Merkez Bankası Döviz Kuru | |||
ALIŞ | SATIŞ | ||
USD | 0 | 0 | |
EURO | 0 | 0 | |
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
1
ESİN VE DERME
MUSTAFA ÖZER
ŞİİR
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
2
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
3
İçindekiler
SUNUŞ 7
İBLİS DİLİ 17
KARA KEFEN 18
MARMARA’DA 19
TANSİYON 20
YALANCI VE YABANCI 21
KAPALI AÇIK 22
KANLI GÖMLEK 23
YALAN VE MÜRAİ 24
GÜLMENİN PARILTISI 25
PEZEVENK 26
FANİ 27
MAVİ TUTKU 28
EY SAKİ 29
BİR SEVDA 30
EBU TURAB 31
GÖNÜL KUŞU 32
MÜCRİM 33
VAROLUŞ 34
DUA DUYUSU 35
MAKYAJA SAKLANMAK 36
MESLEK HASTALIĞI 37
YAPAY 38
ÖLÜMÜN TADI 39
PARÇA VE BÜTÜN 40
DUDAKTA KALAN 41
ŞER AKIL VE EDEP 42
İLTİFAT 43
TA ÇENEMDE SU 44
ÖMÜR FEDA 45
YALAN SALGINI 46
SONBAHAR ACZİ 47
SAKİNİN SUÇU 48
KADER 49
GAZAP 50
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
4
SİNEK HEVESİ 51
ÖLÜM UYANDIRIR 52
ALELACELE YOLCULUK 53
ARGO 54
BİR DAMLA SU 56
KODES 57
MEZAR SÜKUNETİ 58
TAC VE ÇIPLAK AYAK 59
MESAJINI GÖZÜN ÇEKER 60
ANLAŞMASIZ REKABET 63
GECENİN DİRENCİ 65
KEHRİBAR 67
BÖBÜRLENME 68
UKDE 69
SAKİN VE SESSİZ 70
GÖNÜL ÇELEN 71
SUYUN İÇİNDE 72
ADI GÜZEL KENDİ GÜZEL 73
SALGIN VE PANİK 75
ŞİAR 76
DERT 77
YAR YAKIN OLUR 78
AY YÜZLÜ 80
PANDEMİ 81
KIZILAY AMADE 82
PARATONER 83
NAZAR 85
ARAF 86
AZAD EDİLMİŞ GİBİ 87
ATEŞ 88
TEVAZU 90
DAĞA DÜŞEN YAĞMUR 91
ZAMAN AYNASI 92
MUHACİR 93
FANİLİK FANİ DEĞİLDİR 94
ŞUH GÜLÜŞ 95
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
5
DÜNYANIN DERDİ DÖNMEK 96
SEMA 97
ÖTEKİ 98
RAMSES 99
NİŞAN 100
AVCININ AŞKI 101
NESİN VE NEY 102
TÜKETİCİ 103
A CANIM 104
KİNAYE 105
TERESSÜM 106
TAM REKABET REJİMİ 107
YARDA 108
YAR’A AÇILMAK 109
KADER 110
MEVLEVİLER 111
ÖMÜR VE ONUR 112
MAKBUL 113
VEFA VE CEFA 114
EYLEMEK 115
GÖNÜL 116
AYA BAK AYOL 117
İHYA 118
KLAVUZ 119
KEMAL 120
BAKIŞ 121
KEVSER VE ŞARAB 122
KAZA KURŞUNU 123
ÖTE DÜNYA 124
ELEST 125
HAYALİN SPORU 126
GÖZÜNÜ GÜZELLE 127
EKMEK İÇİN 128
YARADANDAN 129
DUDAĞINDAKİ HİLAL 130
ŞÜPHE 131
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
6
MUHAL 132
EL 133
HÜNER 134
GÖZ KOYMAK 135
KISKANÇLIK 136
MANSUR 137
SEZAİ TEK BAŞINA 138
BABÜR VE ESED 139
DAMLA 140
CENNET 141
İKİ DÜNYA 142
ÇATAL DİLLİ 143
AVUKAT 144
AÇLIK GREVİ 145
DEPREM 146
BALKONLU 147
KIYAMET 148
YALAN VE ÇIBAN 149
NİMET-MİHNET HAKKI 150
NEREDEN NEREYE 151
AĞIT 152
CIS 153
DERDİM OLSUN 154
DÜPEDÜZ 155
KARAMAK 156
İMA 157
NESİMİ 158
FETTANLAR 159
BAYRAM BAZEN SOSYALDİR 160
ŞUKUFE 161
AŞKIN ÖNÜ ARKASI 162
MENŞUR 163
ZORUNLU SÜRGÜN 164
Tİ 165
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
7
SUNUŞ
I
Bu kitabımız bir esin kaynağına dayandığı için
öncelikle bu kaynak hakkında okuyucuya bilgi verilmesi
münasip olur. Bu nedenle Mirza Esedullah Han Galib’in
Divan-i Galib’i ele alınacaktır.
İlk şiirlerinde Esed mahlasını kullanmış ise de aynı
isimde bir başka şair olduğunu görünce Galib mahlasını
kullanmaya başlamıştır. Galip Han Hindistan Türk
İmparatorluğu Urduca şairlerindendir. Agra’da dünyaya
gelmiş, köklerinin Selçuklu Sultanlığına dayanan Aybek
Türklerindendir. Küçük yaşta babasını kaybettiği için
amcası tarafından yetiştirilmiş, şiir yeteneğinin yüksek
olması nedeniyle bu vadide zamanın bütün ilimlerini
tahsil etmiştir. “Gerçi üçte nesir kitabı vardır; Pancaheng,
Mihr-i Nim Ruz, Destenbu. 10 bin beyitlik Farsça külliyatı
Avad Ahbar Lakhnov’da yayımlanmıştır.” 1
Galib Türkçeden başka Farsça, Arapça, Hindçe ve
en önemlisi de Urdu dilini şiir dili olarak kullanabilen
zamanın en büyük şairlerindendir.
