Giriş GÜNCEL YAZARLAR Resim-Karikatür Büyük Doğu Arşivi

BAŞYAZI

KİTAP ELEŞTİRİLERİ

KÖŞE YAZILARI

SİYASET

BASINDA GEZİNİRKEN

TARİH

SANAT

FIKIH

BİZE ULAŞIN

Zaten Ekümenikse istenen ne?  / M.Emin KAZCI  

Malum çevreler, Papa’nın ziyareti vesilesiyle bir kere daha bildik şarkıları bildik şekilde terennüme devam ediyorlar:

 

 - Patrikhane zaten Osmanlı döneminde de ekümenikti, şimdi de ekümenik. Biz tanısak ne olur tanımasak ne olur? Ama eğer tanırsak hem AB ilişkileri düzelir, hem de Türkiye Ortodokslar açısından teolojik bir çekim merkezi olur. Biz kârlı çıkarız.

Fener Patriği Bartholomeos da her vesileyle Patrikhane hakkındaki kaygılara şu cevabı veriyor:

“Bazıları, ikinci Vatikan olmak istiyorlar diyor. Bunu katiyetle yalanlıyoruz. Bir kere devlet kurmak ve patrikhanenin siyasi bir güce dönüşmesi Ortodoks kilisesinin kendi kaidelerine terstir. Burada 3 bin Rum kaldı ama biz Bizans’ı ihya edip Vatikan kuracağız, öyle mi? Güldürmeyin beni!”

Önce Bartholomeos’nun sözlerine bakalım.

Hani yakın tarihimizde Patrikhane’nin ve ona bağlı metropolitlerin ne tür faaliyetler yaptığını bilmesek, bu sözler karşısında gerçekten mutlu olacağız!

Osmanlı’nın azınlıklara tanıdığı hoşgörü ikliminde, özgürlük içinde yaşayan Rum dini liderlerinin, “ortamın uygun olduğuna” inandıkları ilk anda, nasıl da “siyasi” emeller peşinde koştuğunu bilmeyen mi var?

Bartholomeos, özellikle Mondros mütarekesiyle Osmanlı’nın parçalanmasının ardından Anadolu’nun birçok yerinde ve öncülüğünü hep Rum metropolitlerin ve kiliselerinin yaptığı çetecilik ve kıyım dolu Pontusçu faaliyetlerle ilgili de birkaç yorum yapsa ya!

Mesela, çeteciler kralı olan Trabzon Metropoliti Hrisantos hakkında.

Mesela, Amerikan generaline çektiği telgrafta Pontusçuların bir askeri harekat için şevkle hazır oldukları teminatı veren Trabzon Metropoliti Hrisantos Efendi hakkında.

Mesela işgal esnasında metropolithanesini Yunan askerlerinin karargâhı yapan, kiliselere Yunan bayrağı çektiren ve Yunan askerlerine “Elen çocukları! Bugün ata topraklarını yeniden fethetmekle İsa'nın en büyük mucizesini göstermiş oluyorsunuz. Bu uğurda ne kadar Türk kanı dökerseniz o kadar sevaba girmiş olacaksınız. Haydi, bütün Azizler arkanızda. Atalarınızın toprakları sizleri bekliyor!”diye nutak irad eden İzmir Metropoliti Hrisostomos hakkında.

Sadece bunlar mı? Edirne Metropoliti Polikaryos, Amasya Metropoliti Karavangelis, Samsun Metropoliti Tekomanidis, Giresun Metropoliti Durandiyus ve daha niceleri… Hepsi de Pontusçu örgütlenme ve çetecilik yapmışlardır.

Bizzat Venizelos anılarında şöyle diyor:

“Bilcümle küçük büyük şehirler ve kasabalardaki kiliseler ve Rum okulları tamamen birer silah deposu haline ifrağ edilmişlerdi. Rumlar, büyük bir basiret ve cesaret göstermişler, Türklerin mabetlere olan hürmet ve mahalli okullara bahşettikleri haklardan istifade etmişlerdir.”

O dönemde yaşanan kıyım ve katliamlar satırlara sığmaz.

Bartholomeos’un “İstanbul’da 3 bin Rum kaldı, onlar mı Bizansı ihya edecek” sözü de, günümüz gerçekleriyle bağdaşan bir ikna ediciliğin çok uzağında.

Bugün Patrikhane'nin arkasında, önem bakımından Rum sayısıyla falan asla kıyas edilmeyecek çok daha etkili bir güç var: Avrupa Birliği ve ABD.

Gelelim bizim gözünü AB bürümüş çevrelerin görüşlerine.

Madem Türkiye itiraz etse de etmese de Patrik zaten herkesin gözünde Ekümenikse, o zaman sorun nedir?

Patrik kendisine ekümenik diyorsa, yazışmalarında Ekümenik sıfatını kullanıyorsa, Brüksel, Washington ve Vatikan, Patriği Ekümenik olarak gördüklerini söylüyorsa, Türkiye zaten Patrikhane’nin başka yerlere kimi atadığıyla vs ilgilenmiyor ve karışmıyor ise, o zaman Türkiye’den hâlâ istenen nedir?

Türkiye’den istenen, Patriğin Ekümenikliğinin tanınmasıdır.

Çünkü bal gibi biliyorlar ki, içki nasıl şişede durduğu gibi durmuyorsa, Ekümeniklik de evrak üzerinde durduğu gibi durmayacaktır.

Zaten durmadığı içindir ki, ikide bir ekümenikliği gündeme getiriyorlar.

Biliyorlar ki, Patrik ekümenik kabul edildiği andan itibaren “Ekümene” meselesi otomatik olarak gündeme gelecektir.

Ekümene, “üzerinde Ekümeniklik işlevi görülen, Ortodoks Hıristiyan egemenliğinin tesis edildiği toprak” demektir.

Adama demezler mi; madem Ekümeniksin, hani senin Ekümene’n nerede diye?

Dolayısıyla işin varacağı yer, önce Lozan’ı delmek, sonra da İstanbul’daki Patrikhane’ye, başka yerlerle “Ekümenikal ilişkiler” kurma kapasitesine sahip “Vatikan tipi bir devlet” statüsü verilmesidir.

Patrikhane maalesef çok uzun yıllardan beri uhrevi işlerden ziyade siyasallaşmış yönüyle ön plana çıkmaktadır.

Tüm bunlar ortadayken meseleyi sadece “AB ile bütünleşmeyi engelleyen basit bir pürüz” gibi görmek ve göstermek isteyenlerin hali gerçekten acıklıdır.

Ve de düşündürücü!..

sözün özü

Hoş yalanları avuç dolusu yutarken, gerçeği yudumla zor içeriz.

(C. Şehabettin) /1.12.2006-Vakit

 

 

 

 

 

 

 

 

Giriş | Yeni Sayfa 235

Bu sitenin son güncelleştirilme tarihi 01/12/06 13/01/09