Giriş GÜNCEL YAZARLAR Resim-Karikatür Büyük Doğu Arşivi

BAŞYAZI

KİTAP ELEŞTİRİLERİ

KÖŞE YAZILARI

SİYASET

BASINDA GEZİNİRKEN

TARİH

SANAT

FIKIH

BİZE ULAŞIN

Demokrasi ve Hümanizm Batılılara Öldürme Yetkisi Veriyor!’

ÖZEL RÖPORTAJ: MURAT MENTEŞ

İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü profesörü TEOMAN DURALI, gündemi 8sutun için yorumladı. Tartışma yaratan "Çağdaş,Küreselleştirilen Medeniyet" kitabının yazarı DURALI, bir Alman bilim adamının Türklerin zekasıyla ilgili tezlerinden, Papa'nın İslam ile barışı aynı cümlede anmaktan kaçınmasına kadar pekçok konuda görüşlerini sadece 8sutun'a anlattı.

 

Alman Genetik Araştırma Enstitüsü Direktörü Zekabilimci Volkmar Weiss, Türklerin zeka düzeyinin düşük olduğunu söyledi. Bilimsel bir çerçevede, Türklerin aptal olup olmadıkları tartışıldı...

 

Öyle budalaca bir iddia ki bu... Benim nutkum tutuluyor, ne cevap vereyim? Aziz Nesin `Halkımızın yüzde 60’ı...’ demişti. İddiada `göçmen Türkler’den bahsediliyor. Bunu 

nasıl anlamalı? `Göçmenler böyle ama, hepsi aptal olmayabilir’ şeklinde mi? Hayır. `Türkiye’den kaçıp üstün Avrupa’ya sığınanlar bile bu kadar geri zekalıysa, Türkiye’de yaşayanların halini siz düşünün’ demek istiyor bence. Bu, tüyler ürpertici bir zırva.

 

Milletlerin, toplulukların zekası şakalara konu olabiliyor. Bilim de toplulukları böyle bir ayrıma tabi tutabilir mi?

 

Aslında toplumlar bazı dönemlerde zihin ve duygu bakımından geri bir duruma düşebilir. Siyasi tıkanıklıklar, toplumu çözümsüz, çaresiz bırakabilir. Fakat işin esası, eğitimdir. Öğrenme, bilgilenme, görgü kazanma imkanlarını genişleten bir eğitim sistemi, toplumu açar. Bu da güvenli, huzurlu bir yaşama düzeninin tesisine zemin hazırlar.

 

Volkmar Weiss’in sözleri sizce hakaret kastı taşıyor mu?

 

Hiç şüphesiz evet. Bunun yanında, medya da bir tür hakaret taşıyıcısı. Türklüğü yerin dibine batırma, maneviyatı bozma girişimlerinin bir uzantısı bu iddialar, manşetler. Aşağılık duygusuna kapılmış insanları bir hedefe yöneltmek, gütmek kolaydır. Hakaret ediyorlar ki, emir de verebilsinler, verdikleri emirler ciddiye alınsın. `Türklükten çık, aptallıktan kurtul’ demeye getiriyorlar. Ama aslında Türklüğün arkasında İslam var. Yani `İslam’ı terket aklın başına gelsin’ diyorlar. Bir de şu var: Genetik bize insanın zekası hakkında kesin bilgiler, veriler sunamıyor. 

 

 

Siz bir felsefeci olarak IQ testlerine itibar ediyor musunuz?

 

Hayır, IQ testlerine itibar etmiyorum. Çünkü ben başarısız kalıyorum o testlerde! Şu kadar milyarla bu kadar milyarı çarparsan sonuç ne olur? O soruya cevap veren çocuk aslında bir tür hastadır, bir tür otistiktir. Aslolan ufkun geniş olması, zihinsel açıklık, bununla beraber gönüldeki ferahlıktır. Bu unsurlar, toplumun güzelliğiyle etkileşimlidir.

 

Bir bilim adamının `Falan millet salaktır’ demesi...

