Giriş GÜNCEL YAZARLAR Resim-Karikatür Büyük Doğu Arşivi

BAŞYAZI

KİTAP ELEŞTİRİLERİ

KÖŞE YAZILARI

SİYASET

BASINDA GEZİNİRKEN

TARİH

SANAT

FIKIH

BİZE ULAŞIN

“İsevî Müslümanlık”(!) bâbında - 1  / Engin NOYAN

Şimdi sıkı durun ve akl-ı selîminizin emniyet kemerini bağlayın:

“Eğer onlar âhirete inanıyorlarsa, Peygamberlere inanıyorlarsa, kitaplara ve meleklere inanıyorlarsa, kendilerini Hıristiyan olarak tanımlasalar bile bir nevî Müslümandırlar”.

  

 Durun, daha bitmedi!

 

“Bediüzzaman böyleleri için İsevî Müslümanlar diyor. Açık örnek verecek olursam, Maroviç, Vatikan Büyükelçiliği Istanbul Temsilcisi, ama Peygamberimizin (s.a.v.) peygamber olduğunu kabûl ediyor. Kendisine ‘Siz nesiniz?’ diye sorduğunuzda ‘Ben Hıristiyanım’ diyecektir. Şimdi siz Maroviç’e ‘Hıristiyanım’ dediği sürece ‘Hayır, Müslüman değilsin’ diyebilir misiniz? Şahsen bunu diyemeyeceğimizi düşünüyorum.”

 

Bu sözler Ali Adakoğlu kardeşimin şerefli Vakit gazetesinde her zaman ilgiyle takib ettiğim “Sohbet Ertesi”ne geçtiğimiz Pazartesi günü konu/konuk olan, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı başkanı muhterem Harun Tokak beyefendiye ait.

 

Yani, Vatikan Büyükelçiliği Istanbul Temsilcisi, bir başka deyişle hem dînen hem de siyâseten doğrudan doğruya Papalık Makamı’na bağlı ve de onu temsîl eden besbelli ki yüksek rütbeli bir papazefendi olan bay Maroviç haklı olarak “Ben Hıristiyanım” diyecek ve ben ona “Kusura bakmayın muhterem ama siz istediğiniz kadar ben Hıristiyanım diye iddia edin, hatta yırtının, bana göre siz bal gibi Müslümansınız, üstelik de İsevî bir Müslüman!” diyeceğim öyle mi?

 

Kusura bakmayın ama ben bu mantığı bir türlü anlayamadım gitti!

 

Yahu, önce papazefendi bay Maroviç şaşırmaz mı bu işe?

 

“Ya sizin kulağınız iyice ağır işitiyor, ya da benim Türkçem yetersiz galiba!” demez mi?

 

Kim bilir, belki de benim Türkçem yetersiz, kavrayışım kıt, İslâmî bilgim sığ.

 

Neyse…

 

Peki, neden Kurumsal Hıristiyanlığın bir profesyoneline ve üstüne üstlük de en büyük makamının resmî temsilcilerinden birine ille de “Sen aslında İsevî bir Müslümansın ama bundan haberin yok!” diye dayatmak gerekiyormuş, bu müdhiş (Aman dikkat, müdhiş kelimesini burada aslî mânâsında kullanıyorum!) nazariyenin savunucusu ve kendisini aklı başında Mü’min bir Müslüman olarak tanıdığım muhterem Harun Tokak beyefendi kardeşime göre? Çünkü efendim bu zât, hem “âhirete, Peygamberlere, kitaplara ve meleklere inanıyormuş” hem de Muazzez Peygamberimizin (s.a.v.) “peygamber olduğunu kabûl ediyormuş”!

 

İmdiii, şöyle bir duralım ve işe Kurumsal Hıristiyanlığın en yüce makamının, Âlemlerin Rabbi Yüce Allah’ın, azze ve celle, dîni İslâm hakkındaki resmî görüşünü bir kere daha hatırlamakla başlayalım (bir kere daha diyorum, zira daha önce de burada yazmıştım!).

