Giriş GÜNCEL YAZARLAR Resim-Karikatür Büyük Doğu Arşivi

BAŞYAZI

KİTAP ELEŞTİRİLERİ

KÖŞE YAZILARI

SİYASET

BASINDA GEZİNİRKEN

TARİH

SANAT

FIKIH

BİZE ULAŞIN

Siyonizme ve İsrail’e Muhalif Yahudiler

 

                                                                              Mehmet Şevket EYGİ

 

 

 ŞU internet ne tükenmez hazine. kropot.free.fr sitesinde Pierre Stambul adındaki Yahudi’nin “Yahudiler, Siyonizm ve İsrail” adlı sekiz sayfalık makalesini okudum. Bu zat Yahudi ama Siyonistlere ve İsrail’e ateş püskürüyor. Filistinlilerin haklarını savunuyor. Şimdi Siyonistler ona “antisemit” diyecekler. Hem Yahudi, hem antisemit... Olur mu böyle şey? Hayır, böyleleri antisemit değil, vicdanlı Yahudi’dir.

 

Sayıları çok olmamak şartıyla Yahudiler içinde gerçeği söyleyen, Siyonizm’i ve İsrail devletini tenkit eden düşünürler bulunmaktadır. Birkaçının ismini veriyorum: Amira Hass... Michel Warchawski... İlan Pape... Ury Avnery... İsrael Shamir...

 

1945’te İkinci Dünya Savaşı sona erdi, üç sene sonra İngiltere’nin Filistin üzerindeki manda idaresi bitti ve İsrail devleti kuruldu.

 

Siyonistler “Halksız bir toprağa halk; topraksız bir halka toprak” diyorlar. Bu doğru değildir. Filistin’in halkı ve sahipleri Filistinlilerdir.

 

Yahudilerin orada iki bin sene önceki hakları varmış... Bu iddia geçerli sayılırsa dünyanın alt üst olması gerekir.

 

Yahudilerin Filistin toprakları üzerindeki hak iddia etmelerini meşru kabul edersek biz Türkler, Anadolu’daki varlığımızı inkar etmiş oluruz.

 

İsrail’in 1967’de, bazı Arap devletlerinin ve liderlerinin hıyanetleri yüzünden işgal etmiş oldukları topraklar, asıl Filistin arazisinin yüzde 22’sidir. Zavallı Filistinlilerin bir kısmı bu topraklara da râzılar, lakin Siyonistler vermeye razı değiller.

 

İsrail ordusu denizden Gazze’ye ateş ediyor, piknik yapan kadınları ve çocukları öldürüyor, bu çok vahim bir hadise değil!. Filistinli gerillalar bir İsrail askerini kaçırıyor, yer yerinden oynuyor...

 

Üçüncü Dünya Savaşı (ayak sesleri duyulmaktadır), İsrail yüzünden çıkacaktır.

 

Yahudiler Filistin’de zulme uğramadılar, Avrupa’da zulme uğradılar. Binaenaleyh faturayı Filistinlilere ödetmek adalete, bilgeliğe, vicdana, insafa uygun değildir.

 

Almanya’da Nazi rejiminin, altı milyon Yahudi öldürdüğü iddia ediliyor, revizyonistler belgeli ve delilli kitaplarla ve ilmi makalelerle bu rakamın çok abartılı olduğunu söylüyorlar... Rakam ne olursa olsun, zulme uğrayan Yahudilerin başta Almanya olmak üzere Avrupa ülkelerine yerleşmeleri, yerleştirilmeleri gerekmez miydi?

 

Bendeniz Osmanlı geleneğine bağlı Sünnî bir Müslümanım. Osmanlı devleti sistemi içinde Yahudiler bir “millet” idi. Bu milletin başında Hahambaşı bulunuyordu. Yahudiler din, dil, kimlik konusunda tamamen serbest idiler. Siyasî bakımdan fazla hürriyetleri yokmuş, bunu tabii karşılamak gerekir. Osmanlı devleti demokrasi ile idare edilen bir devlet değildi ki... Tarihi hadiseleri, cereyan ettikleri kontekst içinde değerlendirmek gerekir.

 

Üçüncü Dünya Savaşında büyük facialar cereyan edecektir. Siyonistler yüzünden Yahudilerin başı bin türlü belaya girecektir.

