Giriş GÜNCEL YAZARLAR Resim-Karikatür Büyük Doğu Arşivi

BAŞYAZI

KİTAP ELEŞTİRİLERİ

KÖŞE YAZILARI

SİYASET

BASINDA GEZİNİRKEN

TARİH

SANAT

FIKIH

BİZE ULAŞIN

655 bin kişinin katilini kimler yargılayacak? /İbrahim KARAGÜL

Bugün yapılacak ABD seçimleri için kaç bin Iraklının daha ölmesi gerekiyor? İnsanlığa karşı işledikleri suçlardan insanlığın vicdanında mahkum olanlar bir başkasını insanlık suçundan yargılayabilir mi? Ellerinde yüz binlerce insanın kanı olan bir cinayet şebekesi, hangi toplumun haklarını savunabilir? Hangi masumun vicdanını rahatlatabilir? Kötülüğe daha büyük kötülükle, cinayete daha çok cinayetle, katliama daha acı katliamla, insanlık suçuna daha çirkin insanlık suçuyla karşılık veren hangi toplum iflah olur?

Saddam Hüseyin'e idam cezası verildi. Asılarak öldürülecekmiş. Burada Saddam'ı savunacak değiliz. Kötülük her zaman kötülüktür. Cezasını bulur, bulmalıdır da. Ama daha büyük kötülükleri örtmek için toplumların acılarının istismar edilmesini anlayabilmek, rüzgara kapılmadan gerçekleri görebilmek ve adalet duygusunu ayakta tutabilmek için bazen zor olanı söylemek gerekiyor.

Saddam'ın yakalanması da, yargılama süreci de, idam kararı da ABD'nin Irak'taki durumuna ve iç politikasının seyrine göre gelişti. Irak'ta zor durumda kaldığı zaman, iç politikada sıkıştığı zaman bu yöntemleri deneyen Bush yönetimi, yarınki seçimlerin dışında Irak'ta bu sefer gerçekten çok kötü durumda ve giderek kaybediyor.

Mesela şu tabloya bakalım: Resmi açıklamalara göre Irak'ta ölen ABD askeri sayısı 2 bin 790. Bağımsız kaynaklara göre bu sayı 15 bini aşıyor. Direniş kaynaklarına göre 25 bini aşkın ABD askeri öldü. Arapça haber kaynaklarının verilerine göre ise sayı 33 bin 693. Özellikle son iki ayda Irak neredeyse tamamen ABD'nin elinden çıktı. Güneyi Şiiler, Kuzey'i Kürtler, orta Irak'ı da Sünni direnişçiler kontrol ediyor. ABD'de ise çekilme takvimi tartışılıyor. Ülke bir daha toparlanamayacak halde bölündü. Şimdi bölünmenin resmileşmesi bekleniyor.

Saddam için kurulan mahkeme yasal değil. İşgal güçleri ve kuklaları tarafından yönetiliyor. Slobodan Miloseviç gibi bir uluslararası mahkemede yargılanmadı. Mahkemeyi yönetenlerin bazıları şu anki mezhep katliamından sorumlu isimler. Bazıları ise ölüm mangalarının yöneticileri.

Uluslararası yargı süreci ve uluslararası hukuk, mesela Cenevre Sözleşmesi uygulanmıyor. Son derece keyfi bir mahkeme. İntikam duyguları ile bir yargılama yapılıyor.

Savunma hakkı verilmedi. Avukatları öldürüldü. Tanıklar tehditle ve cinayetlerle sindirildi. Avukatlarından Hamis el Ubeydi 21 Ocak 2006'da, Sadun el Cenabi Ekim 2005'te, Abdüzzübeydi Kasım 2005'te öldürüldü. Saddam'ın savunmasıyla bağlantılı dokuz kişi öldürüldü.

Bağdat sokaklarında ve ülkenin bir çok bölgesinde kan ırmakları akarken, ülke alev alev yanarken ellerini kımıldatmayan Iraklı yöneticiler, katliamı daha da artırmak için bütün çirkinliklerini sergileyenler, yarın kendilerinin de aynı şekilde yargılanacaklarını düşünmeden adalet dağıtıyorlar! Caniler, hırsızlar, ırz düşmanları, kitlesel katliamdan sorumlu isimler adalet dağıtıyor, bir başkasını yargılıyor.