 

En kolay iş karşındakini `geri zekalı’ diye damgalamaktır. Birine geri zekalı demek edepsizliktir ve ahmakçadır. Edepsizlikle ahmaklık birbirini gerektiren, birbirinden çıkan şeylerdir. Bir de ahmaklar kendilerini çok akıllı sanırlar. Tıpkı korkakların zalim olmaları gibi.

 

Papa 16. Benedictus, `İslam barışı özendiren yönler içeriyor, ama başka unsurları da var’ dedi. Bu sözle, İslam’ın bir barış dini olmadığını, gündemdeki terör eylemlerine geçit veren bir yapısı olduğunu ima etti. Buna ne dersiniz?

 

Papa’ya şaştım. Bildiğim kadarıyla felsefe okumuş, hatta ilahiyat felsefesi tahsil etmiş biri. Felsefeci, lafı ağzında inceden inceye tarttıktan sonra konuşan kişidir. Yine de Papa’yı anlamaya çalışalım. Barış nedir? Boyun eğmek mi? Dayağa razı olmak, mücadeleden kaçmak, havlu atmak mı? Öyleyse İslam barış dini değil. Bir Müslüman olarak ben, zalime başkaldırmanın kutsal olduğuna inanıyorum. Gelgelelim, insanlara zulmetmek, azab vermek söz konusuysa, tarihte bunun baş kahramanı Avrupa olmuştur. Sömürgeciliği ve onun annesi olan sermayeciliği icat edip geliştiren Müslümanlar değildi. Terör de Batı medeniyetinin içselleştirdiği bir olgudur. Avrupa ve ABD bir olup İslam topraklarına yüzbinlerce ton bomba yağdırınca o bombalardan bir iki tanesi de sekip kendi evini vuruyor. Avrupa’nın 400 yıllık tarihi, dayanılmaz çirkefliklerle doludur. Papa’ya gelince, bir papanın daha nazik olması gerekir.

 

İtalya Reform Bakanı Roberto Calderoli, geçtiğimiz günlerde yaptığı bir açıklamada, `İslam’ın medeniyet olarak nitelenmekten uzak bir din olduğunu’ iddia etti.

 

`İslam medeniyet değil’ demek büyük bir şaşkınlık. İslam medeniyetini inkar ederseniz elinizde medeniyet namına hiçbir şey kalmaz. İslam medeniyetinin mirasçıları olarak `İşte bizim mimari şaheserlerimiz, edebiyatımız, şiirlerimiz, musikimiz, ilmimiz, irfanımız...’ diye gösteriş yapacak halimiz yok. Bir İtalyan bakanı saçmalıyor diye kibre kapılmak bize yakışmaz.... Fakat ne diyeyim, insan kör bile olsa bu dünyada İslam medeniyetine dokunabilir, onun  kokusunu alır, sesini duyar. Demek ki büsbütün iflas etmiş, duymuyor, görmüyor, koku almıyor, komada o bakan... Bir ceset konuşmuş.

 

ABD’de Cumhuriyetçi Parti Colorado milletvekili Tom Tancredo, `Gerekirse Kabe’yi bombalarız’ dedi.

 

Amerika Kabe’yi bombalarsa ne olur?.. Buda heykelleri bombalanmış, yazık olmuş. Kabe tahrip olsa da kıblemiz değişmez. Biz Allah’a ibadet ediyoruz, Kabe’ye tapmıyoruz ki. Ama Papa öldürülürse Katoliklik ayakta duramaz. Biter. İslam’da böyle bir durum yok. İslam’da din kurumsallaşmış değil. Kıbleyi tayin edemiyorsan, hangi yöne dönerek kılarsan kıl namazını, orası Kabe oluyor, kıble oluyor. Bu konu başka yönlerden de tartışılabilir, ama onlar yeterince konuşuldu zaten.

 

Londra’dan ve daha birçok Avrupa şehrinden kaçıyor Müslümanlar. Çünkü sokaklarda sözlü ve fiili saldırılara uğruyorlar. İş sözleşmeleri, kira kontratları, kredi kartları iptal ediliyor. Camiler yakılıyor...

