Giriş GÜNCEL YAZARLAR Resim-Karikatür Büyük Doğu Arşivi

BAŞYAZI

KİTAP ELEŞTİRİLERİ

KÖŞE YAZILARI

SİYASET

BASINDA GEZİNİRKEN

TARİH

SANAT

FIKIH

BİZE ULAŞIN

 

HÜSN-Ü YUSUF/Mustafa ÖZER

gözde fersin gönülde dem ey hüsn-ü yusuf
aşk içinde müstağrak can bülbül-ü şeyda
ebruli şafaktan taşarken lütuf
aklı mecnun gönlü memnun hali hüveyda



BAKIRKÖYDE SEHER/ Mustafa ÖZER

grafit bir çizgidir ufukta nispet
deniz canlandırır göksel çizgiyi
martılar söylerken taşan ezgiyi
tutma dönsün dünya misali misket

sanırsın yaklaştıkca kaçıyor bulut
kovalamak ister çocukluk aşkın
kovalanan mahzun kaçanlar şaşkın
kalbine çökelen hüzünle umut


YİĞİTLİK/Mustafa ÖZER

her demine açan gül damarından kan çeker
beladan gam yeme ki yiğit beladan geçer


SİLAH/ Mustafa ÖZER
akla ziyan mezalim çağdaş savaşlar
harisin hırsı musallada yavaşlar


ECEL/ Mustafa ÖZER

gölgesi her sabah başucumdadır
masif tebessümü can borcumdadır
günaydınlar merhabalar derseler
ecelin eli zaman harcımdadır

ey ecel bilirim ezelden beri
elinden tutarsın ihtiyarların
gönlünü edersin dönmezler geri
o memnun muttasıl bahtiyarların

hiçbir güzel görmez her genç tanımaz
ey ecel gönül sarayına nasıl
zaman gibi sızdın için sızlamaz
bilirim alacaksın yine muttasıl

RENK GÜZELİ/ Mustafa ÖZER

kocaman yapraklı muz ağaçları
yeşile yelkenli maviye nazır
renk ahenk pilajın yanan uçları
kumsalda portakal serince hazır

kimi kahverengi kimisi yanık
gölgede bembeyaz bazı uyanık
güneşle denize mayolu tanık
kumdan kale yapar kumsalı kazır

KAMPANA/ Mustafa ÖZER

inci dişlerinden yansıyor ışık
gözümde buseni özetler gibi
kahkahalarınla karmakarışık
esrarı faş edip gözetler gibi

sinene saklanan inanda gizli
kalbinde çarpan aşkın kaynağı
sussan da susmayan kampana zili
uyarır eylemi gafil sunağı

şimdi sana nasıl bir ayna tutsam
içinde tebessüm gönül dokusu
tutunsam haline hali unutsam
lügatler versede canan uykusu


gökyüzüyle
mustafa özer

günbatımı içim sızlar inceden
camlarda yansıyan yakamozlarda
karanlık sıkıntı böyle mi yansır
böyle mi gönenir sorumsuzlarda

çizgi filimler gibi bulutlar içli
şaşkın yırtık yorgun kayboluyorlar
sıraya girmişler altalta dolmuş
sanki gökyüzüne kaydoluyorlar

alı al moru mor akşam daha zor
anlatıyor dekor anlayana hem
her gün yeniden yeni deniyor
oysa gelen gece tümüyle müphem


BİLMECE/ Mustafa ÖZER


yakın yar elinden ırak şişeden
kimi kahırlanır kimi neşeden
nefsine uyarak keyfe kış eden
kavgaya yol verir kulları bilmez

yüreği süvari olur insanın
süvariyle birlik bulan nisanın
bir bahar vaktinde hem de nisanın
uçuşa yol verir kolları bilmez

sağındadır küfür küfür solunda
başından üfürür mühür kolunda
bacası dumanlı ocak yolunda
çocuğa yol verir dulları bilmez



ŞÖYLE GARİP SENCİLEYİN/ Mustafa ÖZER

(osman yumakoğlu'na)

yunus seni nideyim sen sus da ben diyeyim
imdi söyle ne deyim şöyle garip sencileyin

dostuna varmış gibi maşuka ermiş gibi
bugünü görmüş gibi şöyle garip sencileyin

molla kasıma kızdın yetip kuyunu kazdın
elimi tutup yazdın şöyle garip sencileyin

