Giriş GÜNCEL YAZARLAR Resim-Karikatür Büyük Doğu Arşivi

GİRİŞ

KİTAP ELEŞTİRİLERİ

KÖŞE YAZILARI

SİYASET

BASINDAN SEÇMELER

TARİH

SANAT

FIKIH

BİZE ULAŞIN

DOSTOYEVSKİ’NİN HAYATI

                                                                      Ali BİRADEROĞLU

        Soyu içinde papazların hâkimlerin subayların katillerin dolandırıcıların bulunduğu Dostoyevski bir doktorun oğlu olarak 1821 yılında Moskova da doğdu. Romanları sanki iyi ile kötünün yüzyıllar boyunca sarmaş dolaş yaşadığı bir geçmişle kendi öz hayatının bir anlatımıdır. Dostoyevski’nin eserlerinden akla sığmaz olaylar ve şaşılacak duygularla geçen hayat hikâyesini adım adım takip etmek mümkündür. Hayatı Dostoyevski kadar enteresan eserleri ile bu derece sıkı sıkıya bağlı yazar çok azdır. Eserlerinde hayatı boyunca kendisine acı veren problemlerin acıların çilelerin etkisinde kıvranır kişileri. Eğer kişilerinden biri biz hepimiz hayata alışmamış insanlarız diyorsa hemen anlarız ki çok sıkıcı ve bütün hürriyeti kısıtlanmış çocukluğun etkisi ile bunları söyleyen Dostoyevski’nin kendisidir.

            Küçük Dostoyevski bir gün yazlık evlerinin yakınındaki ormanda oynarken bir çığlık duyuyor:

 

—Kurt geliyor.

           Çocuk korku ve telaş içinde koşuyor, orman içindeki bir tarlada çift süren Müjikin yanına geliyor;  bir eli ile kolunu tutarak nefes nefese kurt geliyor diye tekrar ediyor.  İhtiyar Müjik;

 

 —Kurt gelipde ne yapacak,  sen rüya görmüşsün diyor. Ve o nasırlı, çatlak, kara tırnaklı, çamurlu parmaklarını birden çocuğun yanağına uzatıp okşuyor.

 

—Haydi, geçti. Haydi, İsa yardımcın olsun.  Bir istavroz çıkar, diyor.

 

          Bu hatırasını ömrü boyunca unutmadı. Sibirya’da sürgünde, her karşılaştığı zor durumda, dini şüphelerinin baş kaldırdığı her anda bu sahneyi hatırladı ve Rus halkına olan sevgisi bu köylülerden aldığı izlenimlerle yavaş yavaş oluştu ve şekillendi. 

          Daha okul devresinde, arkadaşlarına ve hayata ısınamamasından doğan yabancılaşmayı görmekteyiz. Arkadaşlarının çok basit şeylere sevinmeleri, çok basit şeylere üzülmeleri, az açı çeker olmaları onlardan nefret etmesinin bir sebebi olmuştur.  Marazi gururu, ruhi inceliği, fiziki zafiyeti onu kendi içine hapsediyordu. Çok aşırı, olağanüstü ve sınırsız duyguların sahibi olan Dostoyevski henüz onyedi yaşındadır, sınıfta kalmıştır.   Kardeşine yazdığı ilgi çekici mektupta şöyle diyor.

 

—Bir düşüncem var: Çıldırmak!

 