 

Vatikan’ın, Kurumsal Hıristiyanlık dışında kalan inanç sistemleri/dinler hakkında “Preparatio Evangelica”, yani “müjdeye hazırlık” adı altında, hâlen de sürdürmekte olduğu bir yaklaşımı vardır. “Müjde”, malûm, muharref Hıristiyanlık terminolojisinde, muharref Hıristiyanlığın “Kilise” tarafından tebliğ ve de davet edilen muharref mesajının adıdır. “Preparatio Evangelica” görüşüne göre, muharref Hıristiyanlık dışındaki inanç sistemlerinde/dinlerde mevcûd olan birtakım “temel ahlâkî değer ve ilkeler”, o inanç sistemlerinin/dinlerin mensûblarını “Hıristiyanlaştırmak” için kullanılabilecek “en uygun ve en sağlam zemin”i sağlamaktadır. İlk başta yalnızca “pagan”/müşrik inanç sistemleri/dinler için düşünülen bu “yöntem”in kapsamına, II. Vatikan Konsili’nden sonra Âlemlerin Rabbi Yüce Allah’ın, azze ve celle, dîni İslâm da dahil edilmiştir!

 

“Kurumsal Hıristiyanlık” profesyonellerinin açık ve de yazılı beyânlarına göre, Âlemlerin Rabbi Yüce Allah’ın, azze ve celle, dîni İslâm:

 

1. Kan bağının, yani “kavmî asabiyyet”in yerine “inanç birliğine dayalı toplum/ümmet şuuru”nu geçirdiği;

 

2. “Câhiliye” karanlığından kurtarıp, “vahyî bir mesaj”ın(!) “ilm”iyle “aydınlanma”yı öğrettiği;

 

3. “Büyü” ve “şirk” toplumuna “tek ilâh” kavrayışını yerleştirdiği için, “müjde”yi alıp Hıristiyanlaşmanın, yani “Kilise” dogmaları doğrultusunda –hâşâ!- “nihaî kurtuluşa/felâha erme”nin –hâşâ ve kellâ!- “en uygun ve sağlam zeminini tesis etmiştir”!

 

Bir başka deyişle Vatikan’ın resmî görüşüne ve de inancına göre, her Mü’min ve de Mü’mine Müslüman, “potansiyel bir Hıristiyan”dır ve de bunun “en âlâsı, en kalitelisi”dir! Bu arada hatırlatmakta fayda var, muharref Hıristiyanlığa, yani “Kilise”ye göre “nihaî kurtuluşa/felâha ermek” ancak ve ancak Hz. İsâ’yı (a.s.) o meş’ûm “teslîs dogması” doğrultusunda –hâşâ!- “ete kemiğe bürünmüş ilâh” olarak kabûl etmekle mümkündür!

 

Preparatio Evangelica yaklaşımını ele aldığım yazımı “Biliyorum, bu yazımdan sonra yine kızılca kıyâmet kopacak, malûm diyalogperest taife bu fakîrin ensesinde pişirmedik boza, hakkında atılmadık iftirâ, uydurulmadık hurâfe/yalan bırakmayacak ama belgeler/kaynaklar meydanda!” diye bitirmiştim. Nitekim öyle de oldu. Ne var ki bu uyarı-yazı burada bitmeyecek. Ömrüm olur, nefesim yeterse bundan sonraki yazımda Vatikan’ın, dolayısıyla da Istanbul Temsilcisi olan papazefendi bay Maroviç’in Muazzez Peygamberimizin (s.a.v.) “peygamberliği”ni nasıl algıladığını anlatmaya çalışacağım.