çalap nurlar yaratmış seni cennetten atmış
senden bana muratmış şöyle garip sencileyin

aşkını bende bırak meşkini tende bırak
aklı matemde bırak şöyle garip sencileyin

dört gözdenin sultanı hem Hüseyin hasanı
söyle yunus destanı şöyle garip sencileyin

akledip anlayacak kul olup durulacak
yunusdan sorulacak şöyle garip sencileyin

el gibi erkek gerek er dediğin tek gerek
aklına gelmez çörek şöyle garip sencileyin

yunus emrede ermiş ertesini aşka vermiş
dostluğuna erişmiş şöyle garip sencileyin

depremi görmeyene takvime girmeyene
başını vermeyene şöyle garip sencileyin

ecele derman mı var emreden ferman mı var
müjdene harman mı var şöyle garip sencileyin

serveti bin etmişsin aşkı tezyin etmişsin
dostluğu tüketmişsin şöyle garip sencileyin

ipek giyip erilir mi lensinden görülür mü
iblisten derilir mi şöyle garip sencileyin

hele bir yarın ola yaranına dua kıla
sanma geçe makbule şöyle garip sencileyin

bırak nefreti kini tutma devletinkini
her an gözet kendini şöyle garip sencileyin

dalarsan siyasete artist olup her sete
şeytan ile berceste şöyle garip sencileyin

bir gün selalar verile gönüldaşlar derile
helallikler görüle şöyle garip sencileyin

aşka yaptım katkımı şirin şenlik hakkımı
aşkın zafer takını şöyle garip sencileyin

yediyüz yıl yerinden savaştın hederinden
değeri ederinden şöyle garip sencileyin

seni gördü Mustafa yöneldi o mushafa
safha safha bu safa şöyle garip sencileyin



NOKTALAMALAR/ Mustafa ÖZER

akla ziyan işler gazzede olur sanma
gazetelik işler gizlide kalır sanma

**

putunu saklamadan ibrahim’i çağırma
sırrı sende değilse kuyulara bağırma



FİLMATİK OLAN/ Mustafa ÖZER

dudağındaki ruj intihal karelerinden beter
parlatıyordu filmatik olanı
dramdan arıtıp çilesiz ve acısız
sonu gelmeyen soysuz kelimeleri

seni söyleten nedir kelimeleri nedime bilip
habire yüklüyorsun arzularını
tüketim aşkıyla
ömürden giden günler gibi
berhava

ilgelerin olaysız
duasız arzuların
dartıkış heryana acil sözlerin
bencil zamanına sıkışık bakışların
engel oluyor uçmasına kuşların

plastik eğrilik içinde çalınan dudağında
kareleri önemsiz bir kopyanın
bitkin yorgun kırgın
hiçbir adrese gitmeyecek kadar
kötü kelimelerden oluşmuş
senin soğukluğunda buruşmuş intihalleri
hiçbir kimse bilmeyecek
tıknefes kelimelerinin
tren dolusu zaman çaldığını
ve sıfatların sana paralel alçaldığını
belki sende unutacaksın
beşerliğin içinde



UZAKLAR/ Mustafa ÖZER
(Cabat’a)
uzaklar
uzaklar
çok uzaklar
elimin erimi
gözümün görümü
bulutların gittiği yer

tuzaklardan uzak
kaygusu duyulmayan
umut veren uzaklıklar

dilimin pembesi
neşemin cıvıltısı
elimin elvedası


uzaklar
uzaklar
çok uzaklar
yaşama sevinci verir
şeker gibidir dilimde
aynalı
horozlu
elmalı
pamuk pamuk atılmış halde
ufuklara baktıkça yağar
yaşama güven sığar

ömrümdeki sıradağlar
sonsuza kadar
gönlüme çağlar

uzaklar
uzaklar
çok uzaklar


KELİMELER KEYFİNCE/ Mustafa ÖZER

( Mehmet Kasap’a)

yaş kemale erince dilin döner kevgire
unutulan müstesna kelimeler keyfince

kırık dökük lugata bakmak zevki erince
dem dem gelir fırtına kelimeler keyfince

egemenlik sarayının söz nezareti
herkesi mahpus kılar kelimeler keyfince

bozuk bir saat gibi zaman seni dürünce
dil kuşları kıskanır kelimeler keyfince

erdemini zorlama bırak başından aksın
nisyanını anlatsın kelimeler keyfince

ince memet gibi ömre destan dikdikleri
romanına katarsa kelimeler keyfince

mimarlık sinanla son bulan tarzı yeniyi
zannı sıfır okursa kelimeler keyfince

ekle sende sinana ibibik örneğini
çatının köşesinde kelimeler keyfince

KARMA/ Mustafa ÖZER

seni severim dedim
sığadı yar kolunu
kolun boynuma vebal
dolduruver koynumu

gözüme baktın dedim
kapattı gözlerini
incecik dudağında
inci dişleri şimdi
tebessüm içinde

kolların ah kolların
kolundan bu kulların
neler çektiğini
çözülmekten geleceğe

güzelliğin kollarından
kollarından ah kollarından
kollarından kuşatılan
kulların nedameti
nimetinden az mı sanki



