a gösterdikleri tepkinin ardında yatan asıl neden, İsrail’e verdiği desteği yeterli görmemiş olmalarıdır.

Bugün Washington’daki en önde gelen neo-conlar, Başkan Yardımcısı Dick Cheney, Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, eski Savunma Bakanları Donald Rumsfeld ve Paul Wolfowitz’dir. Neo-conların 11 Eylül olaylarından sonra daha da etkili olduğu gözlenmiştir.

Muhalifleri, neo-conların, Ronald Reagan (1981-1989) ve oğul Bush (2001’den beri)’un dış siyasetini büyük ölçüde etkilediğini savunuyorlar. Muhalifler, 2003 yılında, Irak işgalinin tamamen bir neo-con projesi olduğunu açıklamıştılar.

Bugün muhafazakârlar ve neo-conlar güçlü bir ABD ordusu istiyor. Fakat muhafazakârlar askeri müdahalelere ve diğer ülkelere askeri hareket düzenlenmesine pek sıcak bakmıyor. Neo-conlar ise, tam işgalci bir zihniyetle, güçlü olduğu için ABD’nin fırsatı değerlendirip gücünü göstermesi gerektiğine inanıyor. Dünyanın kendi emirlerinde olması arzusundalar. Örneğin, muhafazakârlar Soğuk Savaş döneminde Sovyet Birliği hakkında yumuşama ve istikrarı destekliyordu. Neo-conlar ise 1970 ve 1980 yıllarında resmen savaş istemiş. İngiliz ve Fransız istihbarat danışmanları; “Iraklılar sizi bir saniye bile topraklarında görmek istemeyecek ve hemen ülkelerini terk etmenizi isteyeceklerdir. Dünya kamuoyu da, ABD halkı dâhil Irak işgalini protesto edecektir” diye uyarmış olmalarına rağmen, neo-con zihniyeti bunu umursamamıştır.

Şu ana dek, Irak işgalinde yüzbinlerce Iraklı hayatını kaybetti, en az iki bin ABD askeri öldü ve savaş minimum 500 milyar dolara mal oldu. Ve ABD, halen sonu belirsiz bir yolda ilerlemektedir.

2

Neo-conlar, “savaş grubu”dur

11 Eylül saldırılarından birkaç gün sonra, muhafazakâr bir ‘think tank’ kuruluşu olan PNAC (Yeni Amerikan Yüzyıl Tasarısı), Başkan Bush’a açık mektup yazarak Irak’taki hükümetin devrilmesi çağrısında bulunmuştur. İsrail’de en etkili ve ünlü Yahudi Maariv gazeteleri, bu habere kaynak olarak, Ari Sharit imzasıyla New York Times gazetesi muhabiri Thomas Friedman’ın söylediklerini aktarıyor:

“Irak Savaşı bir ‘neo-muhafazakâr’ savaşı mı? Neo-conların istediği tek şey savaştır. Neo-con savaş pazarlığı yapmaktadırlar. Bu insanlar 11 Eylül olayları meydana geldiğinde (aslında 1991’den beri) bu projeyi satmaya hazırdılar. Kamuoyu bir savaş istemiyordu. Bu bir ‘elit’ savaşıdır. Size bu planı yapan 25 kişinin adlarını (hepsi de Washington’dadır) verebilirim.”

Maariv gazetesi de bu 25 Neo-con’un çoğunun Yahudi olduğunu yazmıştı.

Muhafazakâr Pat Buchanan, Amerikan Muhafazakâr Dergisi’nin 24 Mart 2005 tarihli sayısında, yayınlanan ‘Kimin Savaşı?’ başlıkla yazısında, Neo-conların Irak savaşına şiddetle tepki göstermişti. Buchanan, “neo-conlar”ı Savaş Partisi olarak nitelendiridi, ayrıca onların listesini ve irtibatlarını açığa çıkardı. Ardından  da yazdıkları dolayısıyla sorgulandı.

Fukuyama’nın şaşırtan çıkışı

1992 yılında yazdığı “Tarihin Sonu” adlı kitabıyla dünyada tarihin bittiğini ve tek modelin Amerikan yaşam biçimi ve örgütlenmesi olduğunu yazan Francis Fukuyama, 1998 yılında dönemin Amerikan Başkanı Clinton’a mektup yazan ve Saddam rejiminin devrilmesini savunan neo-con’lardan biriydi.