Galib onüç yaşında onbir yaşındaki Umrau Begüm
ile evlendi. Bu evlilikle birlikte Delhi’ye taşındı. Yetmiş iki
yıllık hayatını tamamladığı bu şehirde sürekli geçim
sıkıntısı içerisinde yaşamıştır. O bu dönemde kasideler
de yazmış, Delhi içinden ve dışından öğrenciler kabul
etmiş dersler vermiştir. 1850 yılında kısmen devletin
korumasına girebilmiş, 1857 yılında büyük bir
ayaklanmaya sahne olan Delhi, Galib’in elinden her
şeyini almıştır. 1857 büyük isyan Galib’i sadece
gelirlerinden etmemiş, yaşlılığın bedene yüklediği
zaaflarla da mücadele etmek zorunda kalmıştır. Galib bu
1 Soydan, Celal, Mirza Esedullah Han Galib, s.4-5
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
8
tarihten sonra şiir ve edebiyatı bırakmıştır. Sokaktaki
İngiliz terörü herkesi evine hapsetmiş, açlıkla yüzyüze
bırakmıştır. Galib evden dışarı çıksa bile ne şiir mahfilleri
kalmıştı, ne de dostlarıyla toplanacağı bir yer. Bu
ayaklanmadan sonra Galib’de “Bu kişilikte hâkimiyet ve
korku, keder ve mutluluk, tutku ve boş vermişlik, aşk ve
nefret, dalkavukluk ve onur yansımaktadır. Bu kişilik, bir
tomurcuk gibi esnek, bir kaya gibi sert, cıva gibi
akışkandır. Tüm bunlar, farklı, hatta zıt keyfiyetleri
gösterirler. Dolayısıyla bu incelemeden şu sonuç
çıkmaktadır ki, Galib, kendi içinde bir âlem ve tezatlar
bileşimidir. Dudaklarında gülümseme, yüreğinde keder
tufanı. Sözcüklerinde dalkavukluk, düşünceleri arşın
üzerinde, doğaya şiddetle bağlı, ama boş vermişlik onun
işi. Yaşamı paha biçilemez olarak algılar ancak ölüm
biricik menzilidir.” 2
“Galib, yaşadığı geçim sıkıntıları, dönemin sosyal
ve siyasi durumuna rağmen her ne kadar tezat bir kişilik
oluşturmuş gibi görünse de o, hiçbir zaman kendi
kişiliğinden ödün vermemiştir.” 3
Türkçenin zaman, mekan ve kültür coğrafyası
değişik bir bölgesinde açan gülün adı Urdu diliydi. Bu dil
Cengiz ahfadının Ortaasyadaki diğer Türk boylarıyla
indiği Hindistan coğrafyasında oluşturduğu bir dildi. Bu
dilin en büyük şairlerinden biri Mirza Esedullah Han
Galib’di. Her ne kadar kendi dilinin büyük şairi olsa da
Selçukluyla birlikte devlet dili haline getirilen Farsçanın dil
olarak enteklektüel sanata yansıması yeni bir şey değildi.
Türklerin Hindistan coğrafyasında Farsçanın sikleti
büyüktü. Sanat eserlerinde olduğu gibi nesir dilinde de
Galip Farsçayı ustalıkla kullanmıştır. Dolayısıyla Galib
Farsça ile de güzel şiirler inşa etmiştir. Celal Hoca’nın
konuya hakim olması nedeniyle Galib’in şiirlerini üç
2 Soydan, Celal, Mirza Esedullah Han Galib, s.41
3 Hava Yılmaz, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2014
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
9
döneme ayırmaktadır. İlk dönemde konuları ağır,
kelimeler ağır, teşbihler muğlak, tamlama ve telmihler
karışık idi. Fakat yenilik, incelik, güzellik, felsefe gibi
yaratıcılığını ve kişiliğini yansıtan özellikler vardı. İkinci
dönemine ait şiirlerinde gelenek daha baskın. Şiirleri
nispeten hafiflemiş, sade ve yalındır. Fakat sözcüklerle
oynama merakı bitmemiştir.
“Galib’in üçüncü dönem şiirine bakıldığında
doruklara ulaştığı görülmüştür. Artık her beyitte sınırları
zorlayan bir anlam zenginliği oluşmuştur. Ayrıca bu
dönemde Galib’in kendi gözlem ve deneyimlerine
dayanan konuları gene kendine has tarzıyla ifade etmesi,
onun ince üslubunu göstermiştir. Becnuri’nin ifadesiyle,” 4
“Mirza Galib için şairlik musiki, musiki de şairliktir. İşte bu
yüzden divanın her mısrası rübab teli gibidir.” 5
“Galib’in bu üç dönem şiirine bakıldığında, ne
kadar büyük bir şair olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca
özgünlüğünü her zaman devam ettirdiği de görülmektedir.
Kısacası Galib’in şiirinde hep var olan iki temel özellik,
yenilikçilik ve yaratıcılıktır.” 6
“Galib’in şiirinde göze çarpan yenilikçilik ve
yaratıcılığın en önemli göstergesi, kelimeler üzerindeki
sınırsız hâkimiyeti, eş anlamlı gibi görünenlerdeki ince
farklı sezinlemesi ve sözcükleri konuya tabi bir hale
sokarak sunmasıdır. Yani, sözcükler konunun içeriğine
göre anlam kazanmakta ve onlara yüklenen yeni anlam
dilin doğal yapısıyla uyum sağlamaktadır. Bu özelliğiyle
Galib, yaratıcı, yenilikçi ve üst düzey bir dilci olduğunu
kanıtlamaktadır.” 7
İngilizler bölge halkını o kadar tahkir etmişler ve
zulmetmişler idi ki 1857 isyanı oluştu. “İngilizler yerli
4 Hava Yılmaz, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2014
5 Soydan, Celal, Mirza Esedullah Han Galib, s.88
6 Hava Yılmaz. Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2014
7 Soydan, Celal, Mirza Esedullah Han Galib, s.90
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
10
halkın dilini, dinini, geleneklerini ve her türlü kültürel
değerlerini küçümsemiş ve Müslümanların üzerinde
şiddet içeren bir hâkimiyet kurmak istemişlerdi. İşte
yaşanan tüm bu olumsuz davranışlara maruz kalan
Müslüman halk da hiçbir ön hazırlığı olmayan ve sonu
başarısızlıkla sonuçlanacak olan bu ayaklanmayı
gerçekleştirmişlerdir ve bu olay özellikle Müslümanlar için
tam bir yıkım, tam bir felaket olmuştur.” 8
Galib İngilizlere el açmak zorunda kalmıştı.
