Giriş GÜNCEL YAZARLAR Resim-Karikatür Büyük Doğu Arşivi

GİRİŞ

KİTAP ELEŞTİRİLERİ

KÖŞE YAZILARI

SİYASET

BASINDAN SEÇMELER

TARİH

SANAT

FIKIH

BİZE ULAŞIN

Din Konusunda Çatlak Sesler 

 Mehmet Şevket EYGİ 15/10/2005

TÜRKİYE’de dinî ve fıkhî bakımdan iki sünnî mezheb hâkimdir. Hanefîlik ve Şafiîlik. Camilerimizde namazlar çoğunlukla Hanefî mezhebine göre kılınır. Şafiî vatandaşlarımızın çoğunlukta olduğu yerlerde Şafiî mezhebine göre. Şiî-Caferî  vatandaşlarımızın ayrı camileri vardır. Onlar Sünnîlerin imamlarının ardında namaz kılmazlar, Sünnîler de onların imamları ardında kılmaz.

Son yıllarda Diyanet’e bağlı camilerde bazen Hanefî ve Şafiî fıkhına aykırı lâflar edilmektedir.

Aklı başında vaiz efendileri tenzih ederim. Sayıları az da olsa birtakım reformcuların, mezhepsizlerin cami kürsülerini kullanarak fıkha aykırı konuşmalar yapmaları, hükümler vermeleri son derece yersizdir.

Son otuz-kırk yıl içinde birtakım mezhebsiz, telfik-i mezâhibçi, Mason Cemalüddin Afganî hayranı, ehliyeti olmadığı halde ictihad yapan, fetva ve ruhsat veren birtakım naylon ilahiyatçılar ve sözde hocalar türemiştir. Diyanet’in, bu gibi kişilerin cami kürsülerine çıkıp halkın kafasını karıştırmalarına izin vermemesi gerekir.

Arap İslâm dünyasında son elli yıl içinde çok acayip cereyanlar çıkmış bulunuyor.

Meselâ birtakım din kardeşlerimiz ince naylon çorap üzerine mesh ediyorlar. Yani ayaklarını yıkamıyorlar. Hanefî mezhebinde böyle bir şey câiz olamaz. Bu şekilde abdest alan bir kimsenin abdesti biz Hanefîlere göre sahih değildir. Maalesef bizde de bazıları böyle yapıyor.

Hanefîlikte kan çıkması abdesti bozar. Telfik-i mezahibe taraftar birinin vücudundan kan çıksa ve Şafiî mezhebini takliden abdestini tazelemese Hanefîler o zatın arkasında namaz kılamazlar.

Azılı Farmason Cemalüddin Afganî’yi büyük İslâm önderi, Ümmet-i Muhammed’i kurtaracak ulu rehber olarak kabul edenler var. Böylelerinin ne verdikleri fetvalara itibar edilir, ne de arkalarında namaz kılınır.

Bir ara bazı radikal Müslüman gençler arasında, Sünnîlerin kabul etmediği mut’a nikahıyla evlenmek yaygınlaşmıştı. Mut’a nikahının caiz ve helâl olduğuna itikad eden ve nikahı uygulayan bir kimse Sünnîlikten çıkmış olur.

Arabistan’daki zengin Arap dünyasındaki zengin bir ülke yıllardan beri kendi mezhebini yaymak için propaganda yapıyor, para dağıtıyor. Sünnî İslâm uleması bu mezheb aleyhinde yüzlerce reddiye kaleme almışlardır. Onların aşırı ve bozuk fikirlerinin tesiri altında kalan birtakım sözde selefî kimselerin telkinlerine aldanmamak gerekir.

Yine Pakistan’da meşhur bir hoca, Müslümanların 3’üncü hicrî asırdan sonra gerçek İslâm’ı yitirdiklerini ve sapıttıklarını iddia eden bir kitap yazdı. Bu kitap Türkçeye çevrildi, defalarca basıldı. Okuyanların fikirleri karıştı, itikadları sarsıldı. Bu gibi bozuk, yanlış, aşırı fikirlere kapılan kimselerin ardında namaz kılınmaz. (Hindistan’ın büyük Sünnî din âlimi merhum Ebu’l-Hasen Nedvî bu bozuk kitaba cevap vermiştir. Bu da Türkçeye çevrilmiş, ancak bir kere basılmıştır. Niçin yeni baskıları yapılmıyor?)