 

Londra’daki bombalı saldırıların doğrudan ya da dolaylı bir tuzak olduğunu düşünmeye yatkınım. Batı, terörü, kendi vahşetinin dayanağı haline getirmekte bu kadar hevesli olmasaydı, böyle bir şüphe taşımazdım ama şimdi içimde şüphe var. Blair’e, Bush’a birer sanık gözüyle bakmamız doğal.

 

 

Müslümanlar büyük bir baskı altında tutuluyorlar. 2/3’ü Avrupa’dan ayrılmaya hazırlanıyor?

 

Evet, çünkü Medeniyetin beşiğinde, en ilkel, en vahşi kanunlar işlemeye başladı. Sokaklarda insan öldürüyorlar. Batılılar her konuda haklı görüyorlar kendilerini. Demokrasi ve hümanizm onlara öldürme yetkisi veriyor!

 

Bu büyük çelişkinin sebebi ne olabilir?

 

İslam’ı, yok etme arzusundalar. Onlara göre İslam, Batı medeniyetine meydan okumanın adı. Bugünkü medeniyetin temeli iktisattır, kazançtır, kârdır. Bu kârı azaltan, felsefi bakımdan anlamsızlığa mahkum eden veriler İslam’da mevcut. Buna katlanamıyorlar.

 

 

İslam’ı hiçbir şekilde kabul edemiyorlar, öyle mi?

 

Doğrusu, Batılı liderlerin, askerlerin siyasetçilerin, papazların kabul edebileceği bir İslam var. Onu da empoze ediyorlar zaten. Dinlerarası diyalogla, Müslümanların başına bomba yağdırılması ve İslam’a hakaret birarada yürütülüyor bu yüzden. Protestan’la Müslüman arasındaki benzerlikler öne çıkarılıyor. `Şu ilke aynı, bu görüş aynı’ deniyor sonra da `İslam’a ne gerek var’ diyorlar. En başta söylediğimiz söze geri döndük: `İslam’ı terket, aklın başına gelsin’ diyorlar. Bunun bir versiyonu da şudur: `İslam’ı bırak yoksa ölürsün.’

 

LÜBNAN TÜRKİYE İÇİN

 

BATAKLIK OLUR

 

 

 

Hükümet, Lübnan’a BM çerçevesinde asker gönderme kararı aldı. Hazırlanan tezkere yarın TBMM’de görüşülecek. Bu arada, Lübnan’da İsrail ile Hizbullah arasındaki savaşın büyütülüp bir din savaşına çevrileceği, Türkiye’nin böyle bir savaşın içinde yer lamamsı gerektiğini söyleyenler var. CHP lideri Deniz Baykal bu görüşte mesela. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz durumu? Lübnan, patlak verecek bir din savaşının mekanı mı?

 

Din savaşının bir parçası olacak bu. Savaş zaten var, hüküm sürüyor, cereyan ediyor. Oraya Müslümanların önder ve öncüsü olarak, İsrail’e karşı savaşmak üzere gitsek, amenna. Ama bu olmayacağına göre, yapacağımız iş doğrudan doğruya İsrail’i korumaktır. Hizbullah’ı silahsızlandıracaklar, bu güce Suriye ve Lübnan’dan gelebilecek hücumlara karşı koruma görevi verecekler. Olacak olan bu. Bunun dışında “Yardım için gidiyoruz” demek inandırıcı değil. İnsani yardım için asker göndermene lüzum yok. Bunu zaten bizden yapanlar bol bol var. İşte, mesela İHH .Dünyanın dört bir bucağına gidiyor, bir yardım ordusu. İaşeyi sağlıyor, güçsüz muhtaç insanlara ulaşıyor. Bunu yapabilirsin. Bunun için silahlı kuvvete gerek yok. Tankla topla tüfekle un götürmeye, pirinç götürmeye, ekmek götürmeye ihtiyaç yok. Ha, “Bu götürdüğüm sivil kuruluşlar saldırıya uğrar, onları korumak için asker gönderiyorum” deniliyorsa, o da saçma. Böyle bir vurucu kuvvete ihtiyaç yok. Yanına kolluk kuvvetleri koyarsın. Yahut oranın zaten kendi adamları var. Hizbullah var, iyi kötü Lübnan polisi var herhalde. Dünyanın öbür yörelerine gönderdiğimiz yardımlarda da biz tümen, tugay filan göndermiyoruz ki. Bu, kılıfı iyi hazırlanmamış minare hırsızlığına benziyor.