Galib’in yaslanacağı kimse kalmamış, buna rağmen o
Delhi’yi terk etmemiş, bugünün tarihçisine İngiliz
emperyalizminin gerçek yüzünü bütün çıplaklığıyla
göstermiştir. Böylece sanatçının sanatını kullanarak
dostlarına gönderdiği mektuplarda bunu sağlamıştır.
“Mirza Galib’in hem şiirinde hem de nesrinde
müphemlik olduğu iddia edilmiştir. Bununla ilgili Prof. Dr.
Celal Soydan düşüncelerini şöyle ifade etmiştir:” 9 “Galib’in
şiirinde var olduğu iddia edilen müphemlik, öncelikle dile
yeni bir yön ve üslup kazandırmak isteyen dilciliğinin
doğal sonucuydu. İkincisi Galib’in hayal gücünün
sınırlarını zorlaması ve konuyu olağan dışı bir üslupla
sunmasıyla ilgilidir. Üçüncü olarak ondaki betimleyicilikten
kaynaklanır. Zira Galib bir mısrada soyut etkiyi vermeye
çalışırken, diğerinde somut etkiyi yaratmaya
çalışmaktadır. Bu sebepten onun mısraları arasında
kopukluk; beyitte de müphemlik varmış hissi uyanır. Keza
var olduğu iddia edilen müphemliğin önemli
sebeplerinden biri de, fazla bilinmeyen, fazla işlenmeyen
veya çoğu kişinin farkına varmadığı ruh hallerini şiirine
konu etmesinden kaynaklanır. Galib’in müphem olduğuna
dair öne sürülen gerekçelere bakıldığında, aslında
anlaşılamama sebebinin müphemlik değil, düşünme
eksikliği olduğu anlaşılır. Zira onun şiirinde dil ve üslup
8 Hava Yılmaz. Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2014
9 Hava Yılmaz. Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2014
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
11
denemelerinin yanı sıra kişisel deneyimlerin şiire konu
edildiği, insani basiret ve felsefi derinliklerin olduğu
görülmektedir.” 10
Hava Yılmaz’ın Tüksek Lisans Tezinden
hareketle Celal Soydan Hocanın tespitleriyle Mirza
Esedullah Han Galib’i yerimiz elverdiği ölçüde anlatmaya
çalıştık. Bundan muradımız bu şaire olan gönül
borcumuzu şairi bize tanıtan Akademi mensuplarına
öncelikle teşekkür etmektir. Esas teşekkürümüz bu büyük
şairi gündemde tutmak adına çabası olan herkese
şükranlarımızı arz etmektir.
Miri malı olmasına rağmen kendisinden bir şey
almış değiliz. Onun şiirini okurken kah bizi
heyecanlandıran, kah içimizi buran zarif, zarif olduğu
kadar kışkırtıcı kelimeleri dilimizden düşüremedik.
Aynadaki feyezan sanırım ki aynıyla insan. Tarihin
perspektifinde ufuklarda kalmış olsa bile hiçbir umudun
boşa gitmeyeceğini gördük ve göstermek istedik. istedik
ki gördüklerimizi, duyduklarımızı, şuara ile hikmet
sahipleriyle ve de dervişan ile paylaşalım istedik.
Osmanlı edebiyatında Farsça sanat eseri vücuda
getirme aşkı Han Galib’de kristalize olmuş vaziyettedir.
Yavuzun divanını Selçuklu medeniyetinin devamı olarak
görmekte bir beis yok. Bir milletin bekası böyle tezahür
ediyor. Han Galib sadece edebiyatla ilgili değil, dil ve
kültür oluşumunda sırları da önümüze koymaktadır.
II
Urdu dili ve edebiyatı Türkçenin zaman ve
mekanda farklılaşarak açan bir iri güldür. Farklılığı sosyal
zorunluluklardan kaynaklanmış olmasına rağmen bir
işgalci egemen dili olmak yerine yerel dillerle barışı temin
eden bir dil yapılanmasıdır. Bu dil farklılıklar taşımasına
karşın Türkçe’nin sesinden, ritminden ve köklerinden
10 Soydan, Celal, Mirza Esedullah Han Galib, s.78
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
12
kopmamış, aynı zamanda, zamanının devlet dili olarak
kullanılan Farsçanın üzerine çıkarak, Farsça yazan
edipleri Urduca yazmaya ve kullanmaya zorlamıştır.
Selçuklu Devleti dönemi Hindistan kültür havzasına
sarkılması Farsça konuşulan havzanın da vatan ittihaz
edilmesi sonucu bölge halklarının günlük sokak dilinin
Türkçesiyle anlaşması sosyal bir gelişmeydi. Daha
sonraki Cengiz İmparatorluğunun ve ardıllarının bu
bölgeyi daha geniş askerî planlarına dahil etmesi
Türkçeyi anlaşma dili yapmıştı. Elbette Din Dili, ve
edebiyat dili gecikmeli ve adapte olarak gelmekle ve
halkları yeni bir senteze götürmekteydi. Daha eski
dönemlerde de Hint ve Mavera-ünnehir ile Fıratın doğusu
ve batısı Türklerle tanışıyordu. Hindistan tarihinde bu
yeni dönemde Türkler müslüman olarak bu bölgede ve
medeniyet kurucusu olarak bulunuyorlardı.