          Bu çağlarda en çok okuduğu yazar Schiller’dir ve “Haydutlar” isimli eserinin etkisi “Karamazof Kardeşler” de bile görülecektir. Bundan başka Walterscott, Dickens, Georga,Sant , Hugo,Puşkin ve Gogol  okuduğu yazarlar arasındadır.  Mühendis okulunda iken babası ölüyor.  Kişileri gibi buzdan ve ateşten bir yaratılışa sahip Dostoyevski’yi bu ölüm alt üst ediyor. Çünkü Dostoyevski için içten bir onaylama, sevginin birden soğuması bizi suç orağı yapmaya kâfidir. Düşüncenin madde üzerindeki bu acayip baskısı düşüncenin bu suretle maddeyi aşması Dostoyevski’de “İdefiks” halini almıştır.  Bu düşünce, kişilerin beşeri kanunlara göre suçsuz, dile getirilemeyen metafizik kanunlara göre suçlu olduğu yapıp etmelerin, yapanlara ait olmadığı, duyguların intibaların kanun yerini tuttuğu, düşüncelerin buharlaştığı, hiçbir şeyin önceden düşünülmediği acayip bir dünya meydana getirecektir. Artık Dostoyevski’nin dünyasındayız.  Tabiat kanunları: “ iki kere iki dört eder” dünyasının kanunları geçersizdir bu dünyada.  Artık tabi hukuk, rational gerçeklik, toplum töreleri, kuralları yoktur bu dünyada. Yepyeni bir dünyadayız. Bu dünyada savcı insanın içinde ikinci bir kişi gibi duran vicdan, cezaevi:  toplum içinde kendini yalnız bulmak, yabancılaşmak, ceza; acı çekmektir.  Ancak acı sayesinde kişi ruhunu temizleyebilir. Ancak bu yolla kişi bu yolla kişi ruhunu temizleyebilir. Ancak bu yolla ceza sona erer. Onu ömrü boyunca bırakmayan sara nöbetlerinin ilk defa bu duyguların etkisi ile babasının ölüm haberini alması üzerine başladığı söylenebilir.

        İlk edebi çalışması Balzac’ın Eugenie Grandet’sinin tercümesidir. Bütün ömrü boyunca sürecek para sıkıntıları daha bu çağlarda başlamıştır. Para, para her zaman para. Dostoyevski hiçbir zaman parayı kazanmasını, tutmasını,  sarf etmesini bilememiştir. Telaşlanıyor,  bütün hayatı boyunca telaşlanacak.  Belki de hesap kitap bilmemesinin bir sebebi babasının son dereceye varan cimriliğidir.

        İlk eseri olan İnsancıklar’ı 1884 yılında yazıyor ve büyük ilgi görüyor.  Özellikle devrin büyük münekkidi Bielenski Dostoyevski’yi çok övüyor. Dostoyevski artık kendini kaybetmiştir. Bu ünden sarhoştur.  Kardeşine yazıyor: “Kısaca kardeşim, sana edebi başarımı anlatmak istesem kâğıt yetmez.” Bu dönemde herkesi seviyor, kimsenin kendisini sevmeyeceği aklından bile geçirmiyor.   İlk eserlerinde,  daha sonsuz ölmez kişilikler kazanacak olan kahramanların çok ilkel izlerini görmekteyiz. Mesela çocukların kendine nefret ve merhametle baktıkları  “İnsancıklar” daki Gorçkov’u “ Suç ve Ceza” daki Mameledov’da , “Karamozof kardeşler” deki ihtiyar Karamozof’u da “  Budalada” ki emekli General İvolgin’de bulmaktayız. Şahsiyet ikileşmesini ilk defa ikinci eseri olan “ İkiz”de görüyoruz.

 

        Artık ikinci eserini verdiği bu dönemde ünü yaygınlaşmıştır ve kibar çevrelere alınıyor. Gönül ilişkileri yavaş yavaş filizlenmeye başlar.  Daha  sonra romanlarının  kadın kişiler arasında yer alan  Sonocka,Katelina,İvanovna’da  o dönemde kendilerine  ilgi duyduğu,  “hatta galiba aşık oldum” dediği  bayan Panayev,bayan Semiona,Polinsuslov’durlar.

 

