Giriş GÜNCEL YAZARLAR Resim-Karikatür Büyük Doğu Arşivi

BAŞYAZI

KİTAP ELEŞTİRİLERİ

KÖŞE YAZILARI

SİYASET

BASINDA GEZİNİRKEN

TARİH

SANAT

FIKIH

BİZE ULAŞIN

SUNUŞ

                                                         Mustafa ÖZER

Kendi açık ve gizli hayatını bütün yönleriyle, derisini soyarcasına canhıraş çığlıklarıyla agoraya (cemiyet meydanı)çıkaran,böylesi büyük bir dehayı anlatabilmek öylesine zor ki,Van Gölü'nün suyunu elekle Akdeniz'e taşımak cefası bile bu kadar zor olamaz. Çünkü O'nu tanımak saadetine erdik. Bu bir (hal)dir. Bunu bile anlatmak zordur. Kaldı ki, O adın önüne bir prizma koyarak, renklerine ayırmak kolay olabilsin.

Anlatacağımız bir yönü, o yönün sonsuzluğunu bir sınıra sokmak gayretini aşamayacak. Bütün yönlerini tanımlarla sınırlamak, handiyse O'nu anlatmak değil, anlatmamak olacak.

O'nu duyuyoruz. Bu gayretimizin boşa çıkmaması ve O'nu karanlığın varlığını elle tutulur hale getiren gece yıldırımların aydınlığına çekerek küçük, küçücük bir pozuyla tesbite çalışıyoruz.

"Ben haritada deniz görmüş boğulmuş,

Dokuz köyün sahibi, dokuz köyden kovulmuş!" diyor. Evet o öylesine bir ben'in sahibi ki, gözüyle düşünenlerin anlamayacaklarını bile bile anlattı kendini... Istırap çektiğini ve bu ıstırabın kaynağını defalarca anlattığı halde, yine de anlaşılamadı. Herhangi bir parti finosu "boşver canım... Mantık kargaşası... Geç... "diyebilir. Ama bir parçacık küçük papatya çiçeği kadar vicdan sahibi olanlar böylesine paralanan sese "boşver" diyemez. Değil ki insana saygı duyan bu sesi duymadan geçsin.

O'nu mümkün olduğu kadar yine O'nun genişliğine sığınarak terennüm etmeye çalışacağız.

O, tek kelimeyle, kelimelerin hepsini potasında eriten bir tek kelimeyle... Müslüman...

O, tek kelimenin, gürültüler yüzyılında, dönmez davacısı ve takipçisidir... Olanca derinlik ve hamasetiyle, asalet ve saffetiyle, iffet ve ismetiyle, haşmet ve dehşetiyle, kelâm ve kalemiyle necip kahraman...

O tam bir destanla anlatılabilecek birisi. Homeros veya Firdevsî'nin altından kalkmayacakları bir tip. Zira onlar, çok kahramanla anlatabiliyorlar. Oysa O; kahramanlıkların hepsini bünyesinde toplamış birisi...

O'nu geçmiş kahramanlıkların dirilişi, gelecekteki kahramanlıkların prototipi olarak düşünmek mümkün ise de, kendine özgü edası içerisinde "Çöle inen Nur"un pervanesi olarak görmek O'nu daha mutlu eder.

O'nun dediklerim hissetmek mümkün, aslı mecramı anlatmaksa mümkün değil, Gönül kapısını O'na doğru çevirmek ve uzaydaki küçük bir teneke parçasını, ekranlarında tesbit eden radar kadar olsun uyanık olmak ve avının üzerine saldıran pars çevikliğiyle yüreğe sızan o sesi duymaya çalışmak, O'nu biraz olsun anlamaya yaklaştırır bizi.

O'nu anlamak biraz da yürek işi oluyor.

Anlayışsızlıkların sağır eden sirenleri, halka halka O'nu çevrelediği bir dünyada, O'nu koruyan tek güvenlik kolu ıstırapları oldu. Boş ve uzun boruların hepsine ayrı ayrı soluklar üflemekten ve borulardan yankılanan yılansı ıslıklardan O'nu, ıstırapları korudu yine.

O ıstırap ki, imanını korumak uğruna yapılan çetin savaşlardan inancına yönelen saldırılara karşı, dev yürüyüşlerden damla damla biriken bir öz varoluştur.

O ıstırap ki, küfür hokkalarından parmağa bulaşan mürekkeple, inanmanın bestesini yapma cehdi.

O ıstırap ki, Hak'kı halk ormanına teslim etmek ve büyük ormanı Hak'kın ateşinde yakıp, tohumuna hasret çeken ağaçlar halinde bayraklaştırmak uğrunda oluştu.

O ıstırap ki, renklerden ve seslerden oluştu.

Ve ıstırap; korkmaktan ve aşktan oluştu.

Istırap; çevre çevre, ondan kaçıldıkça daha çok kucaklar insanı

Istırap öylesine bir zarf ki, mazrufu da ıstıraptır.

