Giriş GÜNCEL YAZARLAR Resim-Karikatür Büyük Doğu Arşivi

BAŞYAZI

KİTAP ELEŞTİRİLERİ

KÖŞE YAZILARI

SİYASET

BASINDA GEZİNİRKEN

TARİH

SANAT

FIKIH

BİZE ULAŞIN

NECİP FAZIL VE PÜF NOKTASI/

                                          Mustafa MİYASOĞLU

Bu ülkede 200 yıl içinde oluşan ve statüko tarafından savunulan bir sistem ve bunun kendine özgü bir mantığı var. Bunu ülkemizin tanınmış basın ve sanat ve siyaset adamlarının çoğu anlayamaz, hatta üniversite çevrelerinin önemsediği de söylenemez. Böyle temel meseleleri ancak mütefekkir karakterli, keskin görüşlü, derinliğine vukuf sahibi olan şahsiyetlerin kavradığını veya önemsediğini görüyoruz.

Sistemin mantığının hemen her önemli meselede ortaya çıktığını ve bu çevrelerinin çoğu tarafından gündeme getirildiğini, hatta tartışılmadan kabul edildiğini biliyoruz. Bu yüzden temel meselelerin farkına varan ve bunu bazı eserlerinde dile getiren Yahya Kemal, Peyami Safa, A. H. Tanpınar, Necip Fazıl, Tarık Buğra ile Sezai Karakoç gibi şahsiyetler yalnız bırakılmaya çalışılmış, sükût suikastına tâbi tutulmuştur.

Özellikle 1960’tan sonra yeni bir nesil yetişmesine özellikle önem veren Necip Fazıl’ın çevresinde yetişen aydınlar arasında bu sistemin mantığını kavrayarak mücadele azmine sahip bir anlayış temel alındı ve bir tarih muhasebesi ile ortaya kondu. Buna rağmen aktüel siyasetin basın-yayın organlarında sistemin mantığını unutturan bir yoğunluk taşımasından ötürü temel çatışma eksenin kaybolduğunu görüyoruz.

Ölümünün 25. yılında daha iyi anlaşılmasını beklediğimiz Necip Fazıl’ın eserlerinde bu mantığın çok çarpıcı bir tarzda ortaya konup eleştirildiğini görüyoruz. Fakat söylediğimiz sebeplerden ötürü, bunu yeterince önemseyen olmadı. Hatta kamuoyu Necip Fazıl’ın eserleri yanında, sistemin mantığını bazı yönleriyle yakalayan öteki yazar ve bilim adamlarının kitaplarından da haberdar olduğu görülmedi.

Necip Fazıl’ın sanat eserlerine önem veren kültür çevrelerinin yıllardan beri yayınlanmasını beklediği tek komedisi olan Püf Noktası yıllarca önce kitaplaştığı halde, maalesef üzerinde yeterince durulmadı. Halbuki bu eser, Necip Fazıl’ın tiyatro eserleri arasında özel bir yere sahip olduğu kadar, yaşadığımız son yüzyıldaki sistemin temel özelliklerini ve mantığını yansıtma bakımından da önemlidir. Çünkü ülkemizde çok sık görülen demokratik tecrübeyi yozlaştırarak baskıcı yöntemleri “militan” kimliğe sokanların oluşturduğu yönetim kaosunu böylesine temelden eleştiren bir tiyatro eseri henüz sahnelenmedi. Özellikle 27 Mayıs’tan sonra iyice belirginleşen ve 50 yıldır süren sosyal ve siyasî çıkmazlarımızı bu kadar ustalıkla anlatan başka bir tiyatro eseri yok. Zaten eser de o dönemde yazılmıştı.

Bu eserin edebiyatımızda bir benzeri, Türkiye’nin sosyal ve kültürel meselelerine ironik bir tarzda yaklaşan A.H.Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü adlı romanıdır. Birbirinden habersiz olarak aynı dönemlerde yazılmışlardır. Bakış tarzlarındaki yakınlık, iki şair ve yazarın da aynı nesilden olmaları, benzer kaynaklardan beslenmeleri ve toplumda benzer çarpıklıkları görmeleriyle yakından ilgilidir.

