Giriş GÜNCEL YAZARLAR Resim-Karikatür Büyük Doğu Arşivi

BAŞYAZI

KİTAP ELEŞTİRİLERİ

KÖŞE YAZILARI

SİYASET

BASINDA GEZİNİRKEN

TARİH

SANAT

FIKIH

BİZE ULAŞIN

TENASUH / İmam-ı Rabbanî (Mektûbat)

Kalpleri hasta, bilgileri az bazı kimseler, âlemin, kadîm olduğunu, yoktan var edilmediğini söylüyorlar ve tekrar yok olacağını, kıyametin kopacağını inkâr ediyorlar. Kendilerini, şeyh, mürşit diye tanıtan bazı sapıklar, tenasüha inanıyorlar ve ruhlar, olgunlaşıncaya kadar, bir bedenden ayrılarak başkasına geçer, kemale erince, insanlara gelmez, bu yolla olgunlaşır, diyor ve tenasüh hakkında bir çok hikâyeler uyduruyorlar.

            Halbuki tenasüha, yani ölen insan ruhunun bir çocuğa geçerek tekrar dünyaya gelmesine inanmak küfürdür. Tenasüh vardır diyenler, İslâma inanmamış, Müslümanlıktan çıkmış kimseler…

            Anlamıyorlar ki, tenasüh ile ruhlar kemal bulursa, cehennem ve azap kimler içindir?..  Buna inanmak, cehennemi ve hattâ ölümden sonra dirilmeyi inkâr etmektir.

Tenasüh, bir insan ruhunun, kendi bedenine gelmeden önce başka bir cesede taallûk etmesi… Bir ruhun, beden şeklinde görünmesi tenasüh değildir. Melekler ve cinler de, insan şekline bürünüp bir çok şeyler yapmaktadır ki, bu, bir insana hulûl etmek, tenasüh değildir.

Allah, meleklere, cinlere, çeşitli şekiller alabilmek kuvvetini verdiği gibi, çok sevdiği kullarının ruhlarına da bu kudreti bahşetmiş… Onların bahtiyar ve mübarek ruhları her şekle girebilir ; başka bir bedene ihtiyaç yoktur.

Bunun gibi, meselâ Hindistan’da oturan ve şehrinden hiç çıkmamış bir velîyi, hacılar Kâbe’de görüp konuştuklarını, başkaları aynı gün Şam’da, bir kısım kimseler de, yine o gün,  İstanbul’da gördüklerini söylemiştir.  Bu da, o velînin latîfelerinin muhtelif şekiller almasıdır. Bazen o velînin bunlardan haberi olmaz. Yine bunlar gibi, güçlük içinde bulunan kimseler, korku ve tehlikeden kurtulmak için, ölü veya diri bazı evliyadan yardım istemişler ve o büyüklerin, kendi şekillerinde  olarak hemen  orada belirdiklerini ve imdatlarına yetiştiklerini görmüşlerdir. Bu evliyanın, yaptıkları yardımdan bazen  haberi olmakta, bazen de olmamakta… Böyle yardımlarda bulunan, o din büyüklerinin ruhları ve latîfeleridir. Latîfeler bazen görünür âlemde, bazen de misal âleminde şekillenir… Nitekim Peygamberimiz Efendimizi bir gecede binlerce kimse, rüyada görüp saadet bulur. Gördükleri, hep O’nun latîfelerinin ve sıfatlarının misal âlemindeki şekilleri… Yine böylece  sâlikler, mürşitlerinin misal âlemindeki suretlerinden istifade etmiş, sıkıntılardan kurtulmuşlardır.

Bazı evliyanın, kümûn ve bürûz etmesi, tenasüh değildir. Çünkü, tenasüha göre ruh, ikinci bir bedene hayat vermek, onda his ve hareket doğurmak için tealluk eder.  Bürûz da ise ruhun başka bir bedene tealluku, bunları hasıl etmek için değil, o vücut sahibini olgunlaştırmak, yüksek derecelere ve kemale ulaştırmak için… Nitekim cin de bir insana tealluk, onda bürûz eder. Fakat bu alâka, ona hayat vermek için değildir. Çünkü, o kimse, taalluktan önce esasen diridir, duyar ve hareket eder. Taalluktan sonra bu kimsenin hareketleri, işleri, o cinin sıfat ve hareketlerinin, görünmesidir. Ruh hakikatine erenlerin büyükleri, kümûn ve bürûz için, bir şey söylememişler ; böylece cahilleri yanlış yola sapmaktan uzak tutmuşlardır.