Urduca doğaldır ki Türkçe kökenli ve Türkler
Müslüman olmasına rağmen karşılarında çok dilli ve çok
dinli he-terodoks koskoca bir sosyal yapı var. Üstüne
Farsça resmi dili olan bir devlet yönetimi eklenince ele
aldığımız şairimizin işlevi daha anlaşılır olmaktadır.
Galib Esedullah Han (1797 Agra- 1869 Delhi)
dünya edebiyatçıları sözlüğüne girmiş Urduca şiir ve
nesirleriyle taltif edildiği görülmektedir. Eksik bilgilerden
ötürü Moğol izlenimi uyandırmış ise de kısa özgeçmişte
önemsiz bir ayrıntı deyip geçmedik. Zira Galib; Türk
boylarından “Aybeg”lerden olduğu bilinmektedir. Selçuklu
Devletinde hizmette iken devletin birliği dağılınca dedesi
Hindistana birliği ile gelmişti. Dedesinin Türkçenin dışında
dil bilmediği de bilinmektedir.
“Kuşaklar boyu atalarımın mesleği askerliktir.
Şairlik asla onur kaynağı değildir benim için” diyerek
Galib bunu divanında açıklar.
Galib’in Dönemi:
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
13
İngiliz işgali ve Hindistan’ı müstemleke olarak
kontrol altına aldığı bir dönemdir. Sosyal açıdan çok dilli,
çok dinli bir dünyanın ikinci büyük nüfusuna sahip
Hindistan’ı her açıdan aciz duruma düşürecek, iradesini
ve kültürünü yok etme yoluna girecektir. Bu uğursuz
dönemde Hindistan’ı yöneten Babür Şahın ardılları
yönetmekte ve müslümanlar dinlerinin mucebince
özgürlüklerini korumak için “İngilizlerin” emperyalist
yönetimine karşı çıkıp lokal isyanlar çıkarmaktadır. 1857
de bir büyük kalkışma olur. Ve Türk yönetimi acımasızca
bastırılır. Bundan böyle bütün Hindistan Kraliçenin
yönetimine geçer.
Mirza Galib Han Esedullah hem Türk, hem
Müslüman olması nedeniyle statüsünün ne olacağını
bilmek için İngiliz emperyalizmini bilmek yeterli olacaktır
sanırız.
Kısaca 1857 yılına dek düşe kalka kötü bir
ekonomik vetirede olsa da özgün yaşayan Galib Han
sanatın ayaklar altına alınmasıyla sanatçılığı hakir
görülüyor, diğer yandan yaşlanmış birinin açlıkla karşı
karşıya olmasını şairimizin hazmetmesi ne mümkün. Bu
ahvalde ne ailesine ne kendisine bir yararı olmamaktadır.
Bu şartlar altında bir süre daha yaşar ve gönlü
kırık dünyayı terk eder. Son yıllarda bulunduğu ortamı ve
çektiği acıları dostlarına yazdığı mektuplarla hem o
zamanın tarihçisine bilgiler bırakmış, hem de siyaset
ilmine de İngiliz emperyalizmini tanıtmış oldu.
Kelimelerle oynamayı seven bir girizgâh espriye
dönüşmüş olgunlukla gazel’e dönüşen yapıyı
sanatseverler ve sanat tarihçileri tespit ediyorlar. Eserleri
bir çok dünya dillerine çevrilen bu mümtaz aruz ve
dolayısıyla divan sahibi şairimiz Türkçenin Hindistan’da
açan “Urduca”sına hakim, Farsça ve Arapça ile Hintçenin
Agra ve Delhi bölge şivelerini bilmesiyle yeni, önce
söylenmemiş güzel şiirler ortaya koymuştu. Celal Soydan
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
14
hocanın tercümesinden okuduğumuz divandaki şu ince
not Galib’in derinliğini anlatmaya ve tespite yeterli
sanırım.
“Galib döneminin ve Hindistan tarihinin en
önemli siyasi gelişmesi kuşkusuz 1857 yılında İngiliz
sömürgesine karşı girişilen bağımsızlık hareketidir.
İngilizlerin “isyan” olarak tanımladıkları
ayaklanmanın yerli halk üzerindeki etkileri tamir
edilemez bir şekilde oldu. O dönemin tanığı ve
ayaklanmanın acı sonuçlarını yaşayan biri olan Galib,
ayaklanmayı “resthyz-i bica” olarak tanımlamaktadır.
“Resthiyz-i bica” anlam olarak zamansız kıyamettir.
Galib’e göre Soydan Hoca Resthyz-i bica’nın ebced
hesabıyla düşürülen tarihi ise (Hicri 1275) tir.” Miladi
olarak da 1857 yılına tekabül etmektedir. Galib’in şair
olarak olaylardan ne kadar derin etkilendiğini bu olay ne
güzel açıklıyor. Günlük hayat ile mazi ve umutları da bir
fütürist gibi şiirine yansıtmıştır şair. Yani öğrenilmiş hayat,
yaşanılmış hayat, tecrübeye teşne zaman ile umutları
yeşerten gelecek zaman Galib’in şiirinin yüklemidir.
Aruzda ve Gazel bahrinde büyük ustamızın değerini
kritikciler ve edebiyat tarihçileri tespit etmişlerdir. Bizim
müdahalenin ukalalık olmaması için bu kadarla
yetiniyoruz.
Pekiyi biz nereden geldik Galib’in divanına ve
şiirimize konu olmasına. Bir şiir kütüphanemiz var ve
kendi çapımızda “şuarayı” takip etmek istiyoruz. Hele
hele Türkçenin diğer coğrafyalarda ve tarihe saklanmış
zamanlarındaki güllerinden en azından, haberdar olma
boyutunda ilgimiz vardır. Şiire olan sevgimiz zaman,
mekan ve şair açısından kendimizi, daha doğrusu iç
dünyamızı sınırlamıyoruz. Sınırlamak da istemiyoruz.
