Giriş GÜNCEL YAZARLAR Resim-Karikatür Büyük Doğu Arşivi

BAŞYAZI

KİTAP ELEŞTİRİLERİ

KÖŞE YAZILARI

SİYASET

BASINDA GEZİNİRKEN

TARİH

SANAT

FIKIH

BİZE ULAŞIN

Vatikan-ABD hattı: BOP ya da entegrasyon

                                                                      /Akif EMRE

Türkiye'nin uluslararası dayanakları (diplomasi dilinde müttefikleri deniliyor) ile medeniyet hedefleri arasındaki ikilemi resmeden iki ilginç haber dikkatimi çekti. Amerikan kaynaklı ilk haber hayli kafa karıştırıcı: ABD Dışişleri Bakanlığının uluslararası dini özgürlükler temsilcisi John Hanford; ülkesinin dünyanın çeşitli yerlerinde Müslümanların haklarını savunduklarını açıklamış. Hiç de ilginç bir yanı olmayan bu diplomatik açıklamanın devamında sözcü, “Biz, Fransa'da ve Türkiye'de, kadınların türban takmayı seçme hakkını savunduk” demiş. Başörtüsü gibi Müslümanların hassas olduğu bir konuda, üstelik Avrupa'nın bu konuda gittikçe tarihsel dışlayıcı reflekslerine döndüğü bir dönemde yapılan açıklamanın iyi analiz edilmesi gerekir. Hem de Fransa ve Türkiye örneği verilerek başörtüsüne verilen uluslar arası desteğin başörtüsünü aşan anlamı üzerinde durulması gerekir.

Aynı konu hakkında ikinci açıklama Vatikan'dan geldi. Bu ay sonunda Türkiye'ye gelmesi kesinleşen Papa'nın sözcüsünün yaptığı açıklama tarihi Avrupa ile geleneksel Türkiye-Avrupa ilişkisinin sınırlarını çizer mahiyette. BBC'de yer alan habere göre Vatikan sözcüsü Kardinal Renato Martino “göçmenlerin gittikleri ülkenin geleneklerine, sembollerine, kültürüne, dinine saygı göstermesi gerektiğini” söyledi. Ayrıca göçmenlerin, “Müslümanların bazı tip peçeleri takmalarını yasaklayan ülke yasalarına saygılı olmaları” gerektiğini de sözlerine eklemiş. Söz konusu İngiliz yayın kuruluşu bunu “Vatikan'dan bir yetkilinin Müslümanların batı toplumuna entegrasyonuna dair tartışmalar konusunda son dönemde yaptığı ilk açıklama” olarak yorumluyor.

Son haberin anlamı üzerinde biraz düşünelim. Dinlerarası diyalog konusunda ısrarlı açıklamalarıyla dikkat çeken Vatikan'ın aynı zamanda İslam karşıtı denilebilecek ifadelerini tamamlayan, daha doğrusu şerh eden bir açıklama olarak okumak gerekir. Papa'nın Hz Peygamber'e yönelik sözlerinin, İslam dünyasından çok Avrupalılara yönelik olduğu, Avrupa'nın kendi kimliğini yeniden inşa etme sürecine Papa'nın müdahalesi olarak okumak gerektiğini burada belirtmiştik. Avrupa kimliği biraz da karşıtlıklar, icat edilmiş 'ben ve öteki'likler üzerinden inşa edildiğini düşünürsek; Papa'nın tavrının 'Avrupalı ben bilinci'nin yeniden oluşumuna yönelik bir söylem olduğunu kavrayabiliriz. Vatikan sözcüsünün Avrupa'da yaygınlaşmaya başlayan dışlayıcı, yasaklayıcı kanunlara verdiği destek temelde bir entegrasyon fikrinden hareket ediyor. Türkiye'nin AB macerasına baş örtüsü karşılığında rüşvet kabilinden destek olan kesimlerin kavramakta zorlandığı hareket noktası, Avrupa toplumlarının entegrasyon temelli ilişki istiyor olmalarıdır. Farklılıklarla bir arada yaşamak değil, entegre etmek. Bir medeniyetin başka bir medeniyeti ezemediği tarihsel süreçte farklı bir yöntemle görünür olmaktan çıkarılmasının adı: entegre etmek… AB sürecine Müslüman kitlelerin desteğini almak isteyen muhafazakarların çelişkisi, bir medeniyetin toplum kriterleri içinde farklı kültürel kodlara yer açmanın entegrasyon duvarına çarpacağını görmezden gelmiş olmalarıdır.

Amerika'nın tam bu noktada üstüne basarak Fransa ve Türkiye örneğini vererek baş örtüsü özgürlüğünü desteklediğini açıklamasını, daha pragmatik, ama daha tehlikeli bir stratejik hedefin işaretleri olarak okuyabiliriz. Evet, Amerikan siyaset ve toplum yapısı Avrupa kadar kendi içine kapanık olmadığı gibi toplumsal hafızada Doğu-Batı çatışması belirgin değil. Ancak küresel bir iddia taşıyan Amerikan siyasetinin daha stratejik hedeflerinin var olması başörtüsü özgürlüğüne destek veriyor olmasını daha tehlikeli hale getiriyor. Büyük Ortadoğu Projesinin geçerli olduğu, Irak'taki siyasi hatta askeri başarısızlığa rağmen bu projeyi uygulamakta ısrarlı olduğu şeklinde okumak gerekir. Amerika'nın Ortadoğuda ekonomik, siyasi ve toplumsal dönüşüm projesini muhafazakar yönetimler marifetiyle yürütmek istediği hatırlanacak olursa, köktenciliğe karşı modern İslam (İslam vs İslam) modelini destekleyen bir açıklama. Bu anlamda Amerika'nın başörtüsü yasağına karşı çıkması tedirginliğimi arttırmadı değil. Planlanan stratejik hedefin kültürel alt yapısı olarak okumalı bu desteği.

Şu çok açık: başörtüsüne serbestlik umuduyla AB'ye ikna edilen kitleler bu sefer aynı beklentilerle BOP'a ikna edilmek istenmektedir.

Bu iki açıklamanın özeti: Sömürgeleşme deneyimi olmamasına karşın kültürel anlamda kendi kendini sömürgeleştirme başarısını gösteren tek ülke olarak Türkiye'nin derin çelişkisidir. 16.11.2006-YeniŞafak

 

 

 

 

 

 

 

Giriş | Yeni Sayfa 228

Bu sitenin son güncelleştirilme tarihi 22/11/06 13/01/09