Bu fâkire göre, kâmil mürşid, bir cahili terbiye için, bürûz etmeksizin, Allah’ın verdiği bir kuvvetle kendi yüksek sıfatlarını o kimseye aksettirip yerleştirir.  Böylece aşağı derecedeki insan yükselip kemâl bulur ; âdî sıfatlardan arınıp iyi hallere kavuşur. Bunun içinde, kümûn ve bürûza  hiç hacet yoktur.

 Bu, öyle büyük bir nimettir ki, Allah, dilediğine ihsan eder; O’nun nimetleri, ihsanları pek çoktur.

Bazı kimseler de, ruhlar nakledilir, yâni ruh, kemale erdikten sonra kendi bedenini bırakıp başka bir vücuda girebilir diyor. Bunlar da tenasüh zannından gelen birtakım sapıklıklar… Çünkü bir ruhun ölü bir bedene hayat vermek için taallûku, tenasüh demektir. Ruh naklinin tenasühten farkı: Tenasühçüler, ruhun noksan olduğunu tenasüh yolu ile kemal bulduğunu sanıyorlar. Öbürlerine göre ise, ruh, kemale erdikten sonra başka bedene  nakledilebiliyor…

Bu fakire göre, ruhun nakline inanmak, tenasüha inanmaktan daha kötüdür. Çünkü tenasüh, ruhu olgunlaştırmak için, diyorlar. Bu sözleri yanlış olmakla beraber, ruh kemale erdikten sonra, başka bedene niçin geçsin? Kemal bulan kimse, dünyayı seyr ve temâşa için, genç bedenlere neden nakletsin?.. Kemal bulmuş ruh, bedenlere girmek değil onlardan kurtulmak ister. Çünkü, ruhun bedenle birleşmesinden, maksat ele geçmiş, kemal hâsıl olmuştur.

Ayrıca ruh naklinde, birinci beden ölerek ikincisi dirilmektedir. Halbuki birinci bedenin, mezarda azab veya sevab görmesi lazım… İkinci bedenin dirilmesi, dünyada kıyameti kopup haşrolması demektir. Ruh nakline inananlar, acaba,  kabir azabına, kıyamet gününe, iman ediyorlar mı?..

Rüya, ruhun mekân değiştirmesi değil, ona misal âleminden bazı suretlerin görünmesidir. Bazı kimseler, rüyada, kendilerini çok zengin, yüksek mevki sahibi veya ilim öğrenmek için herkesin etrafına toplandığı büyük din âlimi olmuş görürler. Halbuki görünür âlemde, uyanık iken bunların hiçbiri mevcut değildir. Bunlar doğru mu, yoksa aslı, esası yok mu?..

Böyle rüyalar, boş ve esassız değildir. Bu rüyayı gören kimsede, mevki sahibi olmak, âlim olmak hâli ve kabiliyeti var demektir. Fakat kuvveti az olduğundan görünür âleme çıkamamakta… Eğer bu hâl, zamanla kuvvetlenirse, madde âleminde de hâsıl olur. Aksi halde misal âleminde görünmekle kalır ve kuvveti derecesinde devam eder.

Tasavvuf yolu sâliklerinin rüyaları da böyle… Kendilerini yüksek makamlarda, velilerin mertebelerinde görürler. Bu hâl, görünür âlemde nasip olursa pek büyük nimettir. Yok eğer misâl âleminde belirmekle kalırsa hiç kıymeti yoktur.

Bunun için Nakşî büyükleri rüyalara ehemmiyet vermemişler, talebenin rüyasını tabir etmeye lüzum görmemişler, yalnız uyanıkken ele geçene bakmışlar… Bundan dolayı devamlı görünmelere yönelip, hiç kaybolmayan huzura koşmuşlardır.

Allah’tan başka her şeyi unutmak, hiç bir şeyi hatırlamamak… Bu hâl onlar için daimidir…

 

Cilt 2-Mektub:371’den

Büyük Doğu 29 Mart 1959 Sayı:3’den

 

 

 

 

 

Giriş | Yeni Sayfa 270

Bu sitenin son güncelleştirilme tarihi 05/03/08 13/01/09