 

 

 

Asker göndermemiz için hiç sebep yok, şu halde?

 

Oraya bir tek er bile gönderilmemeli. Bu bizim olayımız değil. Deniz Baykal’ın hayatında söylediği tek doğru şey varsa, o da bu. Bizim hiçbir ilgimiz ilişiğimiz yok. Lübnan bizim için bir bataklığa döner. Irak ne idiyse bu da aynı olur. Yarın Sudan’da bir mesele çıksa, “Oraya asker gönder” dense, yine göndermemeliyiz. Nepal’de çatışma çıktı, BM bizden asker istiyor. Nepal’e gidebiliriz. Ya da Patangonya’ya. Ama İslam dünyasında kesinlikle hiçbir yere “barış gücü” adı altında gitmemek lazım. Güzel bir cevabını Somali’de aldık. O hâlâ Türkiye’de açılmamış bir Pandora kutusudur. Orada sadece ABD feci bir tokat yemedi, belki de biz daha da sorumlu mevkide olduğumuz için çok daha büyük tokat yedik. Ama konuşulmuyor bunun üzerinde, susuluyor. Lübnan’a 10 kat daha büyük tehlike var.

 

Halbuki hükümet, Irak ile bunun farklı olduğunu ısrarla öne sürüyor?

 

Burada ABD bilfiil yok diye biz de ABD yok mu sayacağız? BM nereye gidiyorsa, arkasında ABD ve İngiliz-Yahudi dünyası vardır. BM, onların elinde bir oyuncak. O nedenle, Lübnan’a gitmek bizim için kesinlikle bir felaket olur. Orada çıkacak bir çatışmada İsrailliye silah çekilebileceğine, buna izin verileceğine ihtimal vermiyorum, veremiyorum. Sadece ve sadece Hizbullah’a karşı vaziyet alacaksın. Bu da fecidir. Unutmayalım Cezayir’e karşı işlediğimiz ayıbı. BM oylamasında Cezayir aleyhinde verdiğimiz oy bizim ilelebet alnımızda kara bir lekedir.

 

Türkiye bugünkü koşullarda Lübnan’a asker yollayarak, İslam dünyasında gelecekte oynayabileceği bir rolü de zora mı sokmuş olur?

 

Varolan siyasi iktisadi düzenle İslam dünyasında role soyunmazsın. Özgün rolün olmaz. Ancak yazılmış rolleri oynayabilirsin.. Bunun dışında bağımsız, müstakil rol üstlenmemiz “yasak”.

 

****

 

 

 

 

 

 

 

 

TEOMAN DURALI

 

 

İRAN’IN ÖZEL KONUMUNU

 

8SUTUN'A DEĞERLENDİRDİ:

 

Lübnan’da savaşanın İsrail ile Hizbullah değil de, aslında Amerika ile İran olduğu yorumları yapılıyor. Sizce de bu doğru bir tespit mi?

 