Gücümüzün dışında, bilgimizin yetmediği boyutlarda
istisnalar olmuyor değil.
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
15
Celal Soydan hocanın tercümesini sunduğu “Mirza
Esedullah Han Galib-Galib Divanı” İş Bankası
yayınlarından yayınlanınca bir nüsha edinip okuduk.
Düşündük, konu ile ilgili akademik çalışmaları biraz
taradık, edebiyat tarihlerinden ve Hindistan’ın sosyal,
ekonomik ve edebiyat tarihinden biraz bilgi toplayıp
yeniden okuduk Galib Divanı’nı.
Okudukça içimizde şiir kıpırdanmaları oldu. İster
divanın “dişi şiir” doğurganlığı kışkırtması yönünden,
isterse yeni espriler karşısında günümüze yansıyacak
kıvılcımları biriktirme merakından diyelim. Divan’da olup
ta söylenememiş olanı görmeye çalıştım. Bu bir başka
evrimi gündeme getirdi. Galib bugün yaşasa böyle mi
söylerdi veya nasıl söylerdiyi düşündüm. Bu eser
tamamen Galib’in bendeki karşılığıdır. Ve fakat tamamen
hataları bana ait. “Sevdiğinizce size ait” düsturuyla
hareket ettim.
Türkler Hindistan’da Tac Mahal ve Galib’le temsil
edilir uluslar arası arenada. Tac Mahal’le plastik sanatın
evrensel örneğini dünyanın 7 harikasından biri olarak
sundu. Galib’le ise Usduca gibi büyük bir dünya dilini.
Galib ve Tac Mahal durdukça dünya Hindistan’ı ve
Türkün aşkını, imanını nasıl estetik derinlikte olduğunu
tanıyacaktır.
Büyük sanatçımızla ilgimiz onun sanatından ve
yeniliklerinden Türkiye Türkçesi ve “medeniyet-i hazıra”
içinde tanışsın, kaynaşsın istedik.
İşin bir yanı da şu ki tarihin zaman içinde
yaşaması, hem ödevimiz, görevimiz, hem kültür ve
medeniyetin kaynaklarının da şeffaflığı ve
sürdürülebilirliğini denemek anlamına gelecektir Mirza
Esedullah Han Galib’in bilinirliği, değeri ve yansımalarını
büyük bir zevkle yeni denklemle güncellemeye çalıştım.
Mustafa Özer
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
16
Levent-İstanbul 2022
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
17
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
18
İBLİS DİLİ
sureti haram kılmışlar olsa bile behiye
yazıya suret veren hattata sorsam
yaptığın iş helal mi diye
akılsız dil anşılmayanı seçer
anlamayana cahil der geçer
harfler ezile büzüle kalemin önünde direnir
kelimeler diş gıcırtısını nasıl dindirir
boşboğazlıktır lügata mahkum olmak
gönül bilir gülün kadrini hem koklar hem sever
ayrılığın acısını hakim ne bilsin
o iblisin dilini hekim ne bilsin
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
19
KARA KEFEN
canını aletin elinde hurdaya çıkaran
haram lokmayı helal zanneder
kimi garip de gelenek içinde kalınca
cenneti kazandığını umar oysa
her katmanı ayrı diyet peşinde
leyla diyor ki “var kurtul” peşince
laylayı kabilesi sarıp saklayınca
şairler de mecnunu sardı şiire
beşinci kol iblis haset fesat bir oba
mecnun sade dil her şey mecnun’un aklında
öleni saklandığı kefende sanma
derisi bile yar değilken canına
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
20
MARMARA’DA
ayılmadan diyemem gönlüm nerde
getir iksirimi söyleyim gönül kimde
tadı kokusu rengi aşktır hayatın
kaldırırsan görürsün prizmayı ışığın önünden
güzelliğin cüreti ücreti peşin alır
sevgi salına dursun marmarada
kostak kostak yürür gider bakmadan
reklam saatinde değilse kaybı ününden
akılsızlar akıl satar nasipsizler nasihat
oysa kaşların mihrap gözde hüsnühat
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
21
TANSİYON
hırsız girdi gönlüme güvenim oldu berhava
girerken gönlüme sandı ki izin gerekmez
bundan böyle uykularım ayakta gecelerim güneşli
tansiyonum havada kalbimi çekmez
her şeyi yakan bir demdir bir rüzgar
usul usul koynuna giren itfaiye
yanan ne ki yakan kimdir
bilir mi dersin yakan göz yakînimdir
belki güftesi öyle belki bestesi
gönül yanmış bir kere yoktur sahtesi
geride kalan virane göz rivayeti
itfaiye marşı gibidir teranesi
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
22
YALANCI VE YABANCI
gürültülerin çığlıkların hepsi
ağızda oturan yalancılardır
beni yakan yok eden o zaman
güzel sözler söyleyen yabancılardır
istenmeden verene aşık derler
istedikçe verene kaçık
meğer gönül kaçırmış kervanları
vererek yükletmiş hamalları
soram sükut içinde gıdalarda albeni
dostlar sükutu dinler görmez olur düzeni
yaş yerine kan damlar gözlerimden
anlasalardı beni unuturdu kendini
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
23
KAPALI AÇIK
dostlarım da benim gibi yanık
yarım yamalak içe kapalı açık
net gördüğü gözü kafadan bulanık
kısacası hepsi de benim gibi kaçık
kendine bulamamışken çare
beni çöllerde koymaz mı biçare
özgür isen sorunun prangadır
ve de sorumluluğun odandaki fil
matematiğin koynunda isen
köleliğin boynunda bilsen
hele hele aşk ilinde özgürlük
züğürtlüğü yalan kadar yakışır
maşuk nefes verirsen kaparsın
gözleriniz birbirine bakışır
ne özgürlüğü ne sadakati
bir ümmid dağların ardında
ne vefası var ne saadet
binbir gece masalı kıranardı’nda