 

NECİP FAZIL’IN TİYATRO ESERLERİ

Üstad’ın on dördü sağlığında yayınlanmış, ikisi (Sır ve Kumandan) Emniyet tarafından el konduğu için yarım kalmış, biri de sağlığında yayınlanamamış 17 tiyatro eseri var. Bunlardan Tohum, Bir Adam Yaratmak ve Para gibi Şehir Tiyatrosu’nda sahnelendiğinde edebî hadise olmuştur. Künye ve Sabır Taşı kitap olarak basılmış, ama sahnelenmemiştir. Bu dönem eserlerinin sonuncusu, 1947 yılında sahnelenen Nâm-ı Diğer Parmaksız Salih’tir. 1950’li yıllar boyunca resmî ideolojiye karşı politik mücadele veren Necip Fazıl, 1960’tan sonra Kumandan, Ahşap Konak ve Reis Bey gibi ikinci dönem tiyatro eserlerini yazar. Bunlar Şehir veya Devlet tiyatrosunda oynanmadığı için de senaryo romanları yazmaya başlar.

Bazı sahnelerde epik tavırların öne çıktığı farklı bir üslûpla yazılan ve Kars’ın kurtuluşunu anlatan Kanlı Sarık oyunu da dahil olmak üzere, Necip Fazıl’ın eserleri konusunu dramatik veya trajik bir üslûpla ele alır. Fakat Püf Noktası komik ve sarkastik denebilecek bir üslûpla yazılmıştır, ama oyunun bütünü ve özellikle sonu, yine Necip Fazıl’ın tavrına uygun bir mesaj ortaya koyar ve şaşırtıcı sürprizlerle geliştirilir.

Bu eser, o dönemde Şehir Tiyatroları Genel Müdürü olan Muhsin Ertuğrul’la Necip Fazıl’ın görüşmelerinden sonra, büyük bir ihtimalle 1965 yılında yazılmıştır. Muhsin Ertuğrul, Ahşap Konak adlı eserini ideolojik tavrının açık olduğunu bahane ederek sahnelemeyeceğini, dünya görüşünü daha geride ifade eden “sırf ve sâf sanat için” bir tiyatro eseri yazarsa sahneleyeceğini söylediği zaman Necip Fazıl Reis Bey adlı eserini yazar. Eseri genel müdür beğenir, repertuara alınır, rol dağıtımı yapılır, provalara başlanır, fakat bazı oyuncularının Necip Fazıl’ın eserini oynamamak için başkaldırması gerekçe gösterilerek rafa kaldırılır.

Bu arada Vasfi Rıza Zobu ile karşılaşan Necip Fazıl, durumu ona anlatarak şöyle der: “-Şimdi bana, öteden beri idealim olan bir iş düşüyor: Dram muharrirliğinden komediye geçmek ve içinde yaşadığımız cemiyeti, hüngür hüngür güldürücü tezatları, nisbetsizlikleri, samimiyetsizlikleri, sahtekârlıklarıyla resmetmek... Bu benim en büyük eserim olabilir. Oynar mısın böyle bir komediyi? / - Elbette oynarım!”

Üstad Necip Fazıl’ın Vasfi Rıza’ya yazacağını söylediği oyun Püf Noktası’dır sanıyorum. Bunu, oyun yazarlığının ikinci döneminde yazdığı Kumandan, Ahşap Konak ve Reis Bey’in hikâyesiyle birlikte, 7 Ekim 1964 tarihli Büyük Doğu’da anlatır. Bunun yazımını Muhsin Ertuğrul’un da teşvik ettiğini belirtir ve Necip Fazıl eserini yazar. Fakat bu farklı üsluplu eser Necip Fazıl’ın sağlığında yayınlanamamıştır.

Bu arada Kent Oyuncuları Reis Bey’e tâlip olur, onlar Hamlet’i sahnelerken Üstad karar vermek için oyunu görmeye gider, ön sıralarda seyreder. Hamlet’in başrol oyuncusu Müşfik Kenter’dir, Necip Fazıl oyuncuyu beğenir. Karar verilir, rol dağıtımı yapılır, provalara başlanır. Bu kez de oyun yazarları başkaldırırlar; “Bu gericinin eserini sahnelerseniz, size telif ve tercüme hiçbir oyun vermeyiz!” derler.

Sadece bu olay bile bugün demokrat geçinen oyuncu ve yazarların özgürlükçü gibi görünen, fakat “militan demokrasi” ifadesinde kendini bulan jakoben tavırlarını ortaya koyuyor. Bu çevrenin yukarıda adlarını andığım şahsiyetlerle Necip Fazıl’ın eserlerine uyguladığı sansür yıllardan beri hâlâ sürüyor...

Necip Fazıl’ın Bir Adam Yaratmak adlı oyunu, “eserin mistik taraflarını budadım” diyebilen bir yönetmen tarafından Ankara Devlet Tiyatrosu’nda sahnelenirken, Türkiye Yazarlar Birliği mensubu pek çok yazar tarafından protesto edildi, ama bu estetik cinayet tiyatro çevrelerinin dikkatini bile çekmedi. Çünkü onlar için 17 eser sahibi bir tiyatro yazarına ihanet edilmesinin pek fazla bir önemi yoktur.