Ancak Irak’taki gelişmelerin ardından düşüncelerinden çark ettiğini açıkladı. Fukuyama her ne kadar, kitabında bu düşüncesini açıkladıysa da bu açıklama, bazı çevrelerce kuşkuyla karşılandı. Irak savaşında Başkan Bush’un destekleyicilerinden olan Fukuyama, bugün, savaşın yanlış tarzda, yanlış zamanda ve yanlış yerde olduğunu söyleyerek yine yoruma açık cümleler kullanıyor.

Neo-con politikalarının fikir babası Francis Fukuyama, kamuoyunda şaşkınlık ve kuşkuyla karşılanan açıklamasında, eski fikirlerinin artık savunulamayacağını belirtmişti. Fukuyama, “ABD Dönüm Noktasında” adlı son kitabında, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı George Bush ve yönetimince desteklenen Neo-con politikalarının yerlerde süründüğünü yazmıştı.

3

Önde gelen “Neo-con”lar

Irving Kristol

1920 yılında New York’da doğdu. Doğu Avrupalı Yahudi bir aileden gelen Kristol, Neo-con’ların babası ve kurucusu olarak tanınıyor. 1930 yıllarında ‘Trotskist’ olduğunu ifade eden Kristol ‘Commentary’ dergisinde neo-con düşüncesini yavaş yavaş geliştirdi. Uzun yıllar New York Üniversitesi’nde profesör olarak görev yaptı. Bundan sonra Amrican Enterprise Institute ve birçok neo-con ‘think tank’lera üye olan Irving Kristol, hiçbir siyasi oluşumda ya da resmi görevde bulunmadı.Irving Kristol’un karısının kardeşi Milton Himmelfarb, bir dönem Amerikan Yahudi Komitesi Başkanlığı yapmıştı. Oğlu William (Bill) Kristol, 1952 doğumlu. Norman Podhoretz’in oğlu John Podhoretz ile beraber 1994 yılında ‘The Weekly Standard’ isimli neo-con dergisini kurdu. Finansal destek, medya kralı Fox News kanalından Rupert Murdoch tarafından sağlandı. 1997’te Robert Kagan ile PNAC (Yeni Amerikan Yüzyıl Tasarısı) ‘think tank’ı kurdu. 1991’den bu yana sürekli olarak Saddam Hüseyin’e karşı bir saldırı çağrısında bulunuyordu.

Norman Podhoretz

Norman Podhoretz, 1930 doğumlu. 1990-1995 yılları arasında editör olarak Amerikan Yahudi Komitesine ait neo-con ‘Commentary’ dergisinde çalıştı. Oğlu John Podhoretz ve Rupert Murdoch’a ait ‘New York Post’ ve Koreli Moon tarikatına ait ‘Washington Times’ gazetesinde yazıyor. ‘Commentary’ dergisi, neo-conların ilk dergisi olarak sayılıyor. Irving Kristol, 1947 ile 1953 yılları arasında bu derginin müdürlüğünü yapmıştı.

Paul Wolfowitz

Wolfowitz, Dünya Bankası’nın şimdiki başkanıdır. Amerikan yönetiminde, Irak’a savaş açılmasını isteyen şahinlerin başını çekiyordu. 2001’den 2005’e kadar Savunma Bakanı Donald Rumsfeld’in yardımcılığını yaptı. 1989-1993 arasında Savunma Bakanlığı’nda, 1986-1989’da Endonezya’da büyükelçi olan Wolfowitz, 1972 yılından beri çeşitli resmi görevlerde bulundu; savunma ve dış politika alanlarında çalışmalar yaptı.

Richard Perle

Milli güvenlik konularında sahip olduğu keskin ve sert düşünceleri yüzünden ‘Karanlıklar Prensi’ lakabıyla anılıyor. AEI üyeliği ve ‘Jerusalem Post’ Gazetesi Müdürü olarak görev yaptı.  1970 yılında İsrail lehinde casusluk yaptığı gerekçesiyle yargılandı, ama araştırmalar sonucunda mahkemeden beraat ettirildi. Hollinger International Şirketi, Kanada’da ve Illinois eyaletinde bir sürü yerel gazete sahibi olan bir firmadır. 1994’ten beri, Henry Kissinger ile birlikte, bu holdingin yönetim kurulunda yer alıyor. Jerusalem Post, Hollinger’e ait olduğu zaman da, Perle bu gazetenin yöneticiliğini yapmıştı.

