Giriş GÜNCEL YAZARLAR Resim-Karikatür Büyük Doğu Arşivi

BAŞYAZI

KİTAP ELEŞTİRİLERİ

KÖŞE YAZILARI

SİYASET

BASINDA GEZİNİRKEN

TARİH

SANAT

FIKIH

BİZE ULAŞIN

ZİHİN KARIŞIKLIKLARI /Galip BOZTOPRAK

Son zamanlarda haftalık yazılarımı yazmakta zorlanıyorum. Zorlanma nedenim konu bulmakta zorlanmak ve yazacak bir şey bulamamak değil. Oysa yazacak yazılacak o kadar çok şey var ki hangi birinin ucundan tutulmuş olsa uzun zaman sermaye olacak konu ve malzeme önümüze kolayında yığılabilir.

O halde yazmakta, yazabilmekte ortaya çıkan güçlük nedir? Asıl cevaplanması gereken soru budur. 

Kaç gündür zihnimde sürekli düşüncelerimin önüne geçen Mustafa Özer'in "Düşüşten Sonra" deneme kitabındaki "İnkarın Hakkı" yazısıdır. Söz konusu deneme kitabı 1977 yılında yayınlandı. İsterdim ki okurlarıma özellikle bu yazıyı ve kitaptaki diğer denemeleri okumalarını tavsiye etmek. Gelin görün ne yazık ki mevcudu olmadığı için bunu yapamıyorum.

Mustafa Özer söz konusu yazısının bir yerinde şunları ifade ediyor:

"İnsanın doğası gereği olacak, kendi gerçeğinde yarattığı olayların baskısında, sömürüsünde, tekelinde tutar da çoğu kez yaptıklarından korkar. Korku, kişinin yaptığına karşı iç yadsıma duymasıdır. Bir yadsıyış ki, kişiyi eline yabancı kılar. Kafir korkusu işte budur. İç yadsıma dış onuru yerinde bırakmakla birlikte, insana iç onuru kaybettirir. İç onurun yitişine aldırmamak için yalan mekanizmasını çalıştırır."

Bu ifadelerin arka planında görülmesi ve anlaşılması gereken tek olgunun "yalan mekanizması" diye ifade kalıbına alınan ve kişiye onuruna kaybettiren olgudur. Çiklet misali en sıradan kişiden çok büyük bilgi sahibi insanlara, siyaset adamımızdan yüksek devlet adamlarımıza kadar her birimiz en büyük melanet gerçeği olarak yalan ve yalancılık ameli olduğu halde mübalağasız bu lanet silahı kullanmayanımız yok gibidir. Zihin karışıklığımız da bundan ileri geliyor. 

Başkalarını yalancılıkla suçlayanlar aklıselimini toparlayarak nefs muhasebesini yapsalar ve yapabilseler bizzat kendilerinin de bir günlük ömür diliminde bile "yalan mekanizmasını" çalıştırmadıkları ve bu lanet silaha başvurmadıkları yok denilebilir. O halde birilerinin ha bire başkalarının yalan mekanizmasını çalıştırmalarıyla değil de bizzat kendi nefislerinin hesaba çekilerek yalandan arınma çabasını gösterebilseler ortalık güllük gülistanlık oluverecek. 

Mustafa Özer tahliline devam ediyor:

… Namusun, onurun cevheri olduğunu hepiniz bilirsiniz. Ama onurun ne olduğunu bilmediğinizi yüzünüze söyleyebilirim. Yine de üstünsünüz. Neden? Namussuzluğunuzu meşru kıldığınız için diyebilirim. Demiyorum. Namusu el kadar et parçalarına indiriyorsunuz. Ehveni şer diyorsunuz buna da üstelik. Ehveni şer! Ekmeği yemek değil, ekmeğe yenilmektir. Ekmek kutsal diyorsunuz. Namus kutsal değil mi peki? Ekmeğin namusunu kirleten sizler, ekmeği tuvalete bırakmaktan başka eyleminiz var mı? Var mı ki, ekmeğin namusundan söz açıyorsunuz? Hele inkâr edin ekmeği. Korkmayın hele namusunuzdan. Açık söylediğime bozuluyorsunuz. Sözün soyluluğunu bozduğumu söylüyorsunuz. Değil mi? Gizlemeyin. Söz kim, soyluluk nasıl olur? Bilir misiniz? Argo sanıyorsunuz sözümü. Size yakıştığını hiç düşünmediniz mi? İnkâr edin. Bu sözümü de inkâr edin."

"… Hayır demeyen ama, evetin ne demek olduğunu bilmeyen güzelim Anadolu insanı, -ben kentsoyluları ve onların karın artığı ortaklarını saymadan düşünüyorum- çocuğa kutsal bir ad verir. Ona sözüm yok. O insan ki, varlığın açıklamasını yapamaz. Kendisi anlatılmaya da muhtaç değildir. Açık. Görün. O asker, o işçi, o inanan, o Anadolu. İnkâr edin bunları. İçlerinden büyük adam çıkmaz. Yoktur mayalarında. Ama onlar bir devletin kendisidir. Oysa, çağdaş demokratik düzende cemiyetin protoplazması olmaktan çıkarılıyor. Vatandaş oluyor. Ne meraklılar şu taşla biten sıfatlara. Vatan taş ama sahibi kim. Söyleyim. Batılı olduğunu sanan kısır bir yalnızlığın yağmacısı yerli dönekler. İnkâr edin. İnkâr insana yaraşır. Ama önce kendinize. Devlete karşı yapılmaz. Peki devlet, ulusunun adını mezar taşlarına yazma yetkesine sahip mi?"

"… Hayvansalı aşan imana ermek için. Geçmiş ve öykünülen bir imanın yadsınması da baş görevi. Gelecek ve anda yitmeyen diri ve Tokat bakırı gibi işlendiği çekiç darbelerini sağlamlığında sunan bir imana yönelmek. İnsancası bu, çiçeklerin tozlaşmasındaki varlık bu. İnsan bu. Bu ki, tarihin inkârı, geleceğin imanı."

Evet, Mustafa Özer siyaset bilimci kimliği ile bu tahlilleri önümüze seriyor. Bu yazının yazılmasından, bu tahlillerin yapılmasından tam tamına 33 yıl geçmiş. Bunca zaman geçmesine ortaya konulan tahlil günümüzü ta içinden, bam telinden kavrıyor. Ve devamla Ozan Mustafa Özer'in dizeleriyle yazımızı noktalayalım. Sevgili Mustafa Özer'i bu vesileyle saygıyla anarak kulaklarını çınlatalım.

 

bir çeşitlemedir saz

I.

yansam cemali cana ansam hayali yar

ihtiyar-ı ümmidim bahş-ı ruhu bahtiyar

servine safa diye kıldım ruhum ruzigar

ihtiyar-ı ümmidim bahş-ı ruhu bahtiyar

 

II.

halimden hayalimden gece gündüz yalvarsam

sitem etme halinden kaderinde ben varsam

kerem et gözlerime gözlerinden ağlarsam

sitem etme halinden kaderinde ben varsam

 

III.

nazın da rujun gibi pejmürde senin 

zira kalmamış lezzeti busenin

suç mudur kaşın ki saklanırsın

suçundan uşşake yasaklanırsın

yasaklanman yasa değil nazın öyle gerektirir

ah… bire kafir sanki niyazın öyle gerektirir.

 

Çağrı Sayfaları, Mustafa Özer, Kayseri 1997

 

 

 

 

 

 

 

Giriş | Yeni Sayfa 279

Bu sitenin son güncelleştirilme tarihi 24/03/10 28/04/10