Mahkemedeki iddiaların büyük çoğunluğu gerçek verilere dayanmıyor. Alabildiğine abartılan rakamlar birer propaganda malzemesinden başka bir şey değil. Kimseyi incitmek istemiyorum ama Halepçe katliamı ve idam kararına gerekçe olan Duceyl katliamından sonra görülecek Enfar Katliamı ile ilgili rakamlar gerçeği yansıtmıyor. 1986-89 tarihlerinde gerçekleşen Enfal operasyyonunda 200 bin Kürt'ün öldüğü iddia ediliyor. Ama katliamla ilgili tarafsız bir araştırma yok. Human Rights Watch'ın iki uzmanının yaptığı bir araştırma var, o da rakamı 50 bine kadar düşürüyor. Amnesty, sadece 17 bin kişilik bir isim listesi belirleyebildi. Düceyl'de Saddam'a suikast yüzünden yapılan katliamla ilgili iddialar daha o zaman The New York Times gazetesi tarafından yalanlanmıştı.

Rakamlar çok önemli değil, suç suçtur. Bir kişi bile olsa. Ama şunu söylemek geliyor insanın içinden: ABD, İngiltere, müttefikleri ve içerideki kuklaları üç buçuk yılda aynı yerde 655 bin sivili öldürdü. Medya neden bundan söz etmiyor? Onlar insan değil mi? Bu suçu işleyenler nasıl başka suçları yargılayabilir? Bu bir soykırım değil mi?

Karardan sonra ülkede çok keskin ve kanlı bir iç savaş yaşanacak. Kararın uygulanması zor ama artık ipler koptu. Şii, Sünni ve Kürtler asla bir arada yaşayamayacakları gibi, onlarca yıl sürecek çatışmalar izleyeceğiz.

Mayıs 2005'te telaşla Irak'a giden Donald Rumsfeld, Bağdat havaalanındaki hücresinde, direnişi durdurma karşılığında Saddam'a ve ailesine güvenlik ve ekonomik destek taahhüt etti. Reddedilmeseydi bugün mahkeme bile olmayacaktı. Aynı Rumsfeld'in yıllar önce silah satmak için Bağdat'ta Saddam'la yaptığı görüşmenin resimlerini hatırlayalım.

Bu bir tiyatro. Masumların cesetleri üzerinde oynanan bir oyun. Bugün sevinç çığlıkları atanlar yarın kendilerini sanık sandalyesinde bulacaklar. Saddam'ın kaderini yaşayacaklar. Bugün sırtını ABD'ye verip sırıtanlar yarın Saddam gibi yalnız kalacak. Ve bugün on binlerce kurban üzerinden işgal politikası uygulayanlardan yarın 655 bin insanın hesabı sorulacak. Saddam da kendini idama götüren suçları ABD ile birlikte işlemişti. Şimdi ortakları onu yargılıyor. Yarın, ABD'nin bugünkü ortaklarını yargılayacaklar. Kim mi dersiniz? Birkaç yıl daha bekleyelim, göreceğiz! 7.11.2006/YeniŞafak

 

İran'a saldırı tatbikatı mı? /İbrahim KARAGÜL

Daha önce de sormuştum: Doğu Akdeniz'deki devasa askeri yığınağın sebebi ne? Lübnan'ı tamamen kontrol etmenin çok ötesinde deniz gücünün biriktiği bölgede İsrail savaş uçaklarının Alman gemilerine ateş açmasından daha önemli gelişmeler yaşanabilir. ABD savaş filolarının yanı sıra Avrupa ülkeleri D. Akdeniz'e, 2. Dünya Savaşı'ndan sonraki en büyük askeri yığınağını yaptı. 75 savaş gemisi, casus uçakları, helikopterler taşıyan iki uçak gemisi, 15 savaş gemisi, binlerce asker ve bu sayı artıyor. ABD yüzlerce gemisiyle Doğu Akdeniz, Basra Körfezi ve Kızıldeniz'de toplanıyor.

ABD Başkanı George Bush'un Fransa Cumhurbaşkanı Jaques Chirac'a söylediği; “İsrail İran nükleer tesislerine önleyici saldırı yaparsa bunu anlayışla karşılarım” ifadesini son derece ciddiye almak gerekiyor. Ciddiye almamız gereken başka gelişmeler de var.

Yüzlerce Amerikan savaş gemisi Ortadoğu'nun stratejik sularında toplanmaya başladı. Bu hazırlığa paralel olarak bölgede iki önemli askeri tatbikat başlatıldı. İkisinin de amacı, İran nükleer varlığına yönelik saldırıya hazırlık ve petrol kaynaklarını korumak. Biri, uçak gemilerinin de katıldığı Arap Denizi'nde yapılan Malabar 06 adlı ABD-Hindistan ortak tatbikatı. Bu tatbikata katılan savaş gemileri, daha sonra Basra Körfezine gidecek. İran açıklarında ABD deniz filolarının başlattığı tatbikata katılacak. Operasyon kapsamında gelen askerlerin önemli bir bölümü, aylardır petrol ve doğalgaz platformlarını kontrol eğitimi alıyordu.

