Giriş GÜNCEL YAZARLAR Resim-Karikatür Büyük Doğu Arşivi

BAŞYAZI

KİTAP ELEŞTİRİLERİ

KÖŞE YAZILARI

SİYASET

BASINDA GEZİNİRKEN

TARİH

SANAT

FIKIH

BİZE ULAŞIN

Bizim medeniyet projemiz AB mi? /Yusuf KAPLAN

1648'deki Westfalya Anlaşması'yla inşa edilen “Avrupa Dünya Düzeni”, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra BM'nin ve NATO'nun kurulmasıyla birlikte sona erdi. “Dünya düzeni”, ABD tarafından belirlenmeye ve yönlendirilmeye başlandı.

Osmanlı, “Avrupa Dünya Düzeni” içinde yer alıyordu ama bir merkezkaç gücüydü. Bu düzen, homojen değildi: O yüzden, bu düzenin aktörleri arasında emperyalist hegemonya mücadeleleri ve paylaşım savaşları yaşanıyordu. Bu rağmen bu düzeni ayakta tutan itici güç, heterojenliğiydi. Homojen bir birliktelik gerçekleştirilebilmesine, paradigma müsait değildi: Modern-pagan / seküler Avrupa sivilizasyonunun çatışma ve güç mücadelesine dayanıyordu bu paradigma.

İşte Avrupa Dünya Düzeni'nin bu heterojen ve ırk-merkezli yapısı, Osmanlı'nın Avrupa Dünya Düzeni içinde sanıldığından daha etkin ve güçlü bir merkezkaç gücü geliştirmesine imkân tanıyordu: Bu nedenledir ki, çöküş asrında bile Osmanlı'nın küresel jeo-stratejik ve özellikle de küresel jeo-kültürel gücü, çatışma ve güç mücadelesine dayalı -seküler ve kapitalist Avrupa'nın en büyük tehdit kaynağı ve rakibi olduğu için- bu düzenin ayakta durmasına imkân tanıyordu.

Rusya gibi dolaylı, Osmanlı gibi doğrudan iki merkezkaç gücün Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra tarihten çekilmeleri, Avrupa Dünya Düzeni'nin de sonunu getirdi: Çatışacak güç kalmamıştı; ya da çatışma, büyük güçleri bitirmişti. ABD, homojen bir dünya düzeni kurmaya çalıştı. ABD'nin Batı-merkezci ve beyaz ırk-merkezci seküler paradigma üzerinden homojen bir dünya düzeni kurması imkânsızdı: Yaklaşık yarım asır sonra Amerikan dünya düzeni “meşruiyetini” yitirdi ve son çeyrek asırdır da zor ve güç kullan/ıl/arak ayakta tutulmaya çalışılıyor.

Şu ân Amerika'nın başını çektiği dünya düzeni içinde Türkiye, bizzat ABD ve AB ülkeleri tarafından -tıpkı Osmanlı gibi- en büyük merkezkaç gücü olarak görülüyor.

Dünyanın huzura ve barışa kavuşmasını, merkez (laik) bir gücün ilkelerini benimseyen güçler değil, görünmez ve merkezkaç rolü oynayabilecek aktörler belirleyecek. Zira seküler paradigma, yalnızca çatışma ve güce dayalı bir düzen/ek üretiyor. Bu paradigmanın dışına çıkılması gerekiyor artık.

Seküler paradigmanın dışındaki en etkin merkezkaç gücü, İslâm'dır: Bu nedenle, her şeye rağmen, Türkiye, jeo-kültürel konumu ve derin medeniyet tecrübesi nedeniyle küresel sistemin yegâne merkezkaç gücü olarak görülüyor.

AKP'li Murat Mercan, geçen haftaki İskele-Sancak programında, “AB, Türkiye'nin medeniyet projesidir” dedi. Türkiye'nin kültür, tarih ve medeniyet birikimini harekete geçirmesi gereken bir geleneğin temsilcisi olduğu sanılan Mercan'ın böyle bir laf etmesi, Türkiye'nin küresel sistemin şekillenmesinde merkezkaç gücü olarak sahip olduğu potansiyeli kolaylıkla yitirebileceğini gösteriyor. Ki, bu Türkiye'nin, dünyanın, AB ve bölgemizin geleceğinin şekillendirilmesinde büyük bir tarihî fırsatı göz göre göre kaçırması demektir: Oysa bu, küresel kaos ortamında Türkiye'nin hem parçalanması, hem de asimile edilerek yok edilmesiyle sonuçlanacaktır.

1000 yıldır, üç kıtanın yönetilmesinde birinci derecede aktif rol oynayan Türkiye'nin bu rolü yeniden oynama imkânının en fazla belirdiği şu küresel kaos ortamında kendi medeniyet iddialarını terk ederek, AB projesini medeniyet projesi olarak benimseye kalkışması, sadece Türkiye'nin değil, dünyanın da daha büyük çatışmaların eşiğine sürüklenmesinden başka bir işe yaramayacaktır. O yüzden, “AB projesi, Türkiye'nin medeniyet projesidir” diyenlerin kime ve ne'ye hizmet ettiklerini dikkatle düşünmeleri gerekiyor. Hele de bu ülkenin gerçek medeniyet iddialarını ve ideallerini benimsemesi gereken aktörlerin, AB projesinden “bizim medeniyet projemiz” diye sözetmeleri, ne denli kolay pes ettiğimizi, savrulduğumuzu ve teslim bayrağı çektiğimizi göstermesi bakımından son derece düşündürücü ve tehlikelidir. 10.11.2006/YeniŞafak

 

 

 

 

 

 

 

 

Giriş | Yeni Sayfa 230

Bu sitenin son güncelleştirilme tarihi 12/11/06 13/01/09