Giriş GÜNCEL YAZARLAR Resim-Karikatür Büyük Doğu Arşivi

BAŞYAZI

KİTAP ELEŞTİRİLERİ

KÖŞE YAZILARI

SİYASET

BASINDA GEZİNİRKEN

TARİH

SANAT

FIKIH

BİZE ULAŞIN

 Hangi medeniyet, kimlerin ittifakı!.. /İbrahim KARAGÜL

Türkiye ve İspanya öncülüğünde yürütülen Birleşmiş Milletler'in Medeniyetler İttifakı Projesi, yeryüzünü kuşatan derin krizden çıkış için bir yol önerebilir mi? Bu soruya gönül rahatlığıyla cevap vermek zor. Ancak, Başbakan Tayyip Erdoğan, İspanya Başbakanı Jose Luis Dordiguez Zapatero ve görev süresinin sonuna gelen BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Ankara'da verdiği mesajlar, bir çaresizliğin resmedilmesi, dünyanın dibe vurduğunun gösterilmesi açısından son derece önemli. İyi niyetli ve kaygı içeren bir çaba. Soğuk Savaş sonrası barış adına atılan tek adım. Keşke gerçek olabilse!

 

Ancak; “Medeniyetler çatışması” ve “medeniyet için çatışma” ya da İslam kendi içinde çatışacak tezlerinin öncülüğünü yapanların, bu tezler üzerinden bir gelecek şekillendirenlerin, kimlikler üzerinden güç ve hegemonya mücadelesine girişenlerin, güvenlikten dine, kültürden sosyal projelere kadar her şeyi ayrışma ve çatışma tezleri üzerinden belirlediği bir dünyada, bırakalım ittifakı, çatışmaları önlemek için bile umutlar giderek tükeniyor. Hal böyle iken, Ankara ve İstanbul'da verilen mesajların, gösterilen çabaların cılız kalacağını, genel süreci tersine çevirme şansı olmayacağını söylemek mümkün.

 

Proje kapsamında oluşturulan Akil Adamlar Grubu'nun tespitleri elbette çok önemli. Filistin sorununun krizlerin merkezinde yer alması, İslam dünyasındaki sorunlar ve en önemlisi de; aslında bir medeniyet çatışması olmadığı, siyasi çatışma olduğu tezi gibi. O zaman şunu sormak gerekmiyor mu? Medeniyetler çatışması yoksa, bu işin adı neden Medeniyetler İttifakı Projesi oldu?

 

Soğuk Savaş'ın sona erdiği andan itibaren, hemen bütün Batılı siyasi liderlerin İslam ve düşman tezi üzerine sarfettiği cümleler, Batılı aydınların estirdiği entelektüel terörizm dalgası, yeni dünya düzenine dönük güvenlik projeleri, uluslararası ilişkilerdeki radikal değişimler, uluslararası kurumların yeni güvenlik konseptleri, ABD ve Avrupa'daki vatandaşlık ve terörle mücadele yasaları, uyum projelerinin askıya alınması gibi gelişmelerin hemen hepsinin temelinde çatışmacı bir tezin var olduğunu, dünyanın geri kalanını dönüştürme ve kontrol altına alma amacı olduğunu bilmiyor muyuz! Siyasi, ekonomik ve askeri hakimiyeti amaçlayan bu kapsamlı müdahale ne yazık ki kimlikler üzerinden yürütülüyor.

 

Yıllardır bunlar olurken Avrupa ülkelerinden hiç ses çıkmadı. Avrupa aydınları suskun kaldı ve bir çoğu kampanyada yer aldı. İslam dünyası zaten kendi ayakları üzerinde durmanın yollarını arıyordu. Müslüman aydınların önemli bir bölümü, yeni bir şey söylemek yerine bu tezlerin, yeni kavramların sözcülüğünü üslendi ya da sadece özür dileyici bir pozisyona girdi. Hala da aynı durumdalar. On yıl önce yazılanları, söylenen sözleri tekrarlasak, yıllardır nasıl bir küresel krize hazırlık yapıldığını ancak anlayabiliriz.

 

İyi niyetli çabaları istisna tutalım. Ama Medeniyetler çatışması ve ittifakı kavramını üretenlerle yaşadığımız krizin mimarları aynı. Batı'nın 21. yüzyıl lüksünü koruması için üretilen bu kavramlar, tehdit değerlendirmeleri, güvenlik konseptleri ve yürütülen fiili istilalar nedense dünyanın geri kalanının özgürlüğünü, refahını, adaletini, din ve kültürünü hiç göz önüne almıyor. Hem çatışma hem diyalog söylemleriyle, dünyanın geri kalanına söz hakkı bile verilmiyor. Ortadoğu'da, Orta Asya'da, Afrika'da, Latin Amerika'da ya da Uzak Asya'da yaşayanlar, Batı'nın yeni yüzyılda refah ve huzurunun güvence altına alınması için acı çekiyor, fakirleşiyor, sömürülüyor, eziliyor, öldürülüyor.

 

Böyle bir durumda nasıl bir medeniyet ittifakından söz edilebilir? Güce dayalı bir gelecek özleyenler, öteki gördükleriyle ittifak, diyalog ya da barış istemiyorlar ki! Kontrol etmek, özgürlüklerini ve zenginliklerini talan etmek istiyorlar. Bu amaçla ülkeleri işgal ediyorlar, iç savaşlar çıkarıyorlar, onları din, etnik farklılıklar ve mezhep gibi kimlikler üzerinden birbirleriyle savaştırıyorlar. Medeniyetler Çatışması kavramı neden Batı'da üretildi? Medeniyet içi çatışma tezini kim üretti? Filistinliler mi, Irak'ta direnenler mi? Bu coğrafyanın öncüleri mi?

 

Medeniyetler İttifakı Projesi, krizin mimarlarını sorgulamıyor. O da önerilerini mağdurların sorgulanması üzerine kuruyor. Yapılacak şey şu: Medeniyetler İttifakı Projesi değil, Krizlere Müdahale Projesi geliştirilmeli. İslam dünyasından, Asya'dan, Afrika'dan ve Avrupa'dan belli ülkeler bir araya gelerek dünyayı çatışmalardan çıkarmak için yol haritası oluşturmalı. Çünkü dünya, ittifak çizgisini çoktan geçmiş durumda. Bu aşamada ittifak değil, ateşkes için çaba gerekiyor. Hele de, krizi besleyen ve yönetenler bu kadar güçlüyken ve çatışmaları alabildiğince yaymaya çalışırken nasıl bir ittifaktan söz edebiliriz?

 

Hemen bütün Batılı liderlerin ağzından çıkan şu ifadeyi tekrar etmeliyim: “Günümüzde, özellikle de son yıllarda hem yerel hem de küresel düzeyde İslam'ın meydan okuyuşuyla karşı karşıyayız. Artık İslam'a karşı muhalefetimizi göstermenin zamanı geldi. Bunu yapmak zorundayız. Çünkü zamanında teşhis koyamamaktan ötürü zor duruma düşebileceğimiz bu tehdit riskinden kurtulmalıyız.” (15 Nisan 2005. Danimarka Kraliçesi 2. Margrethe.)14.11.2006/YeniŞafak

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Giriş | Yeni Sayfa 232

Bu sitenin son güncelleştirilme tarihi 14/11/06 13/01/09