Giriş GÜNCEL YAZARLAR Resim-Karikatür Büyük Doğu Arşivi

BAŞYAZI

KİTAP ELEŞTİRİLERİ

KÖŞE YAZILARI

SİYASET

BASINDA GEZİNİRKEN

TARİH

SANAT

FIKIH

BİZE ULAŞIN

İslâm hem teşbih, hem tenzihtir! /Dücane CÜNDİOĞLU

Papa “İslâm'da akıl ile Tanrı arasında bağlantı yoktur!” demekle yetinmemiş, bu iddiasının delili olarak da “İslâm'da soyut bir Tanrı inancı bulunduğunu” söylemiş. Yani o kadar soyutmuş ki, o denli uzakmış ki böylesi bir Tanrı tasavvuru akıl ile kavranılamazmış.

“Hangi akıl?” diye sormayacağız. Akl'ı “müslüman aklı”, “hıristiyan aklı” diye de parçalamayacağız. Bilâkis ilim geleneğimize tâbi olmak suretiyle, akl'ı “insan aklı” olarak adlandırıp bu akl'ı da “akl bi'l-meleke” mânâsıyla; kabaca, “yetişkin aklı”yla tanımlayacağız.

Akl'ı nazarî (teorik) ve amelî (pratik) olarak taksim edenler varsa da biz nazarî olana sadece 'akıl', amelî olana ise 'zeka' demeyi tercih edecek ve “soyut Tanrı inancını” akl'ın kavrayabileceğini, lâkin bu konuda zekâ'nın elinden bir şey gelmediğini/gelemeyeceğini hatırlatmakla yetineceğiz.

İnsanoğlunun bu iki ayrı kavrama biçimi nedeniyledir ki Kur'an-ı Kerim, iki farklı yöntem kullanır: teşbih ve tenzih.

Teşbihî anlatımlar zekâ'ya (avamın aklına); tenzihî anlatımlar ise akl'a (havassa) hitab eder. İlki isbatı (sübut), ikincisi de nefyı (selb) gösterir.

Teşbih, Hakk'ı, benzetmelerle, yani ne olduğunu bildiren sıfatlar aracılığıyla bilmenin; tenzih ise, cisimler dünyasına (mahlukata) ait tüm niteliklerden selb ve tecrid etmek suretiyle, yani ne olduğunu değil, ne olmadığını bildiren sıfatlar aracılığıyla Hakk'ı tanımanın ve tanıtmanın yoludur.

Kelâm âlimlerimiz, bu ayrımı zatî (selbî) ve sübuti sıfatlar şeklinde yapmışlardır.

Zâtî sıfatlar şunlardır: 1. Vücud, 2. Vücub, 3. Kıdem, 4. Beka, 5. Vahdaniyet, 6. Muhalefet'ul-havadis. (Ehass-ı havass vücud'un sıfat olmadığı hususunda havassa uyarıda bulunmuşlardır.)

Şimdi bu sıfatları sırasıyla açıklamaya çalışalım: Hakk, 1. Vardır/yok değildir; 2. Zorunludur, yani O hep vardır/varlığını başkasına borçlu değildir; 3. Öncesizdir/sonradan meydana gelmemiştir; 4. Sonrasızdır/varlığı sona erecek değildir; 5. Birdir/çok değildir; 6. O, sonradan varolanlara aslâ benzemez.

Hakkın sübutî sıfatlarının ise -ki Ehl-i Sünnet kelâmcılarına göre 8'dir- hepsinin âleme (mahlûkata) nisbeti vardır: yaratmak, bilmek, görmek, işitmek, konuşmak, vs.

Bu sıfatlar teşbihîdir. Avam hiç kuşkusuz ki “Allah yaptıklarınızı görür, söylediklerinizi işitir” şeklindeki bir hitabı anlamakta güçlük çekmez. Ancak “Nasıl bilir, nasıl görür, bizim gibi mi?” diye sorulduğunda, “Elbette hayır!” denilir, denilmelidir; zira “O'nun benzeri hiçbir şey yoktur” ayeti bu yoldaki tüm itirazları sona erdirecek en sarih merciîdir.

Biraz dinî eğitim almış herkesin ezberinde bulunan bu bilgileri tekrarlamamın nedeni, Kur'an'da teşbihî ve tenzihî ifadelerin fevkalâde dengeli bir surette yer aldığına ve halkın teşbihî ifadeleri zahiren anlamak hatasına düşmemeleri için onları da tenzihî ifadeler aracılığıyla uyardığına işaret etmek. Yani ne tenzihî, ne de teşbihî ifadeler tek başlarına yorumlanabilirler. Her iki anlatım yolu da Kur'an'ın üslûbuna uygun olarak birlikte ele alınmak durumundadır. Ancak vaizlerin vaazlarında sıklıkla teşbihe yer vermeleri, buna mukabil müderrislerin İlm-i Akaid ve bilhassa İlm-i Kelâm derslerinde tenzihi öne çıkarmaları eğitimin ve öğretimin gayesine mutabıktır. İlki terbiye (eğitim), ikincisi talim (öğretim)dir. Çünkü kemal-i maarif talim ve terbiyeyle mümkündür.

Sözün özü, “İslâm'da soyut bir Tanrı inancının bulunduğu iddiasını” tenzih akidesine istinaden doğrulamakta hiçbir mahzur yoktur. Çünkü Rabbimiz Hak Teâlâ, Efendimiz Hz. İsa'ya iftira atan hıristiyanların tasavvur ettikleri gibi oğlu, eşi, benzeri olmaktan, çarmıha gerilmekten, ellerine ve ayaklarına çiviler çakılmaktan, kan kaybetmekten, acıdan, ızdırabdan (passions) münezzehtir. Müslümanlar iman ibadet ve dua edebilmek için Rabbin resmini veya heykelini görmeye ihtiyaç duymazlar.

Niçin?

O, O'dur çünkü! VARLIK O'dur! O ki Allah'tır; ilâh tanınmaya lâyık tek VARLIK'tır. O ki Bir'dir. O ki Samed'dir; varlığını bir başka varlığa borçlu değildir. Oğlu yoktur; sonrasızdır. Babası yoktur; öncesizdir. Aslâ ve kat'a O'nun dengi/eşi/benzeri yoktur.

İşte tenzihî ifadelerin sultanı! (İhlâs Suresi, Kur'an'da bütünüyle Hakk'ın zatından söz eden tek suredir.)

Zekâları ancak teşbihle iknâya müsait olanlar, kendilerine “şah damarlarından daha yakın olan”ı tanıtan Kur'an'ın sesine kulak vermelidirler! O takdirde belki Hakk'ı yanlarında, karşılarında, sağlarında, sollarında değil ama O'nu bizzat içlerinde/gönüllerinde bulmayı becerebilirler.

17.9.2006-Yeni Şafak

 

 

 

 

 

 

 

Giriş | Yeni Sayfa 185

Bu sitenin son güncelleştirilme tarihi 08/11/06 13/01/09