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
24
KANLI GÖMLEK
gül sevgisi gönülden değil
üstündeki kanımı görmektir
ah o yusufun kanlı gömleği
gibi başıma çorap örmektir
yaşasın firavun en azından korudun
aklını aklın bildin yusufun
kabil değildi yusufun rüyası
kabil oldu kardeş mayası
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
25
YALAN VE MÜRAİ
İstanbul’un vefası vefalıdır yerinde durur
oysa vefa umanlar bu yolda yorgundur
aşka gölge eden sevgili budur
vefayı uman ancak musallada bulur
müslümanlar bıraksaydı mümin olurdu
belki bir mürai olmaktan kurtulurdu
yalanı kafir söyleyip duruyor
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
26
GÜLMENİN PARILTISI
her çiçeğin sonunda nimet vardır gerçek
her nimetle bir cennet sunulur gönüle
şükranı bilmeyen içine etti edecek
var olduğuna pişman olur o gül de
şükrünü eda etmek midir nimet oluşum
döktüğün kan damlalarımdır
mercan tanesi niyetine tesbihinde
seviyorum diyerek beni sevmiyor
bütün fitneler gözünde isyankar
bütün zalim sözler sükutunda aşikar
gülüşün şuh sesi dişlerinde öyle parladı ki
yakamozların ortasında kaldın sanki
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
27
PEZEVENK
cilveler kahkahalar rakibin sadrına şifa
bizi de rüşvetlerle rüyada ihya
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
28
FANİ
her canlı bilir yaratılışından fenalığı
aslolan fenadan çıkmağı bulan
insan olur kendine insanlığa
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
29
MAVİ TUTKU
bendeki deniz tutkusu biraz da mavi
kalanı kabarcıklarda yaşama sevinci
vardıkça uzaklaşan ufuk
bir horoz sadasında yaklaşır
yakaladım derken müezzini
ufuklar çekilir yıldızlar bayraklaşır
olmak ermek tüccara kalmış
tilkiler kümeste bayram yapar
ey aşk zilletinde ne bulduk bilmem
gizemli gül yüzün ruhsara kalmış
güzellik deforme saçların yılan
gözden düşüp menguş ile sallanır
dudağında sakız gibi bir yalan
sen alınma rakiplerin kıllanır
bendeki mavi aşkı aşkın coşkusu
saçlarında saklanan yosun kokusu
daldıkça derininde bulduğum inci
aranırken gelen sürpriz yaşama sevinci
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
30
EY SAKİ
içki bir yarı uyku kalanı gecenin gizi
yıldızlar kadar çok onlar kadar fani
sen sahil ol da kucakla bendenizi
taşmak üzreyim esrimekten denizi
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
31
BİR SEVDA
bu coşan dalga
şu kabaran deniz
belki kayalarda ünleyen su sesi
dışımda kayıp bir uygarlık
içimin iniltilerinden sağır bir kulak
sevgiliyi bahaneye alarak
duyacak mı sanki
elbette hiçbir şeyi
duymayacak
egom öyle yüksek öyle yüksek ki
aklımı zindanında kül eyledi
nerdeyse nemrud’u arkaladı
kendini bir sineğe kul eyledi
gönül şahin olmuş sinek avlamaz
sinek şahbaz olmuş şahin beğenmez
yürü gidelim bu ilden gönül
burda rakip bulsa gönül eğlenmez
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
32
EBU TURAB
kim şiirden dem vurursa ebu turabın
rezil olmak değilse muradı kime ne
hayalimin koynundaki canandır
hem rüyamı süsler hem ateşimi yakar
bir yanda cennetim beri yanda tamu
anladım ki ateşle arınma imandandır
ey sevgili ne zaman ansam seni
içim yanar yenilenirim baştan ayağa
bakışınla yanan çıram yepyeni
yıldızları toplarım çıkıp uzaya
güzel diye sevgiliye derler şiirde
sevgili sevene derler meğer sevilen imiş
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
33
GÖNÜL KUŞU
kişniş şekeri kadar aklıyla aşka durmuş
hayalle ele geçer sanmış gönül kuşunu
kim kaçabilmiş nazardan resule bak
üzerlik kabristanı karargah kılmış
belki de güldü durgun sudaki cilve
yakamoza nasipse güler denizde
sen yine de tuzunu kaçırma aklın
oyunları içindedir kendinden yakın
içindeki yaranın kan damlalarıdır kirpiklerinde
acının çığlıkları sahne almış repliklerinde
tattıkları mutfaktaki meslek aşkıdır
ocağı söndürmeden yakmadan yemekleri
git bak imanın zail olmadan cesetlere
ne tadı var ne tuzu
yazılar hep aynı “miftah” budur ezelde
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
34
MÜCRİM
hem dünyayı ferah vağfur edecek
hem kendini gani gafur edecek
tavuk isen düşte gör arpa sandığını
elin yar belinde gönlün cennette
nerde o yoğurdun bolluğu derler ademe
gönül minnet içinde mihnette
aşkın sürüklediği mücrimin kendi zulmette
göz pınarı coşunca göz görür mü
saman çöpüne sığınan sinek kaptanı
iki parmağı arasında derbeder bengal kaplanı
göz görmeli serab-ı aşkın gevrek gülüşünü
ey gönül sen sincap gibi kürküne sarıl da uyu
ancak böyle görürsün Tur’daki uykuyu
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
35
VAROLUŞ
celladım olsan ne yazar söyleyim
varsam sensin yoksam seninleyim
beni parçaladıkça birleştiriyorsun aşk ummanında
yanında yok oldukça sığmıyorum sahillere
sen olmasan sen olmasan olmazdı alem
iyi ki varsın güller çiçekler ve bahar ahenk içinde
duyan kulak duyulan sesle birdir
gözün ışığı gökkuşağı gibidir
alem volkanlar içinde zelzele sunsa
aşkın aşinası misafiridir