İran olayı çok tuhaf, esrarengiz bir olay. Avrupa – Amerika (ki ikisi aynı şey, ayırmanın alemi yok) İran’a karşı oldum olası mülayim davranmıştır. Bu belki bir ölçüde Şiilikten ileri geliyor. “Böl- yönet” taktiği var. Avrupa İran’ı hep Osmanlı’nın hançeri gibi görmeye alışmıştır. Ne zaman Osmanlı sefere çıksa, İran onun arkasına düşmüş. Bunu hazırlamaya çalışıyor Avrupa oldum olası. Bu bir. Dini açıdan, ilahiyat bakımından Caferilik çok mu farklıdır, ayrı bir kol mudur? Tartışmaya açık bir şey. Ben buna girmiyorum, girmek de istemiyorum. Bu bizim en önemli kırılma noktamızdır, duyarlı olduğumuz hadisedir. Ancak siyasi anlamda İslam’a düşman olan emperyalizm hep bu ayrılmayı, farklılığı aleyhimizde kullanmaya çalışmıştır. Bu, görülür, anlaşılır, bizim fazla çalışmayan beyinlerimizin algılayabildiği, idrak edebildiği bir olay. Ama idrak etmediğimiz, görmediğimiz çok önemli bir hadise daha var. Kuzey Avrupalı, İngiliz, Felemenk, Alman, buna Fransız’ı da katabiliriz , -daha önce dediğim gibi Amerika da bunun devamıdır, ayrı bir bahis açmanın alemi yok- İran’ı Âri ırkından görüyor. Batıda, bütün o aydınlanmacı-insancı nutukların arkasında cılk bir ırk önyargısı vardır ve bunda sağcı-solcu, ilerici-muhafazakar diye ayrılmazlar. Ben en ilericilerinde, en mangalda kül bırakmayanlarında bile çok kazıdığında, ya da Freud’un deyişiyle bilinçaltları su yüzüne çıktığında, bu vasfı, bu keyfiyeti görüyorum. İran’ı da kendilerinden saymışlardır hep.

 

Yani?

 

Bakıyorsun mesela, aydınlanma çağının önde gelen şahsiyetleri, yazarları-çizerleri filan, en çok nereye meyletmişler? İran kültürüne. Bilâkaydüşart İran’a, Farsa büyük bir eğilim olmuştur. Doğuda, kendi dünyalarının dışında, kendilerinin bir adacığı gibi görmüşlerdir İran’ı. Buna tabii Hind’i de katmak lazım, Hind’in Ari kesimini, Dravit ırkından olmayan kesimini. O bakımdan kolay kolay bugün ABD veya başka bir Batılı güç, “İran’ı dümdüz ediyorum” diye yola çıkamaz. Yani İran bir ikinci Afganistan, Irak olmaz.. Güç yetse bile. Kuzeybatının entelektüel kamuoyu, düşünen yazan-çizen kamuoyunda İran’a karşı bir duyarlılık vardır. Yunan’a duydukları eğilimin tıpkısını İran’a da duymuşlardır. İran’ın Hint-Avrupalılığını gösterdiğine inanmışlardır.

 

Ne anlamda? Nasıl?

 

Birincisi Şiiliğiyle. Onlara göre Müslümanlık kabaysa, ilkelse, vahşiyse, şuysa buysa, bunu o Âri İran, Şiiliği benimseyerek ve onu bir çeşit milli özellik haline getirerek medenileştirmiş, inceltmiştir. Çağdaş Avrupa’nın önde gelen filozoflarından Corbin mesela, işi gücü bırakıp kendini tamamen buna vermiştir. Ve orada, yani ancak Şiilik kesiminde felsefi değerlerin bulunduğunu ortaya koymuştur. Özellikle Fransa’da çok öne çıkmıştır bu husus. Felsefe insanın en yüksek faaliyetidir. Aklın ışıdığı sahadır, bilimin annesidir vs. Avrupa da genellikle İslam’da felsefenin olmadığını öne sürmüştür. İstisnası ise Şiiliktir, İran’dır. Bütün bunları düşündüğümüzde İran’ın kolay kolay bir saldırı hedefi haline getirilebileceğini sanmıyorum. Ancak…

 

Ancak?

 

Ancak İsrail İran’ın nükleer silah konusunda çok donandığı bilgisine ulaşır veya zehabına kapılırsa… O zaman başka. Çünkü İsrail’in bir dediği iki edilemez.

 

Ne olur bu durumda?

 

Durum değişir. Zaten bana öyle geliyor ki, İran’ı bugünlerde çok sıkıştırıyorlar, “yapma” diyorlar İran’a, “n’olur yapma! Seni incitmek, seni kırmak, hele hele öldürmek hiç istemiyoruz. Biz seni seviyoruz. Fakat bak, bizim can damarımız İsrail, senden çok çekiniyor, kaygılanıyor, bırak bunu! Ne istersen yapacağız, İsrail’i artık kaygılandırma da, bu işi halledelim” Burada doğrudan doğruya İslam’la olan bir karşıtlaşmayı görmüyoruz.

