Giriş GÜNCEL YAZARLAR Resim-Karikatür Büyük Doğu Arşivi

BAŞYAZI

KİTAP ELEŞTİRİLERİ

KÖŞE YAZILARI

SİYASET

BASINDAN SEÇMELER

TARİH

SANAT

FIKIH

BİZE ULAŞIN

Özet

 

Mahir KAYNAK

 

Ekonomi hakkında bir özet yapıp bir süre bu konuya ara vermeyi düşünüyorum. Türkiye’de meleğin dişi mi erkek mi olduğunu tartışmak serbesttir ama Hıristiyanlığı tartışamazsınız. Yani model içinde kalmak şartıyla istediğinizi söyleyebilirsiniz ama uygulanan model bir tabudur ve onun dışına çıkmak ideolojik bir sapma olarak algılanır.

Türkiye’nin uyguladığı ekonomik model bir tercihin ürünü değil bir mecburiyettir. Hangi görüşü temsil ederse etsin herkes aynı çerçeve içinde kalmak zorundadır, farklar ayrıntıdadır. Yenecek olan yoğurttur ama her yiğidin yeme biçimi farklı olabilir.

Ekonomideki oyun alanımız uluslararası sermaye piyasasıdır ama ülkemizin bu alandaki payı küsurat bile sayılmayacak düzeydedir. Böyle bir durumda hiçbir biçimde etkili olamayacağımız bir alanda, edilgen bir konumu kabul ederek hareket etmek zorundayız. Ayrıca, bir çoğunun zannettiği gibi, yabancı fonların ülkemize geliş amacı kar sağlamak değildir. Çünkü ülkemizden sağlanan karlar, genel bilanço içinde, ihmal edilebilir düzeydedir. Bu fonları kullananların, sağlanan kar açısından, Türkiye kalemine baktıklarını bile sanmıyorum. Trilyonlarca dolara yön veren bu piyasada birkaç milyar dolar sadece bir küsurattır.

Oysa Türkiye, başka bir açıdan, bilançonun en önemli kalemlerinden birini oluşturur. O da siyasi konumu ve dünya dengelerinde oynayacağı roldür ve oyun bu ikilinin, yani siyasetle ekonominin, birbirini etkilemesi üzerine kurulmuştur. Türkiye siyasetteki yerini ekonomik çıkar sağlamak için kullanmak istemekte, karşı taraf da stratejisini ekonomik gücünü kullanarak ülke siyasetini etkilemek olarak belirlemektedir.

Bugüne kadar oyun karşı tarafın üstünlüğünde sürmüştür. Türkiye, ekonomisini güçlendirememiş ama diğer oyuncunun önemli köprü başlarını ele geçirmesini engelleyememiştir. Bunun en önemli nedeni ekonomiyi bir işletme yönetimi gibi algılayıp, siyasetle bir arada değerlendirmemekten kaynaklanmaktadır.

Bazılarının bu bakış açısını öküz altında buzağı aramak ya da komploculuk olarak nitelemesi göze alınarak şöyle bir senaryo yazılabilir: Bu büyük fonları yönetenler siyasi gücü elinde tutanlardan tamamen bağımsız değildir ve onların Türkiye hesaplarını birlikte yapma isteklerine olumsuz cevap vermezler. Çünkü, son tahlilde, tüm ekonomik çıkarlar siyasi üstünlüğün şemsiyesi ve himayesi altında gerçekleşir. Bir de ülkemizden elde edilecek karların önemsiz düzeyde olması buna eklenince tüm ekonomik işlemler siyasi bir vesayet altında gerçekleşir.

Şöyle bir soru anlamsız sayılabilir mi? Borsadaki menkul kıymetlerin üçte ikisi yabacıların elindedir. Başlangıçta büyük kayıplara uğrayan yerli yatırımcılar bu alana girmemektedir. Borsa yabancıların kendi aralarında ve az sayıdaki yerli büyük sermayenin katılımıyla iş yapmaktadır. Küçük tasarrufların ekonomiye katkı yapması söz konusu değildir. Acaba bu kurum sadece bazı transferleri gerçekleştirmek için mi kullanılmaktadır? İndeks zirveye çıktığında alım yapan ve zarar eden yabancı bilgisizliğinin bedelini mi ödemekte yoksa bu hisseleri elinde tutan bildik birine destek mi olmaktadır? Kısa sürede katlanarak artan ve aynı hızla düşen bir borsanın işlevi ona atfedilen midir yoksa başka bir şey midir? Bir kurum kendisinden beklenen görevi yapmıyor ama işlevini sürdürüyorsa ne işe yaradığı merak edilmez mi?

Kısacası ben Türkiye’deki ekonomik olayların salt ekonomi mantığıyla açıklanamayacağını, siyasi amaçların daha etkili ve belirleyici olduğunu gözlemliyorum. Havanda su dövmek yerine çoğunluğun ilgilendiği alana dönmeyi ve ekonomiyi her televizyon kanalının köşesindeki borsa ve döviz haberlerine bakarak değerlendirenlere bırakıyorum. Ama o rakamların hiçbir anlamının olmadığını da söylemeden geçemeyeceğim.

04.07.2006

 

 

 

 

 

 

 

Giriş | Yeni Sayfa 61

Bu sitenin son güncelleştirilme tarihi 08/11/06 13/01/09