 

Yahudiler içinde dindaşlarını, ırkdaşlarını uyaran din adamları, büyük düşünürler, gazeteciler, akademisyenler vardır.

 

Çok azınlıkta kalmalarına rağmen Neturei Karta Hahamları, Siyonizm’e ve İsrail’e son derece muhaliftirler. Onların internet sitelerinde yayınlanan yazılarını okuyunca insan inanmak istemiyor. Bu cemaat, zaman zaman New York Times gazetesine ilanlar vererek tezlerini açıklıyor. Onların Siyonizm ve İsrail devleti konusunda görüşlerini sıralıyorum:

 

(1) Beklenen Mesih gelmeden İsrail devletinin kurulması ve Yahudilerin oraya toplanması Yahova’nın emrine, Tevrat’a ve Musevîlik dinine aykırıdır. Büyük bir günahtır ve isyandır.

 

(2) Yahudiler, hangi ülkede yaşıyorlarsa o ülkeye sadık kalarak, hıyanetlik etmeyerek bulundukları yerde kalmaları gerekir.

 

(3) Filistin, Filistin halkının vatanıdır.

 

(4) İsrail devleti ortadan kaldırılmalı, ülke gerçek sahiplerine iade edilmelidir.

 

(5) Siyonistler dindar Yahudi değildir.

 

(6) İsrail devletine vergi ödenmez, hizmet edilmez.

 

Yahudi olmayan bir kimse, bu gibi iddialarda bulunsa ona hemen bu adam antisemitizm yapıyor damgasını vururlar. Ama bunları söyleyenler ırk olarak Yahudi, din olarak Musevîdir. Ne diyecekler?

 

Ben bir Müslüman olarak, muharip olmayan sivil bir Yahudinin burnunun kanamasını bile istemem. Muharip olmayan kadınların, çocukların, yaşlıların, din adamlarının selamet ve güvenlik içinde bulunmaları lazımdır. Tabii ki, Filistinli sivillere, kadınlara, çocuklara, ihtiyarlara zulmedilmesini istemem. Lakin dehşet içinde Ortadoğu’nun bir felakete doğru sürüklendiğini görüyorum.

 

İkinci Dünya Savaşında feci zulümlere uğrayan Yahudiler, nasıl oluyor da bugün Filistinlilere bunca kötülük edebiliyorlar?

 

Ülkemizde anti-Siyonizm cereyanı çok kuvvetlidir. 1917’ye kadar Filistin’de Türk bayrağı dalgalanıyordu. Siyonistlerin Osmanlı imparatorluğunun yıkılışında oynamış olduğu rolleri halkımız biliyor ve unutmuyor.

 

Ülkemizde şu anda hayli Yahudi yaşamaktadır. Bunlar kaç gruptur, özetlemeye çalışayım:

 

1. Kimlik kartında Musevî yazan 25 bin Yahudi vatandaşımız. Aslında bu rakam daha düşüktür, lakin 25’ten aşağı inmiyorlar.

 

2. Sayılarının 1,5 milyon olduğu söylenen Sabataycılar. Onlar çeşitli mezheplere, aşiretlere, cemaatlere ayrılmışlardır. Karakaşlar, Kapanîler, Yakubîler... Homojen değildirler.

 

3. Sabataycı olmayan Kripto Yahudiler. Bunların bir kısmı Alevi, Bektaşî görünmektedir. Kendilerini Çerkez, Kürt gösterenleri de vardır.

 

Siyonizm’i ve İsrail’i tenkit eden insaflı, vicdanlı, sağduyulu Yahudilerin yazılarını, fikir ve görüşlerini (Yahudi olmayan hiçbir kimsenin fikriyle karıştırmadan) yayınlamak gerekiyor. İnsaf ve izan sahibi kimselere:

 

“Biz söylemiyoruz, buyurun, bakın, şu fikirleri, şu tenkitleri yazanların hepsi Yahudi’dir...” diyerek... 02.07.2006  Milli Gazete

 

 

 

 

Bazı Cemaatlerin Vahim Hataları                                                               

                                                                      Mehmet Şevket EYGİ

 

 

 

 ÖNCELİKLE şu hususu samimiyetle beyan edeyim: Yüce İslâm dinine, Allah’ın Kitabına, Peygamberin Sünnetine, İslâm fıkhına, ümmet-i Muhammed’e muhlisen lillah hizmet eden bütün şahıslara, cemaatlere, tarikatlara, grup ve zümrelere selamlarımı, hürmetlerimi, teşekkürlerimi, takdirlerimi arz ederim. Onlar tenkitlerimin dışındadır, lütfen üzerlerine alınmasınlar.