 

İsrail’le İran arasındaki mesele nedir o zaman? O nereye dayanıyor?

 

Aslında o bir muamma. Çünkü Yahudilerin en çok sevmeleri gereken millet de Fars milleti olması lazım. Adamları Babil esaretinden kurtardılar, götürdüler Kudüs’e yerleştirdiler. Tapınağı yeniden inşa etiler vs. Ama Yahudiler her şeyi unuturlar. Ayrıca, İran, söylemeye gerek yok, büyük bir devlet. Tarihin bugün Çin’den sonra yerli yerinde duran en eski devleti. Yaşayan bir fosil gibi. Bu eskiliğinin, bu büyük medeniyet mirasçılığının marazı depreşti İran’da. “Ben öyle 10., 20. sınıf bir devlet değilim, beni dikkate alacaksınız” diyor. Zaten Humeyni ihtilalinin de arkasında İran milletinin aşağılanmış olmaya tepkisi vardır. Büyük milletleri sürgit aşağılayamazsın. Çok fena silkinirler. Bunu Birinci Dünya Savaşında Versailles anlaşmasından sonra Almanya’nın aldığı tavırda görebiliyoruz. İran da buna bir örnektir. Humeyni büyük bir önder olarak gelmiştir İran’a, milleti Şah zamanındaki ezilmişliğinden çıkarmaya. Gerçi Şahın da iki dönemi var. Uşaklık ettiği dönem ve “artık yeter” dediği, “artık sizin dümen suyunuzda gitmeyeceğim, kemdi başımın çaresine bakacağım” demeye başladığı, yani “suyunun ısındığı” dönem. Tabii İngiliz-Yahudi emperyalizmi iyi göremedi, onlar da Allahu Taala değil tabii, hesap hatası yapıyorlar, Humeyni’yi Şahın önünü kesmek için, “Şahla birlikte şahlanacak İran” ülküsünün önünü alabilmek için kullandılar. Fakat Humeyni istediklerini vermedi, tam tersi çıktı. Aynı hatayı Stalin’le yapmışlardı. Sovyet olayını elli yıl önce durdurabilirlerdi, Stalin konusunda hesap hatası yaptılar.

 

Dünyada, Ortadoğu’da temerküz eden bir din savaşından söz ediliyor. Lübnan’da son cephe, deniliyor. Şu halde İran bu din savaşında taraf değil mi?

 

İran olayı doğrudan doğruya İslam’la çatışma olayı değil. Burada başka ince ayrılıklar var. İngiliz-Yahudi dünyasının istemediği bir mücadele var ortada. Bu, bize karşı 1840lardan itibaren yürütülen savaşa benzemiyor. Biz yok edilmek istendik, tümüyle ortadan kaldırılmak istendik, çünkü İslam’ın çekicisi, lokomotifi, motoruyduk. Bizim arkamızda da bir Ârilik duvarı yoktu. Gayet net söylüyor Lyod George: “Bu adamlar Orta Asya’dan inmiş bir sürüdür, geldikleri yere geri gönderileceklerdir.” Arapların büyük kültür başarılarını takdir etmelerine rağmen Araplara da sevgi dolu gözlerle bakmıyorlar, bakamıyorlar, çünkü Sami ırkından onlar da. İran’ın ikircikli durumu var. İslam, gerek Müslümanların, gerekse Müslüman olmayanların gözünde Sünnilikle çakıştırılmıştır. Şiilik olayına, Humeyni hadisesine mesela Avrupa çok şaşırmıştır. Ne yapacaklarını bilememişlerdir 1979-80lerde. Nasıl tepki göstereceklerine karar verememişlerdir. Böyle bir hareket, İslam devrimi hareketi diyelim, Türkiye’de, Mısır’da, Sudan’da patlak verseydi, tavırları çok açık olurdu. Ama İran’da ortaya çıkınca, çok şaşırdılar, elleri ayakları dolandı, ne yapacaklarını, nereye koyacaklarını bilemediler. Bugün Batı Asya’da cereyan eden savaşın, evet, biraz önce dediğimiz gibi İslam’a karşı yürütülen bir Haçlı Seferi yönü var, ancak İran’ın durumu burada farklılık arz ediyor. Onu aynı denklemin içine yerleştirmek bizi hesap hatasına götürür.