Tatbikatın bir diğer amacı da, bölgeye girecek nükleer malzemenin geçişini engellemek. Bu amaç, her ne kadar El Kaide'nin yakında S. Arabistan ve Körfez bölgesinde saldırı yapmasının önüne geçmek olarak ifade edilse de aslında doğrudan İran'ı hedef alıyor. Tatbikata katılmayan S. Arabistan bütün güçlerini alarma geçirdi. Dünyanın en büyük petrol terminalini barındıran bölgelerde olağanüstü önlemler aldı. Bu çerçevede askeri yığınak yapılan yerlerden biri de Kızıldeniz.

ABD'nin nükleer uçak gemisi USS Eisenhower da bu görevle Süveyş Kanalı'nı geçip 31 Ekim'de Kızıldeniz'e girdi. Şu Türkiye'de gazetecilerin davet edildiği, fotoğraflarının birinci sayfalarda yayınlandığı, hakkından övgüler düzülen uçak gemisi. Suudi Arabistan kıyılarında bekleyen bir diğer uçak gemisiyle buluştu. Bunlar olurken ABD'nin istihbarattan sorumlu ismi John Negroponte ise S. Arabistan, Mısır ve İsrail başkentlerinde görüşmeler yapıyor.

Doğu Akdeniz, Kızıldeniz ve Arap denizindeki askeri yığınak hayra alamet değil. Terör ihtimali, petrol ulaşımı ve Lübnan'da ateşkesin korunması gibi gerekçeler, devasa yığınağın sebebini yeterince açıklamıyor. Çünkü bütün bunlara göre oldukça orantısız bir güç birikimi var bu bölgelerde. Irak'ta ve Afganistan'da devam eden savaş da yeterli gerekçe değil. Bu ülkeler için çok özel araçlarla donatılmış mayın gemilerine ihtiyaç yok.

USS Enterprise, USS Iwo Jima, USS Nashville, USS Whidbey Island, USS Saipan ve daha bir çok savaş gemisi ve bağlı birimler Basra Körfezi'nde. USS Boxer, USS Dubuque, USS Comstock gibi gemiler ve bağlı birimler Hint Okyanusunda. USS Dwight D. Eisenhower ve bağlı birimler Kızıldeniz'de. Bütün bunlar ve binlerce asker el Kaide saldırısını engellemeye yönelik mi? Gülerler adama…

Bu gelişmeler İran'da gereken alarma yol açtı. Tahran, ABD ve müttefiklerinin tatbikatına karşı Çarşamba günü aniden kapsamlı bir tatbikat yapacağını açıkladı. “Büyük Peygamber” adı verilen ve Basra Körfezi ile Umman Denizi'nde yapılacak tatbikat on gün sürecek. Tahran ikinci bir sürpriz daha yaptı. ABD tatbikatının başladığı gün nükleer başlık taşıyabilen bir füzeyi denedi. 2 bin kilometre menzilli Şahap-3 füzesi hem İsrail'i hem de bölgedeki Amerikan güçlerini vurabilecek kapasitede.

Dünya petrol akışının yüzde 20'sinin yapıldığı Basra Körfezi diken üstünde. Her an öngörülmeyen bir gelişme yaşanabilir. Doğu Akdeniz, Basra Körfezi ve Kızıldeniz'de biriken stres bir şekilde patlayacak. Şaşırtıcı gelişmeler yaşayabiliriz.

Neden aynı senaryo olmasın!

Vietnam savaşı Ağustos 1964'te Tonkin Körfezi'ndeki bir destroyerine yönelik saldırı iddiasıyla başladı. Bu iddia üzerine ABD Vietnam'a saldırı kararı aldı. Ama zamanla ortaya çıktı ki, aslında böyle bir saldırı olmamıştı. Savaşı başlatmak için bir mizansendi. Bu senaryo milyonlarca Vietnamlının, on binlerce ABD askerinin ölümüyle sonuçlandı. Şimdi gözler Basra Körfezi'nde. Hazır iki taraf da askeri tatbikatlara girişmişken benzer bir senaryo yaşanabilir mi? Bir “kaza” meydana gelir mi? Başka bir ülke ABD hedeflerine saldırır suç İran'ın üzerine atılır mı? İsrail'in böyle bir senaryosu olduğuna inananlar bile var! ABD ya da İngiliz gemilerine yönelik bir saldırı neden benzer bir savaşa yol açmasın! Neden İran nükleer gücü böyle bir senaryo sonucu hedef alınmasın!

Olmaz demeyin! Güce dayalı politikalar, güvenlik stratejileri ve aptallık bu kadar öne çıkmışken olmayacak bir şey yok. Bush'un; “İsrail İran nükleer tesislerine önleyici saldırı yaparsa bunu anlayışla karşılarım” sözünü tekrar hatırlayalım…. 3.11.2006/YeniŞafak

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Giriş | Yeni Sayfa 227

Bu sitenin son güncelleştirilme tarihi 08/11/06 13/01/09