 

Gelelim bazı tenkitlerime:

 

(1) Bazı cemaatlerde şöyle bir inanç var. Bizim cemaatimize ve Hazretimize intisap ediveren kimse kurtulmuş olur. Bu ucuz kurtuluş son derece yanıltıcıdır. İntisapla iş bitmez, Müslüman itikadı sahih olacak, salih ameller (yararlı işler) işleyecek, ahlâk ve fazilet sahibi olacak, Allah yolunda cehd sarf edecek... Ondan sonra kurtuluş olur. İnsanların en büyüğü Resul-i Kibriya Efendimizdir, O’na iman eden kişinin de namaz kılması, gerekli bilgi ve kültürü edinmesi, oruç tutması, zekat vermesi, cihad yapması gerekiyor. Ancak bunları yaparsa derecesi yükseliyor.

 

Kur’ân-ı Kerim bizi uyarıyor, “Allah katında en üstününüz, en fazla takvalı olanınızdır.” buyuruyor. Kişi, bir cemaat Hazretine bağlanıvermekle üstünlük kazanmaz.

 

(2) Bazı cemaatler, açıkça söylemiyorlar ama kendilerini İslâm dini ile özdeş hale getiriyorlar, bu da vahim bir bozukluk ve sapmadır. Hiçbir parça bütün ile eşit olamaz, hele bütünden büyük olamaz. Cevher İslâm’dır; cemaatler, tarikatler, meşrepler, mezhepler ise arazdır.

 

(3) Hiçbir cemaati kast etmeden ve suçlamadan beyan ediyorum. İslâm dini Allah katında (hak ve geçerli olan) tek dindir. Bu konuda âyet vardır, Peygamberimizin hadîsleri vardır, icma-i ümmet vardır. Tevhid ile Teslisin ikisini de hak görmek mümkün değildir. Böyle birşey dine, mantığa, hikmete, Kitabullah’a, Muhammed aleyhisselatü vesselamın Hakk katından getirdiği öğretilere aykırıdır. Ehl-i kitabın da ehl-i necat ve ehl-i cennet olduğunu iddia edenler bu bâtıl, fasîd, yanlış inanç ve görüşlerinden rücu ve tövbe etmelidir.

 

(4) Hiçbir cemaat, zümre, grub, Muhammed aleyhisselatü vesselamı inkâr ve tekzip eden, Hazret-i İsa’yı te’lih eden (Tanrılaştıran), Kur’ân-ı Azimüşşanı inkâr eden, İslâm’a “İlahi değildir, uydurulmuş bir dindir” diyen kimselerle diyalog yapamaz, onları dost ve veli olarak kabul edemez. Böyle bir diyalog Kitabullah’a, Resûlullah’ın Sünnetine, İslâm’a, onun Şeriatına aykırıdır. Elbette ehl-i kitapla iyi geçinmeliyiz, zimmî iseler onların haklarını korumalıyız lakin bugünkü uygulamasıyla “Dinlerarası diyalog” İslâm’a aykırıdır. Biz bütün gücümüzle, en uygun ve düzgün bir şekilde Ehl-i Kitabı Tevhide ve İslâm’a çağırmakla mükellefiz. Son birkaç yıl zarfında ortaya çıkmış olan Diyaloğun kaynağı islâmî değildir. Gayr-i islâmî mihraklar ve merkezler tarafından İslâm’ı tahrif etmek, Müslümanları şaşırtmak ve sapıtmak için çıkartılmıştır.

 

(5) Yine hiçbir cemaati suçlamadan konuşuyorum. İslâm’ı içinden yıkmak isteyen şer güçler diyalog konusunda; ılımlı bir İslâm türetmek için, İslâm’ın tek hak din olduğu inancını sarsmak için, Müslümanlara Tevhid ve Teslisin bağdaşabileceğini söylemek için yekûn olarak milyarlarca dolar harcıyorlarmış. İmanı, vicdanı, iz’anı, ahlâkı, fazileti, hikmeti olan hiçbir Müslüman bu maksatlarla dağıtılan paralara el sürmez, onlara tâlip olmaz, teklif edilirse asla kabul etmez. Şeytan, “Ben bu paraları alır,  hizmet yaparım...” dedirtmeye çalışır. Akıllı, ahlâklı, temiz Müslümanlar, şeytanın bu iğvalarına ve desiselerine kapılmazlar, tuzaklara düşmezler.