 

ABD’nin Ortadoğu’da ve Asya’da peşpeşe giriştiği savaşların İran lehine sonuçlar doğurduğu tezi de var zaten. Siz de buna katılıyor musunuz? Nasıl anlamak gerekir bunu?

 

2001’den, 11 Eylül hadisesinden bu yana Batı Asya’da gelişen herşey İran’ın lehine oldu. Taliban’ın götürülmesi, Saddam’ın indirilmesi… Nerden bakarsan bak, sürekli olarak İran’ın lehine işleyen bir süreç söz konusu. Bana öyle geliyor ki İran kalkıp da “Kardeşim, tamam, ben şartlarlınızı kabul ediyorum, İsrail’le elele kolkola yürüyeceğim, hiçbir sorun çıkarmayacağım” dese, İran’ı ihya edecekler. Mollalar gitsin filan gibi dertleri yok. Herkes yerinde kalacak. Yeter ki şu İsrail’i her ne kerametse tehdit etme, varlık şartını ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, diyorlar. Fakat İran da bunu yapmak zorunda, çünkü İslam dünyasını önderliğine soyunmuş. Yani bizim bıraktığımız boşluğu doldurmak istiyor. Bu çok zor. Sözüm ona mezhep ayrılığından ötürü İran’ın bunu başarması çok zor bir iş. İran’ın bunu başarabilmek için olağanüstü köklü ve kökten girişimlerde bulunması lazım. Bu nerden geçiyor? İsrail düşmanlığından. Bugün Batı Asya’nın batı yakasında; Filistin’de, Lübnan’da, Suriye’de, Irak’ta İran olağanüstü bir itibar biriktirdi. Müthiş. Bunu Arap yarım adasına da, Mısır’a da yaymak istiyor. Böyle bir siyaseti var. Ben dünya devletiyim, “hadi ABD’yle aşık atıyor olmayayım, ama hiç değilse Çin’le, Rusya’yla aynı yerde görüleyim” diye düşünüyor. Zamanla bunları da geçip ABD’ye karşı ikinci bir kutup oluşturmayı bile kafalarının arkasında bir yerde tasarladıklarına inanıyorum. Bunun için de İslam dünyasını arkasına almaları lazım.

 

Lübnan’a asker yolmaya hazırlanan Türkiye bütün bu inceliklerin farkında mı peki? Buna göre mi bir pozisyon alıyoruz?

 

Ortada bir İslam’a karşı çekilmiş kılıç var, bu hadisenin içinde İran da bulunuyor, ama İran denklemde doğal görülebilecek bir unsur değil. Yani bu kitapta İran’a ayrı bir bölüm açılması lazım. İran’ın durumu farklı. Bunu bizde kurmaylar, sivil olsun asker olsun, ne kadar görüyor, görebiliyor, bilmiyorum. İşitmedim. Bugüne kadar şu konuştuklarımızın herhangi bir ipucunu alamadım. Bilindiğini, görüldüğünü de sanmıyorum. O duyarlılık yok bizde. Bizim en az tanıdığımız dünya Avrupa. Hiç tanımıyoruz. Hiç bilmediğimiz bir dünya Avrupa. Psikolojisinden tümüyle habersiziz. Yekpare bir Avrupa yok. Ama parçalarından yansıyan ortaklık varsa, bunu hiçbir biçimde tanımıyoruz. Tanımadığımızdan da sürekli hem kendi kendimizle ilgili, hem de dışarıyla ilgili hatalar yapıyoruz.

                                                                                                        www.8sutun.com

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Giriş | Yeni Sayfa 160

Bu sitenin son güncelleştirilme tarihi 11/09/06 13/01/09