John Podhoretz ve Frank Gaffney:

Koreli ‘Sun Myung Moon’ tarikatına ait olan ‘Washington Times’ gazetesinde yazıyorlar. Bu gazetede, defalarca Türkiye’yi karalayan ve kötüleyen yazılar yayınlanmıştır. Örneğin: Amerikan Büyükelçiliği bir basın açıklaması yayınlayarak, Washington Times'ta Frank Gaffney imzasıyla yayınlanan makalenin Washington’un görüşlerini yansıtmadığını bildirmişti. Açıklama şöyleydi::  ‘27 Eylül tarihli Washington Times gazetesinde Türkiye ve Türk hükümetiyle ilgili ve son derece kışkırtıcı bir dille kaleme alınmış bir köşe yazısı yayımlanmıştır. Yazarın ifade ettiği kendi fikirleridir ve bunlar, hiçbir şekilde Amerikan hükümetinin görüşlerini yansıtmamaktadır. Biz Türkiye'yi önemli bir dost, stratejik bir ortak ve güçlü bir müttefik olarak görmekteyiz. Ulusal Güvenlik Danışmanı Hadley tarafından da ifade edildiği gibi, Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti Türkiye'yi bütün, özgür ve barış içinde bir Avrupa'nın tam üyesi olarak görmek istemektedir.'

4

Amerikan politikasına “think tank”ler yön veriyor

Think tank kuruluşu

‘Think tank’ kuruluşu, ticari ve askeri konularda danışmanlık yapan ve yeni fikirler üretip sunan bir örgüttür. ‘Think tank’, ‘Düşünce Deposu’ anlamına gelmektedir.

II. Dünya Savaşı’nda ‘think tank’lara “Beyin kutuları” deniyordu. Amerikan İngilizcesi argosunda ise, strateji uzmanlarının toplanıp ve savaş stratejisini belirledikleri odanın ismiydi.

İlk ‘think tank’in nerede kullanıldığı kesin olarak bilinmemekle birlikte, bu kelimeler resmi olarak ilk kez, askeri danışmanlık yapan örgütlerde kullanıldı. En meşhurları 1945 yılında kurulmuş olan RAND Şirketi’dir.

1970 yılı itibarıyla aşağı yukarı 25 ‘think tank’ kuruluşu bulunduğu tahmin ediliyor. Hepsi siyaset konusunda ABD hükümetlerine askeri danışmanlık yapıyordu. Bu kuruluşların çok sayıda çalışanı olduğu ve araştırma yapmaları için kendilerine milyonlarca dolar bütçe ayrıldığı belirtiliyor.

1970’ten sonra ise, bu tür kuruluşlar da belirli bir artış gözlendi. İdeolojik ve siyasi açıdan lobicilik faaliyetleri sürdürmek amacıyla birçok küçük ‘think tank’ler ortaya çıktı.

Bugün danışmanlık görevi yapan her örgütün aynı zamanda ‘think tank’i de bulunmaktadır.

Hatta halkla ilişkiler ve pazarlama ile uğraşan bazı örgütler de ‘think tank’ olarak tanınıyor. Bu kuruluşlar, ABD’nin dış ve iç savunma politikasında önemli bir rol oynuyor. Özellikle RAND Şirketi, ABD Hava Kuvvetleri tarafında kurulduğu için, lobicilik alanında yoğun bir faaliyet göstermektedir. Milli savunma ve dış siyaset konuları bu kuruluşlarda asıl gündemini oluşturuyor ve bu şirketler de ABD hükümeti üzerinde çok önemli bir nüfuza sahip.

Bu kuruluşlar, tipik olarak özel kaynaklardan para temin etmektedirler ve ahlâki açıdan sınırlarının olmadığı tartışılıyor. Edinilen bilgilerden, kendi ideolojileri ve emperyalist amaçlarına uygun ‘önyargılı ve taraflı’ sonuçlar çıkarak, hükümeti olumsuz yönde etkilemektedirler.