 

Müteyakkız olalım, müteyakkız kalalım!9.11.2006-Vakit

 

 

İsevî Müslümanlık”(!) bâbında-2 

 

 

Ömrüm oldu, elhamdulillah, nefesim yetti ve şimdi sizlere, ey benim başımın tâcı gözümün nûru Mü’min ve de Mü’mine Müslüman kardeşlerim, Vatikan’ın, dolayısıyla da Istanbul Temsilcisi olan papazefendi bay Maroviç’in Muazzez Peygamberimizin (s.a.v.) “peygamberliği”ni nasıl algıladığını anlatmaya çalışacağım.

 

 

Bir evvelki yazımla alâkalı olarak fakîri tebrîk eden, “Allah senden râzı olsun!” diye hayır duâlarını sözlü ve yazılı olarak iletmiş olan herkese teşekkür ederim.

“Ben diyalogdan şunu anlıyorum,” buyuruyor Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı başkanı muhterem Harun Tokak beyefendi mezkûr sohbette: “Siz bizi ve dinimizi iyi tanımıyorsunuz, biz de sizi iyi tanımıyoruz, gelin birbirimizi tanıyalım!”. Ne kadar akılcı, üstüne üstlük masûm bir yaklaşım – ama gelin görün ki gerçeklerle örtüşmüyor!

Hıristiyanlar da Müslümanlar da birbirlerinin dinlerini yeterince iyi bilirler. Gerçi mahzûn ve de mazlûm memleketimizin münevver Müslümanları, hatta ulemâsı Hıristiyanlığın içine-dışına künhüyle vâkıf olmak konusunda biraz geç kalmış, biraz tembel, hatta belki biraz müstağnî davranmıştır uzun yıllar boyunca ama bu çok vahim eksikliklerini son zamanlarda hızla ve en iyi şekilde gidermişlerdir artık.

“Kurumsal Hıristiyanlık/Kilise”, nâm-ı diğer Vatikan ise Âlemlerin Rabbi Yüce Allah’ın, azze ve celle, dîni İslâm üzerinde çok ama çok uzun yıllardan beri derin araştırmalar yapmaktadır ve son derece sağlam, kapsamlı bir bilgi birikimine sahiptir. Hem de öylesine ki, papazefendi ve ilâhiyatçı/“teolog”ların arasında, en yetkili ve de en mu’teber ulemâmıza parmak ısırtacak seviyede “dört mezheb fıkhı üzere ictihâd”da bulunabilecek kadar İslâmî/Kur’ânî bilgi donanımına sahib olan uzmanların sayısı inanılmayacak kadar çoktur!

Âlemlerin Rabbi Yüce Allah’ın, azze ve celle, dîni İslâm konusunda yaşayan en büyük Hristiyan uzmanlardan biri de, edebsiz son Papa’nın son edebsizliğine “referans” olarak aldığı Lübnan’lı papazefendi ve mu’teber ilâhiyatçı/“teolog” Prof.Dr. Adel (yani, Âdil) Theodor Khoury’dir. Bu zâtın Hıristiyanlık ve Âlemlerin Rabbi Yüce Allah’ın, azze ve celle, dîni İslâm arasındaki ilişkilere dâir çok sayıda ve çok mühim eserinin yanı sıra -şimdi sıkı durun!- tam oniki ciltlik bir Almanca mubârek Kur’ân tefsîri vardır ki, Gayr-i Müslîmler tarafından bu sahada yapılmış çalışmaların en kapsamlısı ve en azından akademik dürüstlük açısından en kalitelisidir!

Prof. Dr. Adel Theodor Khoury bakın “çağdaş Hıristiyan teolojisi”nin Muazzez Peygamberimize (s.a.v.) bakış açısını nasıl anlatıyor (bundan sonrasını “HÂŞÂ!” parantezine alarak yazıyorum, siz de lûtfen öyle okuyun):

