Giriş GÜNCEL YAZARLAR Resim-Karikatür Büyük Doğu Arşivi

GİRİŞ

KİTAP ELEŞTİRİLERİ

KÖŞE YAZILARI

SİYASET

BASINDAN SEÇMELER

TARİH

SANAT

FIKIH

BİZE ULAŞIN

        

     MEHMET AKİF ERSOY-1                                 Mustafa ÖZER 

   Batı şiirinin Tevfik Fikret kanalıyla gelen eleştirmeci,kötümser,karamsar,öğütleyici ders verici tarzı Mehmet Akif’le halka indirilerek çağına uygun konuları üslendi.

   Savaşın ric’atler,yenilgiler,bozgunlarla gelen göç ve kaçış sahneleri,çığlık çığlığa cankurtaran sirenleri gibi parçalanan gırtlaklar,kirlenen sosyal bünyenin haberini yayıyordu.Mehmet Akif henüz İstanbul’a intikal etmiş bir neslin ikinci kuşağıydı ve ne yazık ki babalarının görmediği mutluluğu onlar da göremeyeceklerdi.Bunun yanında babalarının çalışkan, azimli ve planlı davranışı ona da tevarüs etmişti.Olaylar elbette hüzünlüydü ama yaşam da sürmeliydi.Akif’in oluşturduğu olağanüstü koşullar onun direncinde soluklandı ve olanca ihtişamıyla dilinde hareket buldu.

   Onun dili,dini İslam olan halkın Türkçesi idi.Batının “nedensellik” ilkesini şiire taşıdı.Dahası “Panoramik bakış”ı batıdan aldı.Ortamı ve rengi kendisi katarak veznini   -ki Aruz ile yazardı-ve ibret almak için anlatımın öğüt bölümünü yerli malzemeyle şiirinin inşasına taşıdı.Mehmet Akif uzun yıllar camii kürsülerinden halka vaaz etmiş ve bu vaazlarda ülkenin içerisinde yuvarlandığı ekonomik ve sosyal gerilemenin İslam’dan ve ahlaktan uzaklaşıldığı görüşünde temellendirmiş yarı dua yarı öğüt tarzında halkı uyarmaya çalışmıştır. Safahat’ın ve Mehmet Akif’teki ideolojik yapılanmanın amacı, şiiri araç olarak kullanarak halka İslam’ı anlatmaktır. İslam’ı anlatma politikası öğüt şeklinde değişse de amaç devleti kurtarmaktır. Bu politik bir eylemdir. Akif, asırlardır İslam’ın alemdarlığını yapan Türk Milletine ve onun siyasal organizasyonu olan kendine has devlet yapısına meftun ve bununla müftehirdir. Onun içinde her zaman devletin yanında yer almıştır. Çanakkale Destanında ve İstiklal Marşı’nda teressüm eden portre durumu dillendirmektedir. Mehmet Akif şiirinde“geniş zaman kipi”ni kullanmıştır.Sezai Karakoç’un tespit ettiği gibi şimdiki zaman’ı kullanamazdı.Vaazın nasihata yaslanan yapısı ve Kur’andan seçilen hikaye, ahkam ve emirler geniş zamanlı ve sonuçları uzun vadelidir.Dolayısıyla  M.Akif ,Kur’anî bir zaman Mefhumunu şiirine aldı. Her şair kendi çağının sosyal gerçeğini öykülendirir. M.Akif gibi realist ve nesneci tutumdan bile kaçmayan onları dahi amacına varmak için araç olarak kullanan bir şair elbetteki panoramik bakışla ele aldığı kendi toplumunun akıp giden hayatıdır.

   Şark’a,İslam’a,batı kültürüne dair olanıysa didaktizmidir.Alışkanlık hem de gündelik argosu da dahil Türkçe aruza Akif’in şiirinde rengi sıcak olmasa da destanlaşmıştır. Çanakkale Destanı,İstiklal Marşı da haykıran marş niteliklidir.Yani bir boyutu vardır.İlahiden ve Mehter müziğinden farklıdır.O bu yanıyla da batılıdır.

“Doğrudan doğruya Kur’an’dan alıp ilhamı,

Asrın idrakine söyletmeliyiz İslâm’ı…”

M.Akif’in Mesnevi tarzını değişik aruz ölçülerinde kullanması elbette ilk değildir.Türk Şiirinin son evresinde serbest ve heceye karşı zamanında yaşayan ve kamuoyu önünde tekliğidir. Çağdaşı olan Abdülhak Hamid’le vezin dışında ortak yanı yok gibidir.Yahya Kemal’den farklılığı ise şiirinde öğütsel düşünsel boyut kullanmasıdır. M.Akif’in,Yahya Kemal’le kesiştiği yanlarda vardır.(plastik anlayış) her ikisinde de ortaktır. Yahya Kemalle ayrıldığı çizgi ise soğuk renklerle çizdiği manzaradan (ahkam) çıkarmak ibreti göstermektir.Mehmet Akif sanatın bir amacı hizmeti, topluma dair olma zorunluluğuyla Nazım Hikmetle paralelliğe sokulabilir.Nazım Hikmet’te sosyalist değerler yerini Mehmet Akif’te İslâm’a ve ahlaklı olmaya bırakır. Her ikisinde (akli olan) sonuca uyma sorunudur. Oysa Nazım destanıyla halkın halini anlatır. Akif’in espirileri Şeyhi’nin espirileri ile örtüşür. Her ikisinde de esrar perdesi kullanılmaz. Akif’te “bilinir olan meçhul”le “bilinmez olan meşhur” nirengi çizgisi gibidir.Estetik’e gelince Divan Edebiyatı manzumlarıyla gündemden çıkmıştır. Divan Edebiyatının estetik değerleri çok az kullanılır.Bazı ayetler çağrışım için kullanılır ve fakat dikkati temin için ve sonuca zemin hazırlamak içindir.