GURBETNAME/ Mustafa ÖZER
(Ş.Erdem’e)
anıların özlemi hasretini coşturur
hasretine düşünce kafir gönül dirilir
konuşturur dilsizi arkasından koşturur
anılara acıyan gurbetinden girilir



CEMALİNİ GÖRDÜM ASLI GEREKMEZ/ Mustafa ÖZER

aşufte kahkülün yosma perçemin
karanlık hayalin haspa gerçeğin
hapsolan ruhunu çekmez yerçekim
cemalini gördüm aslı gerekmez

uçaklar semaya hatlar çiziyor
uçurtma hayalet gökte geziyor
(telgrafın tellerine)türkü yazıyor
cemalini gördüm aslı gerekmez

harbi satın aldık sanma ki beleş
istersen uzak dur istersen yerleş
istersen kardeş ol istersen kalleş
cemalini gördüm aslı gerekmez

uçaklar geçiyor kuşlar misali
nokta nokta ışık düşler misali
gözden kayıp inen yaşlar misali
cemalini gördüm aslı gerekmez

en tezat duruştur uçak ve bomba
onur bulunur mu bilmem kaç tonda
gücüne güvenen kalıyor kanda
cemalini gördüm aslı gerekmez

dev bombalar patlar tarakalarla
cehennem yangını taraçalarda
ufuklar gündeme kara çalar da
cemalini gördüm aslı gerekmez




TRAFİK DESTANI / Mustafa ÖZER

çocuklar üzgün anneler ağlar
babalar giz içinde karalar bağlar
kıvrım kıvrım yollar yüreği dağlar
onlar da korkuyor dönen tekerden

kardeşler acılı akraba kızgın
teknik acımasız trafik bezgin
takılıp söyleme deme ki yazgın
onlar da korkuyor dönen tekerden

araç almak zor iş dahası yakıt
milim milim topla metreyle dağıt
duvaklı geline olur mu ağıt
onlar da korkuyor dönen tekerden

özgün bir eylemin içinden atan
takdiri tedbire sarıpta yatan
kazadan beladan elbette vatan
evladı korkuyor dönen tekerden

hızlanınca zaman çabuk geçmiyor
ecel bile acil kefen biçmiyor
gör ki alem kanı neden içmiyor
üflenen korkuyor dönen tekerden


SEYRANGAH/Mustafa ÖZER

gözüm bana seyran imiş
seyranına hayran imiş
ecel beni öğütürken
o değirmen devran imiş

göz aydınlığı
mustafa özer
- anneme-
yine güneş açtı
bulutlar göçüyor
kırlangıçlar raks içinde
çayır çime dalmış
çiçekleri renk almış
kelebekler fısıldaşıyor
anlıyorum ki ikaz ediyorsun

elindeki yaraya değen
bir küçük nohut dalı
tuzunda acıtmıştı canını
sense emerek parmağını
cevaplamıştın talebini

güzelim
o gün ki anı
yaraya tuz basmağı
imbikten geçirmişti

içim yanıyor andıkça
canım annem anıların göz pınarlarımı
kırkikindi yağmurlarına konuk ediyor
bu siste seni uzakta farkedemem
seni tek fatihaya terkedemem


mikroskop camında /Mustafa ÖZER

ne mihraplar gördüm
duvarında nefis gibi duran
taştan ahşap ya da metalden
kıblesinde vakit dolduran

ya rab beni mihraptan emin eyle
ya rab beni mihrapta senin eyle
leylak gül ya da yasemin eyle
ya rab beni bana bırakma

aklımla ayrı düştüm ilimden
aklım aciz ayrı düşmez halimden
gönül dostu kelam eyler dilimden
ya rab seni bana bırakma


şükrün ifadesi
mustafa özer
(ibrahim kasaboğlu'na)

ömür mütebessim hayat mukaddes
kalkayağa rakset şükrünü göster
keyfine yoldaş ol zevkine adres
döne döne eren kürkünü göster

bayramı bektaşı yunusun dostu
evrende mevlana rüzgarı esti
dört kitapta tektir onların kastı
bilgi dolu başın börkünü göster

herşeyi aktarma fitneye sebep
kimseyi bıktırma fitneye sebep
mutedil gönüller aşka mukteseb
yetsende yaşına kırkını göster



keyif
mustafa özer
(seydali kahraman'a)