Bir Adam Yaratmak’ın yazılışından ve ilk sahnelenişinden 60 yıl sonra eserin ruhuna uygun olarak İstanbul Şehir Tiyatroları’nda tek perde halinde sahnelenmesi, oyunun yoğunluğundan ötürü kavranmasını güçleştirmiş, ama Necip Fazıl’ın tiyatro eserlerindeki derinliği de ilgililere göstermiştir. Sonraki yıllarda pek çok amatör grup Necip Fazıl’ın eserlerini sahneye koyup çeşitli çevrelerde göstermişlerdir.

Bu eserlerin temel esprisi, Necip Fazıl’ın dünya görüşü ile hayata bakış tarzını oluşturan perspektif, bütünüyle hayatın manasından yola çıkarak bu ülke insanın temel meseleleri ve sistemin mantığından doğan tuhaflıkların sergilenmesi şeklinde özetlenebilir. Üslûbun dramatik ve trajik bir tavra yakın olması, Necip Fazıl’ın mesajına da uygun. Bu da fark edilebileceği gibi çok önemli bir tavrı da beraberinde getirir. 

 

PÜF NOKTASI’NIN PÜF NOKTASI

Bu eser, Necip Fazıl’ın bilinen dramatik eserlerinden farklı, ama yine kendine özgü çarpıcı bir dille yazılmıştır. Çünkü Necip Fazıl’ın eline aldığı her konuya kendine özgü bir perspektifle yaklaştığı bilinir.

Benzerine çok az rastlanan eserlerden biri olan Püf Noktası, bu ülkedeki darbeci zihniyete sahip aydın ve yönetici çevrelerin zorba güçlerle işbirliği yaparak sanat, basın, sermaye ve politika çevrelerini içine alan bir senaryo etrafında yaşanılan hayatı ve politik düzeni şekillendiriyorlar. Eser, sistemin mantığıyla sergilenen oyununun başarısına yol açan her türlü tavrın altında bulunan “püf noktası sırrı” üzerinde duruyor. Oyun, bu toplumdaki bütün “sahte oluşların sırrı” dediği püf noktalarını yakalamada ve hedefine ulaşmada engelleri hızla aşabilen bir genç şair ve bohem çevresindeki arkadaşlarıyla ortaya koyduğu sistem eleştirisini ve sonunda hayatın manasına ait asıl “Püf Noktası”nın hikâyesini anlatır.

Ölümle oyun oynayan ve hayatın manası üzerinde düşünen genç şair; gazeteci, ressam ve müzisyen arkadaşlarıyla ele geçirdikleri sıradan bir kabadayı olan Efe vasıtasıyla gazete sahibi, parti başkanı ve bankacı gibi güçlü insanları etkiler ve yönetimde söz sahibi olarak sosyal ve siyasî beceriksizliklerin üstesinden gelir. Sonra da hayatın manasının bu olmadığına ait içinde bir ses duyar ve bir sabah ezanıyla gittiği cami avlusunda karşılaştığı ihtiyar ona İbrahim Ethem’in hikâyesini anlatarak, “Oğlum! Allah seni bu iş için yaratmadı!” der ve kaybolur. Sonunda her şeyi bırakarak arkadaşlarının yanına dönen şair şunu söyler: “Ben, püf noktası avcısı, püf noktasından vurulmuştum.”

Bence Püf Noktası, Necip Fazıl’ın öteki eserleri arasında çok özel bir yere sahip... Özellikle de bu ülkede çok tartışılan derin devlet ile düzenin işbirlikçilerini gösteren sahneleri ve çıkmazlarını anlatan diyaloglarıyla her zaman aktüel sayılır. Çünkü bu ülkede Jön Türkler’den bu yana çeteleşme sık görülür.

 Necip Fazıl, önemsediği Muhsin Ertuğrul’dan ümit kestiği dönemlerde, hep “İstikbâlin oyuncusu için yazdığını” söylerdi. Onlar ortaya çıkabildiyse, Püf Noktası ve Saatleri Ayarlama Enstitüsü gibi önemli eserler sahneye getirilmelidir. Neden benzeri olaylar ortaya çıktığı halde, bunlar sahnelenemiyor?

 

 

 

 

 

 

 

 

Giriş | Yeni Sayfa 277

Bu sitenin son güncelleştirilme tarihi 29/12/08 17/02/10