         Bundan sonra verdiği eserleri çok ağır tenkitlere uğruyor.  Bielenski bile çok ağır hücumlar yapıyor.   Böylece Bielenski Turgeniyev’le arası bozuluyor.  “Nerede ise âşık olacaktım” dediğini unutan Dostoyevski, Turgeniyev için  “ Bana gelinde hiçbir zaman onu sevmedim” diye yazmaktadır. Sinirden yorgunluktan hasta düşüyor. Kardeşine yazıyor: “Bana işkence veren korkunç düşünceler yüzünden sık sık geceler boyu uyuyamıyorum”. Hastalığı acayiptir.  Akşamları yaklaşırken sıkıntılar onu yakalıyor, “mistik dehşetler” duyuyor. “Buz altında kalmış bir balık gibi çabalıyorum”.  Bir arabanın tekerlekleri arasına düşse, kendisini suya atsa, acaba bütün bunlar her gün biraz daha gömüldüğü can sıkıntısına katlanmaktan daha iyi değil mi? Neden yaşıyor? Ne bekliyor? “ Suç ve ceza” daki  Marmeladov : “ Nereye gideceğini bilmemenin  ne demek olduğunu biliyor musun?” diyecektir.  Dostoyevski yaşanmaya değer bir şeyin bulunmadığı şeklinde korkunç bir duyguya kapılıyor. Tuttuğu her yol çıkmazdır. Önündeki kör duvarı şimdiden görüyor.  Birkaç adım atacak ve ilerleyemeyecektir. Dostoyevski’nin bu tip düşüncelerle acı çektiği bu dönemde, Batı’nın etkisi ile birçok düşünce akımları gelişerek gizli topluluklar kurulmaktadır Rusya’da.  Genellikle Rus düşünce ortamında iki görüş geçerliliktedir. Birisi batıcılık, diğeri ise Slavcılık. Bu başkaldırma guruplarının birisi de Petraşevski tarafından kuruluyor. Dostoyevski’de bağlanmak yalnızlığını avutmak, yaşamasını mümkün kılacak iyi veya kötü bir inanışa ihtiyaç duyduğu için bu gizli kuruluşa devama başlıyor. Ama o hiçbir zaman devrimci olmamıştır. Köleliğin yok edilmesini sansürün gevşetilmesini, bedensel cezaların kalkmasını istiyor. Ama bunların bir devrimle değil de gelişme yoluyla,  Çar tarafından gerçekleştirilmesini istiyor.

 

       2 Nisan 1849”da Çar’ın bir emri ile diğer arkadaşları ile birlikte tutuklanıyor. Duruşma sonunda idama çarptırılıyor. Bu sahne Dostoyevski’ yi hayatı boyuncu etkilemiştir. “Delikanlı” daki idam sahnesi ile bu olayı ölümsüzleştirmiştir. Çar’ın bağışlaması dolayısı ile darağacının önünden kurtuluyor ve Dostoyevski için bütün eserlerinin ilham kaynağı olan Sibirya  “Ölüler Evi” yaşamı başlıyor. “ Etrafımızda kar, bora… Önümüzde Sibirya ve geleceğimizin esrarı… Arkamızda bütün bir geçmişimiz çok acıklıydı ağladım…”

 

        Dostoyevski hayatının en genç,  dinç ve yararlı dört yılını katillerin, dolandırıcıların içinde geçirdi.1859”da kesinlikle affedilerek Petersburg’a dönmesine izin verildi.

        Bu sürgün Dostoyevski’nin hayatını kesin çizgilerle ikiye böler. İkinci dönem eserlerindeki kahramanlarını nitelikleri, kişilikleri,   çektikleri acının objesi olarak değişiktir.  Birinci dönemdeki kişilerin en belirgin özelliği; dertleri, acıları, tedirginlikleri soysaldır Metafizik, tinsel çilelerin, dertlerin yabancısıdırlar.  İkinci dönemdeki kişilerini en çok rahatsız eden Tanrı sonsuzluk gibi metafizik problemlerdir. “-Tanrı bana ömrüm boyunca acı çektirdi. “ Bu dönemin en önemli problemlerinden biri de hürriyettir.

        Bu ikinci devresinde  “ölüler evinden hatıralar”, “yeraltından notlar”, “suç ve ceza”, “budala” , “ecinniler”, “delikanlı”, “karamozof kardeşler” gibi adını özleştiren eserler vererek 1881’de öldü. Bugün bile Dostoyevski batıda “Peygamberane bir ses”, “aşılamamış doruk” olarak nitelenen dahi bir romancıdır.

                        Ocak 1969

 

 

Giriş | Yeni Sayfa 33

Bu sitenin son güncelleştirilme tarihi 22/06/06 13/01/09