“Muhammed, İsa Mesih’in Tanrı’lığını yalanladığı ve teslîs inancını şirk kabûl ederek reddettiği hâlde, ilkesel olarak İsa Mesih’ten yana koyduğu tavrı ve o’na (ilkesel olarak) inanması bakımından İsa Mesih’le bir şekilde bağlantılıdır. Bu bakımdan Muhammed, İsa Mesih’ten evvel gelip geçmiş, mesajlarını bildirmiş ve -kâmilen olmasa bile- İsa Mesih’e işâret etmiş olan, dolayısıyla da (insanları) kısmen de olsa İsa Mesih’e doğru götüren peygamberlerle kıyaslanabilir. Aynı şekilde Muhammed’i Ahd-i Atîk’te yer alan ve bâriz bir şekilde peygamberî ifâdelerle konuşmuş olan ve bu peygamberî ifâdeleri İncîl tarafından da geçerli ve gerçek kabûl edilen/onaylanan birtakım mubârek zevât arasına dâhil etmek (yani, o türden biri olarak değerlendirmek) mümkündür. Ayrıca Muhammed’i, fiilleri ve mesajlarıyla insanları Tanrı’ya inanmaya ve (kötülüklerinden) tövbe etmeye sevketmiş ama (bundan dolayı da) asla Tanrı’nın kelâmını söylemiş/bildirmiş olduklarını iddia etmemiş olan ve asla her konuda en ahlâkî davranışın ideal/mutlak ölçülerine sahip olmamış/olamamış kadîm peygamberlerin arasında saymak da mümkündür.”

Prof. Dr. Khoury sözlerini şöyle bağlıyor:

“Hıristiyanlar ve Müslümanlar, Muhammed’in zâtını saygıyla yüceltme yolunun büyük bir kısmında, şu yaklaşımı paylaştıkları sürece, birlikte yürüyebilirler: Muhammed (ancak), hikmet ve firâset sahibi, insanı derinlemesine tanıyan, hayırsever ve hayra davet eden, hilm ve kararlılık sahibi, anlayışlı, muhteşem bir şahsiyete sahip olan ve sık sık peygamberî edâda konuşarak insanları Tanrı’ya ve O’nun rızâsını kazanmaya sevkeden, insanlığın en önemli din kurucularından biridir”!

Devamı biraz daha karmaşık ve özetle mubârek Kur’ân’ın mutlaka, özellikle ve öncelikle İslâm ulemâsı tarafından (aman buna dikkat!) muharref Hristiyanlığın “dogma”larını (yani, en başta “teslîs”i, bir başka deyişle Hz. İsa’nın (a.s.) -tövbe hâşâ!- “ete kemiğe bürünmüş Tanrı/Allah” olduğuna kesinlikle iman edilmesini) onaylayacak şekilde yeniden tefsîr (yani, kelimenin tam mânâsıyla “tahrîf”) edilmesi gerektiği konusunda akıllara durgunluk verici talep-tavsiye-iddiâlarla devam ediyor.

Başka söze gerek var mı?

Şundan hiç kuşkunuz olmasın ki, ey benim başımın tâcı gözümün nûru Mü’min ve de Mü’mine Müslüman kardeşlerim, Vatikan’ın, dolayısıyla da Istanbul Temsilcisi olan “İsevî Müslüman”(!) papazefendi bay Maroviç’in Muazzez Peygamberimizin (s.a.v.) “peygamberliği”ni algılayışı aynen böyledir; böyle olmak zorundadır üstelik! Aksi hâlde hem makâmından olur, hem de “patron”una muhalefet ettiği için onun tarafından derhâl aforoz edilirdi!

Şimdi sorarım size, ey “Diyalogperest Tâife” siz bunları hakîkaten bilmez misiniz, yoksa bal gibi bilir de bilmezden mi gelirsiniz? En azından nasıl içinize sindirirsiniz? Mezhebiniz bu kadar mı geniş, bu kadar mı laçkalaşmış?

Müteyakkız olalım ve müteyakkız kalalım – 28 Kasım yaklaşıyor zira! 14.11.2006/Vakit

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Giriş | Yeni Sayfa 228

Bu sitenin son güncelleştirilme tarihi 22/11/06 13/01/09