çevremde varlığı yaşamak zevki
atomlar keyifli ben keyifliyim
dünyalar durdukça taşımak zevki
destanlar içinde en keyifliyim

övgü düzeninde örülen atkı
muhannet içinde şeytana katkı
ağustos böceği misali yetki
susanlar içinde şen keyifliyim

şunun bunun sözü durulsun diye
şuna buna göre varılsın diye
şundan bundan diye alıp hediye
kusanlar içinde ten ketifliyim

hoşgörü demekse kötüye arka
hayvandan aşağı hem alaturka
insanı yatırıp tavukla gurka
pusanlar içinde yen keyifliyim

asrında alete saldıran surka
aletten insana vuruyor marka
lokması haramsa dayanmaz hırka
kızanlar içinde fen keyifliyim
pamukşekeri pembesi
mustafa özer

güneşi olmayan gökyüzü hüznüm
ufuk çok uzaklarda parça parça
pamuk şekerinde pembe çocukça
karanlık basarsa diye üzgünüm

gün inmeden martı çığlıklarıyla
denize balıkçıları çağıran
takasında tayfalara bağıran
reisin boğuk hıçkırıklarıyla

resmetmeliyim pamuk şekerine
sahilyolunda ki genç aşıkları
rengarenk kelebek sarmaşıkları
fotoğraf veren ufuk şekerine

marinaya doğru koşuyor kaptan
bir çingene bakla falı bakıyor
elvan çeşit balonlara takıyor
çisenti sahilde coşuyor hepten

balonlar çarpışır güz rüzgarında
çingene acili etekte toplar
kaptanın içini dalgalar kaplar
karayı döven söz rüzgarında

şakır şakır yağmur hem döne döne
ne şapka koruyor ne de şemsiye
şehir geçmiş sanki sisten öteye
ibrahim bekliyor yağmurlar dine




üniversite
mustafa özer
(alican'a)
üniversitenin güneşi bilim
bilime muhafız profesörler
kitap defter ekran ve akl-ı selim

fakulte fakulte olan gökyüzü
samanyolu gibi öğrencileri
evrenin envarı güneşin gözü

her bölüm bir yıldız teleskop gözcü
asistan elinde deneyim sağlar
piyasaya imkan kalite gücü

üniversitede lisans üstüne
zaman bulup dalan yürekli kişi
doktora verecek bilim kastına

yolun açık olsun alim arkadaş
cehalet siyaset adalet aşıp
varırsın kendine halim arkadaş

eğiteni bilirmiş kendini bilen
kendini bilenler ülke kıvancı
abı hayat içer ölmeden ölen



istanbulda bir gezinti
mustafa özer
eda'ya


her semtin bir mevsime vekil olmuş
zaman herbirinde ayrı dolaşır
boğaz herbir yana sessiz ulaşır
renginde uyanan zevkine dalmış


ve herkes sende farklı sevdalanır
aşıklar başının yelleri farklı
elleri terlerken eteği çarklı
mevsimi fesleğen dalgalandırır

gökyüzü yüksekte rüzgarı aşık
sonbahar tarafı sarmaşık örgü
deniz açıkmavi gözüne övgü
sahilde nağmeler siren karışık


ayrılıkların ademcesi
mustafa özer


ademin yalnızlığı cümle alemleri kapsar
madem ki ilk insan madem ki baba
binlerce birikmiş yalnızlığı sorma bana
bu acı beni aşar

cemale cefa havvanın hali
tende durur gibi durmaz korkular
taşar da iblise olur mu safa
sorulardan şeytan minareleri
anımıdır acaba havvanın istekleri
bu acı beni de aşar

adem havvayı sabrında bulur
gökyüzü mavi olur
okyanus durulur
ademoğlu savrulduğu kadar vurulur
sevgisinden
bu acı da beni aşar

iblis
bütün yakınlarıyla tesbihe geçer
sarı sabırlar içinde
tarihi dağların ardında biriktirerek
ergenekondan çıkar gibi
ateşten ruhunu yakar
yalnızlık çağında

iblis
sohbet açamaz
cinden çıkardan
bekler ki ademin çocukları olsun
ona gün doğsun
kabil mi neydi
mezarı ve ölümü bilmeyen
rivayetinde karga bekleyen
yalnızlık acıları
bu da acı beni de aşar

ortadoğu ülkesi bütün ilklerle dolu
sumerden mısıra hattiden asura
yunandan islama kalan hatıra
petrolü düşünce kalırsa rolü

osmanlının altını allı gelini
sersefil çetrefil karanfil gibi
ne gülenine gül ne ağlayana sebil
belgrad'dan düşen karpuz misali

ne adem ne havva ne de iblis zorlandı
milenyumun taşına şeker kaplamağa
anlayan ağıtta kaplumbağa acilinde
bilen ceylan gibi avcıların önünde
kara saplanmış can çekişiyor

ayrılığın çilesi petrolden karaymış
ortadoğuda olmak bile çileymiş
şeytanla son insan gibi
kıyameti yaşamak

oyun düzeni
mustafa özer


eskiler 'anan kadıya gönül vermiş ise
mahkeme sana yük olur
kadıya kalacak değil ya'
rivayet-i esatirdir belkide
türkiyede gördüklerimiz
veya göremediklerimiz