Kaçmaktan gebe kalan bir kavram.

Hiçbir canlı yoktur ki aklını, nefesinin yettiği yere dek gererek, nesne ve olayların neden ve niçinlerine mutlak cevapları bulmak uğruna ıstıraba düşmemiş olsun. Eğer yaşayanlar.ıstıraba düşmediklerini sanıyorlarsa aldanıyorlar. Çünkü, ya eşya ve olayların mahkûmu oldukları için, suçlarına karşılık, bulundukları durumu doğal cefa sayıyorlar ya da, sarhoş olarak yaşıyorlar. Herkes hakkına düşen hevesi tasarruf edebilir. Tasarruflarını ezbere yapıyorlarsa ve haklarından haberli değillerse veya yaşamak hevesini hak görmüyorlarsa kimseyi yargılamıyoruz. Ve fakat herkesi yargılayan nesne ve olaylarda, hakkını aramayanların bile rahatsız olacakları bir mustarip varsa ve o mustarip hakikatı gösteriyorsa (adam sende) diyerek o mustaribin ıstırabını ağırlaştırmaktan başka ne yapılmış olur. O mustaribin sesine kulak vermemekle, sümüklü böcek gibi ardında bıraktığı ıslaklıkta marifet arama oyununa devam edilmiş olur.

Ömrünü, hayatın hakikatini çözmek için hücre hücre ıstıraplarda dolaştıran, acılar üstüne acıları tattığı halde, yinede, o acı iptiladan tatmak için, gövdesini dolap gibi ıstırapla dolduran bu adam, mutlaka deha olmalı. Deha almalı bu mustarip... Ancak bu ıstıraba onlar dayanabilirdi.

Dehanın ıstırabını, diğer, yığınların ıstırabından ayırmalıyız. Çünkü dehanın ıstırabında dışa doğru hamle, içe doğru oluş vardır. Bir yanıda, olanca esrarıyla içe doğru oluş, dış hamlenin kaynağı, dış hamlenin hakim olduğu dünyada, iç oluşun kaynağı olmasıdır.

"Herşey bende bir gizli düğüm

Ne ölüm terleri döktüm nelerden,

       …

Yetişir çektiğim mesafelerden." deyişinde bile bu sırlar açıklanır gibi.

imam-ı Bûsırî'nin Kaside-i Bürde'sindeki,

Âdetke halî la sırrî bî müstetirin

Ani'l-vüsati ve la dai bî münhasimin

(Benim gerçek halimi öğrendin, zaten ne kınayanlardan saklı bir sırrın, ve ne de, derdimin dermanı vardır.) beyitinde açıklanan hale denk bir tavır. Mustaribin ıstırabı yüzünde, derisinin renginden daha net bir biçimde ifadesini açığa vurmaktadır. Anlayış gerekir biraz.

Anlayışın kıtlığı onların her tavrını gizli oyunlara beziyor. Bu bezeyiş iyi niyetten de doğsa mustaribin acısını katmerleştirmekten başka ne işe yarar?

Belki olanlara bir ışık olur umuduyla, hem genel san'at diyalektiğini kırmadan ve hem de, hakkı bütün bütün yenmek istenen sanatkâr, düşünür ve büyük aksiyoncunun hüviyeti ve kendi ehliyetimiz çerçevesinde düşünülmesi gereken bu esere, özellikle tam bir biyografi gözüyle bakılmasını istemiyoruz. Daha önce söyledim,biz onu tanımak şerefine erdik.Tam bir biyografya özelliğinde eseri vermemize, bizim bağlılığımız el vermez. Onu tanımadan da olmaz bu iş. Bu nedenledir ki, kendi biyografisini de kendine yazma şerefi doğdu. Biz onu kendisinden daha iyi tanımak iddiasında değiliz. Bizim tezimiz onun idealinde açıklandığı içindir ki, onu anlatıyoruz..

Kronolojiyi hazırlarken, yine kendi yazılarından yola çıktık. Seçmeler bölümünde ise, kritikleri entellektüel düzeyden yapmayı uygun bulduk. Bir de dün-bugün mahsubunun yapılabilmesi için ayrı dünyaların kalemlerine de yer verdik.

Hak ölçüsüne bağlılığımız onu, sahibine teslimle başladı ve bitti. Bu ölçü içerisinde kullanılabilecek hiçbir kirli kelimeye gönlümüz razı olmadı. Ve hiçbir parti ve grubu da hedef seçmedik, aksi halde bağlı olduğumuz ölçüyü çiğnemiş oluruz. Kitapta kullanılan kelimelerin, soyut ve genel anlamlarıyla ele alındığının bilinmesini isteriz.

Sanat ve Aksiyon İçinde BİR PORTRE Denemesi adlı kitabın önsözünden sh:5-8

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Giriş | Yeni Sayfa 274

Bu sitenin son güncelleştirilme tarihi 28/05/08 13/01/09