Çoğu ‘think tank’ kuruluşu, eyaletlerin başkentlerinde ve ABD’nin başkenti Washington’da bulunuyor. Çok güçlü bir lobicilik faaliyetiyle politikacıların ve dolayısıyla kamuoyunun fikirlerini etkilemektedirler.

“Think tank”lerde hep aynı isimler

Midge Decter: Norman Podhoretz’in karısı, 1927 doğumlu.

John Podhoretz: Norman Podhoretz’in oğlu, 1961 doğumlu. New York Post ve Washington Times köşe yazarı.

Kızı, 1948’de Rachel Elliot Abrams ile evlendi.

Robert Kagan’ın karısı Victoria Nuland, Dick Cheney’nin milli güvenlik danışmanıdır.

‘Think tank’larda devamlı aynı kişilerin olduğunu görüyoruz:

Donald H. Rumsfeld, Condooleezza Rice, Lewis Libby, Zalmay Halilzad, Douglas Feith, Lewis Libby, John Bolton, Elliot Abram, Robert Kagan, Michael Ledeen, William Kristol, Frank Gaffney Jr.

PNAC Yeni Amerikan Yüzyıl Tasarısı: Elliot Abrams, Richard Lee Armitage, Bolton Jeb Bush (Florida valisi Bush’un kardeşi), Dick Cheney, Midge Decter, Frank Gaffney, Robert Kagan, Irving Kristol, William Bill Kristol, Lewis Libby, Richard Perle, Donald Rumsfeld, Paul Wolfowitz

Hudson Enstitüsü: Elliot Abrams, Midge Decter, Richard Perle 

RAND: Donald Rumsfeld, Condoleezza Rice , Lewis Libby , Zalmay Halilzad

Görünen o ki; ABD’deki “think tank”larda, dünyayı ateşe veren ve Amerika’yı İsrail çıkarlarının emrine veren neo-conlar hakim.

Think tank ve iki yönlü koltuklar

John Bolton: Birleşmiş Milletleri’ne ABD Büyükelçisi. Eskiden, American Enterprise Institute’nin Başkan Yardımcılığı görevinde bulunmuştu.

Zalmay Halidzad: Cumhurbaşkanı Bush’un Afganistan Özel Elçisi ve Milli Güvenlik Kurumu üyesi, RAND’ın 1993-99 yılları arasında Hava Kuvvetleri projesinin müdürü (1993-1999). Aynı zamanda, Project for a New American Century (Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi)’nin de üyesi.

Zbigniew Brzezinski: Center for Strategic and International Studies’ (Stratejik ve Uluslararası Araştırmalar Merkezi)’nin danışmanı. Aynı zamanda, 1977-81 yılları arasında eski ABD Cumhurbaşkanı Jimmy Carter’ın Milli Güvenlik danışmanlığını yaptı.

Richard Perle: 1987’den beri ‘American Enterprise Institute’nin akademi üyesi. Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi’nin de üyesi.

Strobe Talbott: ‘Brookigs Institute’ başkanı. 1994-2001 arasında Eski Cumhurbaşkanı Bill Clinton’un yardımcılığını yaptı ve 1993-1995 yıllarında Milli Güvenlik Kurumu üyesiydi.

James Steinberg: ‘Brookings Institute’ Dış İşleri Müdür Yardımcısı. 1996 ve 2000 yılları arasında Bill Clinton’un Milli Güvenlik danışmanlığını yaptı. RAND’da da analist olarak görev aldı. (1989-1993)

Donald Rumsfeld: 2001-2003 yılları arasında ABD Milli Savunma Bakanı’ydı.

1981-1986 arasında RAND’ın başkanlığını yaptı.

Condoleezza Rice: 2005’ten bu yana ABD Dışişleri Bakanı. 2001-2005 yılları arasında ise Milli Güvenlik Danışmanı’ydı.

James Schlesinger: Cumhurbaşkanı Nixon’un Milli Bakanı (1973-1974). RAND’da 1963-1969 yılları arasında strateji müdürlüğü yaptı.