Mısırlı meşhur bir Müslüman fikir ve aksiyon adamı da tartışılabilir görüşlerle dolu bir kitabında Sünnîlerin kabul edemeyeceği aşırı ve uç fikirler ileri sürmüştür. Bu kitabın da dilimize çeşitli tercümeleri yapılmıştır. Bu tercümelerden birinde “Namazların ve duaların tembellik çağının ürünleri olduğu” iddia edilmekteydi. İkinci baskıda bu cümle “Salavatlar ve zikirler tembellik çağının ürünleri” olarak değiştirildi. İki tercüme de son derece yanlıştır. Namazların, duaların, salavatların, zikirlerin tembellik çağlarının ürünü olduğunu iddia etmek, küfre kadar gidecek bir sapıklık değil midir? Namazlar, dualar, Peygambere salavat getirmek, Allah’ı zikr etmek farz değil midir? Bu farzlar hafife alınabilir mi, aşağılanır mı?

Vaktiyle Şah’ın adamları tarafından öldürülen İranlı bir sosyolog da “İslâm’ı Tanımak” adlı kitabında “Allah gerçek bir Janus” diye yazmıştır. Janus, eski Romalıların iki çehresi olan bir putunun adıdır. Yüce Allah bir puta benzetilebilir mi? Ehl-i Sünnet Müslümanları Allah’ı hiçbir şeye benzetmezler. Yüce Allah’ın sıfatlarından biri de “Muhalefetü’n li’l-havadis”tir. Allah’ı bir puta benzetmek küfür sözü değil midir? Bu küfür sözünü sarf eden İranlı sosyoloğu büyük İslâm düşünürü, büyük mücahid, büyük şehid olarak kabul edenler nasıl Müslümanlardır? Böyle kişilerin din hakkındaki görüşlerine, verdikleri hükümlere, ettikleri nasihatlara itibar edilir mi?

Bir ilâhiyatçı çıkmış, “İftarda oruç cinsel münasebet yapılarak da açılabilir” diye fetva vermiş. Bu gibi fetvalar, konuşmalar dinle alay etmek mânâsına gelmez mi? Zaten Sabataycı gazeteciler bu gibi lâfları, beyanları dillerine dolayıp Müslümanları hafife almaktadır.

Evvel yoğ idi, yeni çıktı, birtakım nev-zuhur hocalar hayızlı ve nifaslı kadınların da ibadet edebileceklerini, Kur’ân okuyabileceklerini iddia ediyorlar. Sünnî Müslümanlar böyle bir şeyi kabul edemez. Diyanet’in bu gibi saçma sapan, uyduruk fetva ve ruhsatlara cevap vermesi gerekmez mi?

Kendine alimlerin alimi, çok büyük hoca dedirten bir ilâhiyatçı işkembeden fetvalar ve ruhsatlar veriyor. Erkekler altın ziynet eşyası kullanabilirmiş. Din, Şeriat, fıkıh böyle bir şeye izin vermiyor. Bu “Alimlerin Alimi” zat ilhamını nereden alıyor?

Yine bazı hoca geçinenler Yahudileri, Hıristiyanları da cennete sokuyor, onların dini de hak dindir diyor. Hatta bu iğfal edicilerin propagandalarına kanan İzmirli tesettürlü bir kız, Hıristiyan oldu, tesettürü bıraktı. Bu kişiler kesinlikle İslâm’ı temsil edemezler. Böylelerini camilerde konuşturmamak lazımdır. Konuşurlarsa dinlenilmemelidir. Dinleyenlere büyük vebal vardır.

Müslümanlar bağlı oldukları mezhebten zerre kadar ayrılmamalıdır. Klasik ve geleneksel fıkıh kitapları ne diyor, ne yazıyorsa aynen kabul edilmeli ve asla tartışılmamalıdır. Aksi takdirde din, iman tehlikeye girer.