 

(6) Cemaatler arası rekabet ve çekişme haramdır. Müslümanlar birbirleriyle çekişemezler, tepişemezler, birbirleriyle rekabet ve birbirlerine düşmanlık edemezler. Rekabet ve düşmanlık haram ve yasaktır ama hayırlı işlerde müsabaka (yarışma) iyi bir şeydir ve teşvik edilmiştir. Her cemaat din için, Sünnet için, fıkıh için, şeriat için, ahlâk ve fazilet için diğerleriyle yarışabilir. “Benim cemaatim haktır, öteki bütün cemaatler berbattır...” diyenler dengesiz kimselerdir.Bazı cemaatlerde bazı bozukluklar olabilir ama, bütün cemaatlerin bozuk olması düşünülüp söylenemez.

 

(7) İslâm dininde tarikat, mezhep, meşrep, taife olagelmiştir. Cemaat olgusu ise yakın zamanda olmuştur. Medreseler kapatıldı, âlim yetişmedi; tekkeler kapatıldı, şeyh ve derviş yetişmedi. Onların boşluğunu birtakım cemaatler doldurdu. Meşru sınırları zorlamadan, Şeriat dışına çıkmadan hizmet eden bütün cemaatlere, onların başındaki muhterem kişilere, bağlılarına selâmlarımızı, teşekkürlerimizi, minnetlerimizi arz ederiz; büyük küçük hepsinin ellerinden öperiz. Ancak herkes bilmelidir ki, İslâm dininin kesin hükümlerinde asla değişiklik, yenilik, reform yapılamaz. Böyle şeyler muharref, bozulmuş, aslından uzaklaşmış dinlerde olur. Hiçbir cemaatin ve onun Hazretinin kesin Kur’ân âyetlerini ve hükümlerini, re’y ve heva tefsiriyle değiştirmeye hakkı yoktur. On dört asırdan beri Kur’ân-ı Kerim rivayet ve dirayet yoluyla nasıl açıklandıysa o şekilde açıklanıp yorumlanacaktır. 1400 seneden beri bunca İmam (din önderi), müctehid, fukaha, allame, mürşid, şeyh, ehlullah, evliyaullah gelmiş, bunlar bu dini Resululluh Efendimizin tebliğ ettiği şekilde öğretmişler ve sonra aradan 1400 yıl geçtikten sonra birtakım adamlar zuhur etmişler “Hazret-i İsa’yı tanrılaştıranlar, Hazret-i Muhammed’i yalanlayanlar, Kur’ân-ı tekzip edenler de kurtuluş ve cennet ehlidir..” diyecekler. Hayır, hayır! Böyle şeyleri kabul edemeyiz. Bu gibi iddialar karşısında susamayız.

 

(8) Bir zatın bazı hizmetleri yapmış ve başarılara nâil olmuş olması onun usule dair hatâlarını örtmez ve mâzur göstermez. Hizmetlere eyvallah, hatâlara hayır deriz.

 

Resulullah bu İslâm dinini bize, hiçbir hükmünü gizlemeden bütünüyle tebliğ etmiştir. Ashab Tabiîne, Tâbiîn Tebe-i Tâbiîne, sonra her asırdaki ulema öğrencilerine öğrete öğrete günümüze kadar, aslına sadık olarak gelmiştir. Bu İslâm’dan hiçbir ödün veremeyiz, dinimizi değiştirmek vetahrif etmek isteyenlere de en uygun ve hikmetli şekilde karşı çıkarız.

 

Hiçbir Hazret, dini kumaş, kendisini makas sanmasın...

 

İmam-ı Gazalî Hazretlerinin hocası, İmamülharameyn el-Cüveynî Hazretleri mutlak müctehidlik derecesine çıkmıştı. “Bu devirde yeni bir fıkıh mezhebi kurmak gerekmez, lüzumu yoktur” diyerek Şafii mezhebini taklid etmişlerdir. Ne büyük fazilet... Birtakım küçük Hazretler ibret alsınlar...

 09.07.2006  /Milli Gazete

                                                       

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Giriş | Yeni Sayfa 87

Bu sitenin son güncelleştirilme tarihi 24/07/06 13/01/09