5

“RAND’ın casusluk faaliyetleri”

 ‘Think tank’lar, birçok konu üzerinde, (yeni teknolojilerden askeri harekât planlamasına kadar) sivil ve askeri liderlerle birlikte çalışıyorlar. ABD Savuma Bakanlığı ve ordusunun  jeopolitik ve siyaset üzerinde çok kapsamlı araştırma yaparlar.

RAND Şirketi, en eski ve en geniş araştırma ağına sahip bir organizasyondur. ABD’nin yanısıra, Almanya, İngiltere, Hollanda, Katar ve Körfez bölgesinde merkezleri bulunmaktadır. Bu şirketi, para kazanma amacı olmayan bir kuruluş tarafından 1948 yılında kurulmuştur. Bugün, RAND’ın genişleyen çalışma alanının yarısını milli savunma alanına ait işler, diğer yarısını da kamu sağlık, emeklilik, sosyal sigorta gibi konular oluşturuyor.

II. Dünya Savaşı’ndan sonra, hava gücü hakkında araştırma yapan RAND, ABD Hava Kuvvetleri’ni, rakibi Sovyet Birliği’nin çalışma şekli ve teknolojik gelişmeleri hakkında bilgilendirmiştir. RAND’ın araştırma kapsamına, Sovyetlerin askeri stratejisi ve doktrinleri de dâhildi. Daha sonra, RAND, ABD Hava Kuvvetleri ve Milli Savunma Bakanlığı adına, Çin, Doğu Avrupa, Japonya, Güneydoğu Asya, Ortadoğu, Latin Amerika ve Batı Avrupa hakkında (Sovyetler hakkında yapılan kadar ayrıntılı olmasa da) araştırma yapmaya başladı. Bu şirket, araştırdığı ülkenin ekonomik gücü, askeri kabiliyetleri, ulusal amaçları, liderliğe kimin gelebileceği gibi konular hakkında bilgi toplayarak tam bir casus gibi çalışmaya başladı.

RAND, ABD Savunma Bakanlığı’na bağlı üç araştırma ve gelişme merkezini işletiyor. Bunlardan bazıları ‘Hava Kuvvetleri’ projesi, Kara Kuvvetleri’nin Arroyo Merkezi ve Milli Savunma Araştırma Enstitüsü’dür. Bunların hepsi de, orduya, yeni stratejiler, doktrinler ve teknoloji kullanımı gibi konular da dâhil olmak üzere geniş kapsamlı bir istihbarat sunuyor.

Örneğin, RAND, ordu için birkaç yıl boyunca ‘Hava Kuvvetleri’ projesi üzerinde çalışmıştı. Bu araştırmanın detaylarını Pasifik Hava Kuvvetleri’nin o dönemdeki Komutanı General Myers ve şimdiki Hava Kuvvetleri Genel Kurmay Başkanı General Jumper birlikte analiz edip planlamıştı. Bu araştırmaya, Dışişleri Bakanlığı’nın tecrübeli memurları ve birçok uzman üniversite öğretim görevlileri de katılmıştı. Bu grubun yaptığı araştırmaları amaçları ortaya çıkınca, RAND, Zalmay Halidzad’ın yöneticiliğinde yeni bir araştırma grubu kurdu. Bu grubun içerisinde ABD Savunma Bakanlığı’nın memurları da bulunuyordu. Şimdiyse, Halidzad Milli Güvenlik Kurulu üyesi ve aynı zamanda ABD’nin Afganistan büyükelçiliği görevini yürütmektedir. Bu da, RAND ile ABD Savunma Bakanlığı arasındaki işbirliği açıkça göstermektedir. RAND’ın araştırma grubunda, Çin uzmanları ek olarak, bölge uzmanları, savunma stratejistleri, istihbaratçılar ve ekonomistler de bulunuyordu.

RAND, aynı zamanda Kuzey Kore, Endonezya, Hindistan, Afganistan, İran, Irak ve Kolombiya gibi ülkeler hakkında da casusluk düzeyinde istihbarat çalışmaları yapmıştır.

Birçok ülke hakkında araştırma yapan RAND, Doğu Asya, Güney Asya, Ortadoğu ve İran bölgesi hakkında çok detaylı bir bilgiye sahip.

 

 

 

 

 

 

 

 

Giriş | Yeni Sayfa 135

Bu sitenin son güncelleştirilme tarihi 08/11/06 13/01/09