Ticaret, alış-veriş, riba gibi konularda İslâm Şeriatına ve fıkhına aykırı uyduruk ictihadlar yapılıyor, fetva ve ruhsatlar veriliyor. Bunlara da aldanılmamalıdır.

Mezhebsiz Müslümanlar arasında birtakım hafiflikler, laubalilikler görülmeye başlandı. Bakıyorsunuz, birkaç Müslüman bir araya gelmişler, içlerinden birini imam yapmışlar, namaz kılıyorlar. Ne güzel... Ancak, ne imamın başında bir imame var, ne de cemaatin. Namaz kılarken başın örtülü olması namazın âdâbındandır, sünnettir. Bunu hafife almamak gerekir. Bundan iki-üç yıl önce Özbekistan’a gitmiştim. Oradaki camilerde cemaatin başlarında hep takke vardı. Camiye giren iki rekat tahiyye namazı kılıyordu. Onlar, yetmiş küsur yıllık komünizm baskısı altında bizim kadar bozulmamışlar.

Din işlerinin şakası yoktur. Reformcu ilâhiyatçıların ictihad, fetva ve ruhsatlarına kapılanların bir kısmı farkında olmadan dinden çıkabilir, ebedî mutluluklarını yitirebilirler.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın halkı bu gibi konularda uyarması gerekir.

Aşağıda madde madde yazacağım konularda Müslüman kardeşlerimi uyarıyorum:

(1) Mezhebsizlerin, telfik-i mezahibçilerin fikir, görüş, fetva ve ruhsatlarına kulak asmayınız, onlara itibar etmeyiniz, onları dinlemeyiniz.

(2) Bu devirde Türkiye’de mutlak müctehid seviyesinde hiçbir din âlimi yoktur. “Alimlerin alimi... En yüksek hocaların en yükseği” gibi işkembeden atma unvanlara sahip kimselerin tuzaklarına düşmeyiniz.

(3) Türkiye’de şu anda Ömer Nasuhî Bilmen ve Ezherî Ahmed Davudoğlu merhumlar ayarında müftü bile yoktur. Müftülük ehliyetine sahip olmayanların fetvalarını kabul etmeyin.

(4) Gerçek müfessir olmayanların yazdıkları derleme Kur’ân tefsirlerini okumayın. Men fesserel-Kur’âne bi re’yihi fekad kefer (Kur’ân’ı kendi re’y ve kafasıyla tefsir eden kâfir olur) hükmünü unutmayın.

(5) Reformcu ilâhiyatçılara inanmayın, kanmayın. (Reformcu olmayanlara selâm ve hürmetlerimi arz ederim)

(6) Muteber, güvenilir bir ilmihal kitabı alın ve onu başucu kitabınız yapın, dininizi ondan öğrenin.

(7) İsmi cazip, kapağı cafcaflı diye her din kitabını alıp okumayın.

(8) Arap dünyasındaki bozuk mezhebe kapılarak “Şöyle yapmak şirktir, böyle yapmak küfürdür...” gibi aşırılıklara kapılmayın. Dinimiz ölülerin mezarlarını belli etmeye, kabir ziyareti yapmaya izin vermiştir.

(9) Tergib ve terhib konusunda zayıf hadîslere uyulur. Mesela namazı teşvik eden, terkinden dolayı korkutan zayıf bir hadîsi zikr etmenin hiçbir sakıncası yoktur. Çünkü namaz zaten Kur’ân’la, Sünnetle, icmâ-i ümmetle sâbit bir farzdır.

(10) İslâm’ı ilâhî bir din olmaktan çıkartıp, beşerî bir ideoloji ve hümanizma haline getirmeye çalışan müfsidlerin tuzaklarına düşmeyin.

(11) Dinlerarası diyalog ve hoşgörü çukuruna düşerseniz bir daha çıkamazsınız. Bu gibi tuzaklara karşı çok dikkatli ve uyanık olunuz. Tek hak din İslâm’dır. Hz. Muhammed’in risaletini ve dâvetini duyup da reddedenler için selâmet ve kurtuluş yoktur

 

 

Giriş | Yeni Sayfa 24

Bu sitenin son güncelleştirilme tarihi 22/06/06 13/01/09