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
36
DUA DUYUSU
can derdine düşmeyi gör
asan da asan eden de o
ipimiz ellerindedir dehrin
kasan da kısan da o
güzellik bütün gözleri yese doymaz
ruha canlar feda olsa
dualar duyar
o duymaz
yürek yarasına ilaçtır
yarin kahkahasında reddi
acıları hafifletir ter
kan akmasın diye
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
37
MAKYAJA SAKLANMAK
yüzünü rehin etmiş makyaja
tırnağındaki kanı kapatan öje
saklan ki zorundasın kızma makyöze
dilindeki sessiz kelimeler
ekran gibi yansıyor yüze
leylaya kapalıydı bütün kapılar
kabilenin geleneği keyfinde
Kays’ın her sözü kapısızdı
amma sadece leyla’ya
kibir aşkın kabridir
göz yaşına dayanmaz
kalbi karpit gibi eritir
kibir aşka gafildir
kibir aşkın kafiridir
mecnun bir şey demese bile
sair her şeyi söyler
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
38
MESLEK HASTALIĞI
sende bu aşk bu vefa oldukça hizmette
maşuka sermaye cefa olacaktır elbette
her aşık idam urganını belinde taşır
amma yine de maşuk buna şaşırır
ah şu mısralar yüzünden aşkı benzetmek
meslek hastalığından demek ki böyle olacak
nasihat da nasiptir münasebet de
kısmet su gibi olsa gelir sepette
her şey düğümlenmiş bir sebeple
baksana gökyüzüne ayna gibi
gezegenler birbiriyle münasebette
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
39
YAPAY
bir yüzünü görüyorum bir de sözünü
ya doğru söyledikçe mahcupsun
ya yalanlarına eşlik ediyor kahkaha
bir daha bir daha hep aynı hamleler
elinden geliyor gelmesine nazenin eller
geride bıraktığı metruk gözdeler
ve acz içinde çırpınan çıplak gövdeler
yalana ambar olmuş ağzında dil
affettiğin gönüller gönlün değil a adil
öğüt verene bak
ne bende intibak edecek akıl
ne sende verdiğin öğütten bir yaprak
ben anlamaktan toprak oldum
her ne hal ise anlatamamaktan helak oldum
feyezan diyorlar senden gidene
gitmemiş gibi aynada sensin
zaman vahdet içinde gelse de
aynada yaşayan aynı anda sensin
ifritin sana fısıldadığı şarkı
usul usul vasıl olunca ruha
pençelerin çıkar can alan pençelerin
söyle ne yapabilirsin karşındaki mecruha
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
40
ÖLÜMÜN TADI
bir virüsten dinle dertlerin dantesini
anteni kırık aklı çıkık holihopun ertesini
soruları korkuların soruyorsa derinden
derinden derim ki ölümden öte yol yoktur
şahdamarım sensin şehin şahım kalem
dünyaya ilan edilmiş biliyor alem
aşk ecele benzer gelince alır sonsuzluğa
bir gölgedir düşer kalır sonsuzluğa
öyle bir ecel ki ne öncesi ne sonrası var
münker nekirden beter sorular sorar
ölümün de tadı varmış diyor kitap
ölümü öldürene ediyor hitap
sevgini izhar için izin mi var
nazın belki de manyetik duvar
izlendiğini biliyorsan gündüz gece
gizlendiğini görmedim rekabette
rakibin salya sümük oluşu bana hazdır
kanlı gözyaşı benim hediyem
seni görmekle gözdeyim mestim
şişe-i rindane düşmekte var mı acep
gözlerinde biriken sorulara cevap
gözlerini kapatıp gözlerime dalmandır
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
41
PARÇA VE BÜTÜN
feryat edebilseydim merhamet eder miydin
kulaklarım anadan doğma sağırdır diyordun
deryayı seven bir katre suda onu görür
yüreğimdeki taşlar senin elinden çıktı
yarin gözyaşı o deryadır
merhamet dilenmekten oldu kaskatı
bizde bu cehalet oldukça derin
hiç olmasaydı bilmeseydik bile
hücrelerimiz genetiğinde gelir dile
acılar damla damla deniz kılardı bizi
kurdumuz hücremizde beslenir
beynimizde keyif çatar bilesin
devran ile davranır ışık ile seslenir
koynumuzda cirit atar bilesin
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
42
DUDAKTA KALAN
kahır dudakta kalır bir şarkıdır
şaire dair belki bir vesairdir
kahra alıştı dehre alışamadım diye
barışa karış karış bir adım diye
her gönülde bir aslan yatar
bir dişi aslana nasiptir diye
güzelin nisbetinde sevap yoksa
ya erlik ölü ya da körler ülkesine tur var
yalvarmak aman dilemek nafile
derler üst üste acılar acil kafile kafile
kafir desen gönle sığmaz
Müslim desen esir olmuş
ey gönül ey sevgili vuslatın yok mu
vakit nasıl geçer böyle ecelin yok mu
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
43
ŞER AKIL VE EDEP
her göz nazar eder biri seni yaralar
o göz ki vebali senden umar
Osman’a nispettir elinden gelen armağan
şerre çalışır akıl edepten uzakta
hayalimi sesleyebilsem
ya da dilimi besleyebilsem
seni canım yerine koyup
bir an olsun nefesleyebilsem
bu kaçıncı kıyamet yalnız bırakan
ihya et beni son demindeyim ömrün
gönlümü açsam gülistanda
güller utanır mosmor kesilir
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
44
İLTİFAT
ayaklarını öptüm sevgilinin
sani sıfatındandır diyerek
şemsiyemi açarım gökyüzünde
ibret almak rifatındır diyerek
severim neşeni hem derdini
senden ikramdır diyerek
geçmez bir demim seni anmadan
unutulman haramdır diyerek
neye yarar alçaklık cehennem çukurunda
şeytan şarkılar söyler eli dilinin uçkurunda