   Kitaba konulan isim Safahat; faz-safha-etap gibidir.

   Divan Edebiyatındaki üretilmiş olan tipler Safahat’ ta yoktur. Safahat ‘insani’ dir, toplumsaldır, sonuçları vardır.Düğünlerde güreşe çıkarak hem geleneği sürdüren,hem halkla iç içe olan Akif,sağlığına dikkat etmeyi,dengeli beslenmeyi zorunlu olarak öğreniyor. Baytarlık okulunda öğrendiği anatomik bilgiler de Safahat’ ta çizdiği tiplerin fizyonomilerini oluşturuyordu. Bundan dolayıdır ki, Safahat’ taki tiplerle Divan Edebiyatındaki tipler farklılık arzeder.M.Akif düzenli bir aile hayatıyla da diğer şuara’dan farklıdır (Yahya Kemal,Nazım Hikmet,vs.)Mehmet Akif Osmanlı’dır.Osmanlı’yı İslam olarak görür,anlar.Onun içindir ki devlete hürmette kusur etmez.Her zaman Türk Devleti fikrine sadık kalmıştır.Irkçılığı sevmez,seveni de sevmez.Bu yanıyla da bazı şuara’nın milletsizlik anlayışından beridedir. “milletim nev’i beşer-vatanım ruy-i zemin” demez.İslam Milletini ve Türk Vatanını baz alır.

   M.Akif İslam’ı hem bireysel inanç ve bu inanıştan hareketle cemiyetin ve devletin  dışa karşı temsili içeride ise insanlar arası adaleti tevzide mihenk taşı olarak görür. Önemli olanın müslümanın birey olarak İslamın emirlerini yerine getirmesini, diğer dünya insanlarından geri kalmaması ve Müslümanların ayrı devletler olarak değil, Müslüman olarak yönetilmeleridir.M.Akif siyasal ve ekonomik konjonktürün dışında idealini sunmuştur.Devleti tanıdıkça bireyin kıymetini anlamıştır.Ne yazıktır ki politikaya bulaşmak isteksizliği Cumhuriyet döneminde çok belirgindir.İttihat ve Terakki’nin anlayış olarak yansıması Akif’i,idealist olmaktan çok bireye yöneltmiştir.

   Mehmet Akif’in Cumhuriyet sonrası hayatı,hicranla ünsiyet kesbetmesi olarak görülebilir.Babasının ölümüyle leyli okuma zorunluluğu,bu dönemde sosyalleşen ve bir yerlere sığınma gereği duyan bu hassas ve şair kişilik “geçim” için Osmanlı coğrafyasında çok kısa ve küçük devreler haricinde büyük ve uzun zamanlar garip olmuş,küçük yaştaki oğluyla yaşamış,yalnız yaşamış,arkadaşlarıyla yaşamıştır.Bugün bir militanın yaşamı ona paralel olabilir.Hatta bu militanlık gerillacılığa kadar dönüşebilmiştir.Hedefe insanın konulması olunca kah bir dost için deniz aşırı gidiyor,kah bir başka ülkenin askeri karargahında aylarca kalabiliyordu.Sabır,disiplin,bilgi,cesaret,güven,dostluk onun erdemleri ve olmaz ise olmazlarındandır.

   Şiddet hareketlerinden çok etkilenen bu cins kafa Arapça,Farsça,Fransızca ve Türkçe’yi okur-yazar olarak biliyordu.Arnavutluğu dilini kullanacak kadar mıydı bilmiyoruz.Askeri eğitimi hakkında bilgimiz yok,lakin çok ciddi askeri ve muharebe bilgisi olduğu kesindir.

   M.Akif’i dini kimliği içerisinde ele alırsak bir yanda rakı matarası boynunda asılı Neyzen Tevfik Kolaylı’yı himayesine alıp okutacak derecede geniş görüşlü,diğer yandan evinde ekmeği olmayan yurttaştan sorumlu devlet ve devlet adamına ‘Hazret-i Ömer hikayesi’ şiiriyle yaptığı göndermedeki vicdani sorumluluğu yasal sorumluluk sayan bir sıkı İslam anlayışı.Genelde tevhidi “milli birlik” konvansiyonunun şartı olarak ileri sürer,diğer yandan iman gibi iç dinamik’e indirgeyerek bireysel ataklığı bu misyona yükler.Aklı “ harici dünyayı” anlamakta koşul olarak denkleme alır ve fakat  “imansız paslı yürek sinede yüktür.” diye de “nass” a yapışır.O bu yanlarıyla gelenek ve gündelik yaşama taraftadır.Bilimden anlaşılan da teknolojidir.Müslüman’ın hayatını kolaylaştırmak için,konforu sever.Berlin Mektupları’nda bu açıkça görülür.Otelin anlatılışı en güzel örnektir.                                                   Mustafa ÖZER

 

                 

 
   

Giriş | Yeni Sayfa 26

Bu sitenin son güncelleştirilme tarihi 08/11/06 13/01/09