önce kocaman bir şato
altına koca bir plato
ellerinde bont çanta
kara gözlüklü ve palto
lu esrarengiz
cengizname sakallı
günboyu görüntü
anlaşılmaz gürültü
gündem aşuftesi
strateji uzmanları
gün yirmidört saat başı
entel ve enkırmın spikerlerle
yüzlerce ekran uçaklarıyla
ağır bombardıman var


kerem kim aslı oğlanmıydı'dan beter avam
beyin travması var

mademki hürriyet var
ben bu haberleri istemiyorum
çünkü durum ötenazi hakkını
haktan çıkarıyor

hanımlar beyler lütfen
ya hürriyet yok deyin göçelim turnalarla
ya da var deyin ötenaziyi dileyelim


sakin ve sessizlik insana yakışmıyor mu
hangi yıldız size tükürdü
kimin ölümüne sebep oldu

maşallah eline silah verilen
gez göz arpacık diye
canımıza hediye kurşun yolluyor

kedi kadar haysiyetimiz yok
köpeklerden utanır olduk
kartallar yüksek uçuyor diye
çukurlara dadanır olduk
ne önder kaldı ne örnek usta
doktor da hastalığı kabul etmiyor

netmeli neylemeli
hangi makama gitmeli masal diyarında
mahkemelerde meşgul kendileriyle
marko paşa neredesin nerde acep
bir sen kaldın umut dağıtan
karaoğlanla birlikte

dostonun yer altından notlar'ı gibi
gözümüzde yaş ta yok
burası vahim
ya rahim
imdat


herkes bir oyun peşine düşmüş
herkesin bir hesabı var
oyun düzeni böyle
ya doğuştan sağır ol
ya beynini naklettir
ayakların altına

herkes bir oyun peşine düşmüş herkesin hesabı var
ecelinde hesabı var geceleri yıldızlar kadar çok
korkularınıza kezzap döker
düşlerinize karabasan olur yaşlılık misali
gün olur harman olur ecel çağırır
kuytulara koyaklara
adınız ünlenir dağdan dağa
mezarın sessizliğine

bu oyun merakı niye
niye ekranda oynanır
oynatan belli
oynayan ayan
ayhanışık bıyıklı
kendini sırma saçlı alemi kel mi sanırsın
her şiirin içinden bir molla kasım gelir

düzelen ne ki
kabil habile
hamileyse

ne mahkeme ne mahkum
yaşam canlı hakkıdır
hayat her dem haklıdır
ne askere tahakküm

güzellikle hürriyet
insanı boğmamalı
yaşayanın hakları
yasadan doğmamalı

yasalar yasadan korumalı
içimize küskünlük sıvaşmamalı
onur dediğin insanda bulunur
insan değeriyle savaşmamalı
insan inancıyla savaşmamalı



terkin terki gerek
mustafa özer
lodos tu poyrazdı derken patladı
denizde dalgalar kıyı atladı

martılar serçeler evlere doğru
kaçtılar komadılar rüzgara bağrı

bacalar panolar rüzgara nimet
vapurlar kayıklar sanki ganimet

depremle kavgada denizin rengi
dalganın içinde cinlerin cengi

almada vermede inatla merbut
dayanır mendirek denen izbandut

günboyu sürdürdü hızını rüzgar
kıyamet kopardı deniz yadigar

akşama ayçıktı her yer sütliman
bulutlar gümüşlük altında liman

ne lodos uğultu ne karayel kin
sessiz engin deniz bir tarla ekin

yalnızca kuşların burdayım sesi
gündüzün kalanı gece nefesi

akasya dalını vermiş ağlıyor
çimenin üstünü çamur bağlıyor

şurda burda kırık dökük hurdalar
kıyıda karınca kafa kurcalar

kış geldi güneşten alkış bekleme
eline geçerse mehtap tekleme

denizle kendini sahile götür
rüzgar müzik olsun gönlünüz şatır


























































 

 

 

 

 

 

Giriş

Bu sitenin son güncelleştirilme tarihi 04/11/09 04/11/09