kaybolduğun günden beri geceler yarim oldu
güneşe bakacak gözüm yok yüzüm kalmadı
harama döndü saçımın selasında
seni kıskanan çiçeklerde kendini saldı
şadol gönül rıza’da müjde gibi
yarin seni uğurlamasına şadol
o gönlüne nasıl yerleştiyse yerleşti
nadana bakma görme unut gitsin
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
45
TA ÇENEMDE SU
özgürlüğü temin için çevreni sarmış rakip
oysa tutkularına tutsak gariban takip
her gözün hapishane kirpikler mazgal
susmaları için ayaklarına sürülmüş mangal
gülerek attığın naralar tokat
başıma ne gelirse senden gelsin
taş da gelse sevenden gelsin
sen gerilla mısın gövdemin göbeğinde
unufak ettin ismetini değirmenler öbeğinde
canı benle vermeseydin
yoluna ölmek dilerdim
bari ömrü müzeyyen eyle
ölmek için azra ile giderdim
bereketini görmek için gözüne girmek gerek
hasretini çekmek için yüzünü göstermek gerek
senden bir tatlı söz duymayalı nuh denize açıldı
ayak basacak bir ayaklık yer vermedin
güvercinler habire zeytin dalı taşıyor
bu halde heyecanım boğazımdan taşıyor
firavun bile yusuf’a himmet etti
sana kim ne dedi kim hizmet etti
“ta çenemde su” yüreğim cehennemde
ne bitmez çile ne zalim zamandayım
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
46
ÖMÜR FEDA
güzele güzel deme aşık olana bela düşer
gönül verince güzel ömrünü verdiğindir
aşk başka iman gibidir ezbere
çürük çerezden nağmeler gibi değil
cennet diye cinnete düştük görmez misin
bilmiyorduk cennet bir lütuf bir nasip imiş
aşk başka güzel başka
büstüme konan zeval kuşu
bir gün senin de omzuna konar
tedbirin para etmez teklifin şaşar
dile ki benden bir şey armağan olsun
hoşnutluk rızalık için dermeyan olsun
can zaten senin zaman hepten sen
ama bir şey iste ki aklım senle kalmasın
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
47
YALAN SALGINI
aşk dediğin evsadır sığmaz dağa denize
bir zerrede kaimdir meşrebi dudağa gelen söze
yakınlık sığmaz derler can ile canan arasında
yüz yüze hasretliği hicrana benzer
sevgini zulmünden biliriz can yakan
gözlerinden akan lavların kararsız yaktığını
lakin aşkımız bin umutla bir mektup umar
karşılıklık kalsın karışıklık olmasaydı
dünyayı öğrenmedim zira okumadım
senin bilgeliğinden her şeyi anladım
öyle anladım ki seni görünce yalan yayılıyordu
bir kuduz gibi salgın içimi yaralıyordu
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
48
SONBAHAR ACZİ
bana gelen her adımda muhacir olan kalbim
her saniyede alarm veren umut
aklım unutsa da bütün varlığı
yine de beklemem kalır somut
iradesine el konmuş ilkbahar gibi
cesaretini aczine saklayan sonbahar gibi
dilim damağım kurusa bile
yüreğim O’nun lütfuyla döner sebile
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
49
SAKİNİN SUÇU
hakim yasaklamıştı müskiratı tümden
lakin sunucunun suçu olmaz dediler
öyle sermestim ki ayak var mı baş nerde
bilinir mi varlıksız olana ceza yoktur
gencimiz gitti rengin her tonunda
bir çile saklar ömrün her gününde
varımız varken örtüler yalvarırken
yokumuz saldırdı yürekteki örtülere
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
50
KADER
nasibim yok ise fakirlikten kaçamam
hayalinde zengin olan rüyasında müreffeh
sultan-ı sani akıl verince yeteri kadar
nasibini de münasip eyler ardınca
karındaşlığından dünyası hep dar oldu
nekesliğinden aç ömrü tarumar oldu
yok etti beni varlık
akıl beni eritti
aşkın kalıbına döktü
her şeyi sağır sultan işitti
varlık aleminde gördüğün
yokluğuma eşitti
aşıklar evine üyelik için
kalbim yeni bir motor gibi
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
51
GAZAP
hiçbir şeyden önceki tanrının gazabı
her şeyden sonra da aynısıyla aynıydı
zannedersin hiçlik aynasındaki varlık
her şeyin aynasından istenir gibi
başım önüme düşeli beri adım adım
celladımı yıldızlarda aradım
dualarım hacet zamanlarında bir avuç
rüyalarım istiharelerle mahdut
başım belada “bela” ile belada
dedim ya “O” böyle diyor diye
“al başım senin olsun” neylersen eyle
“bela”yı da al götür hediye diye
haldaşım yoldaşım “O”nun “bela”sı
tenime ter gözüme fer dilime fener
canıma cani katlime katil ömrüme tatil
haldaşım yoldaşım “O"nun “bela”sı
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
52
SİNEK HEVESİ
arı gibi balı kendin yaparsan aşka sarıl
gerisi sinek hevesi kış gelince görürsün
bendeliğe müsaitse yüreğin zengin
özgürlüğü istiyorsan yalnızsın sonsuza değin
herkes şeker peşinde perişan
şüküre durana denir dervişan
sinekler de sever tatlıyı şekeri
asil olan güzelliğinin şükrünü eda edendir
nasıl aşık oldun ki beyni yana koymadan
sahtesi yoktur aşkın beni yana koymadan
akıl bilgi düşmanı
akıl hayalden gebe
aşık ile maşukanın imanı
her silaha talebe
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
53
ÖLÜM UYANDIRIR
kirpiklerime biriken göz yaşım
bir büyüteç gibi aşikar ediyor onu
garibanın bütün derdi sılası
sılası tiktir sıla da gönül yarası
henüz gördüm sonrası körlük
her şey onda gerisi nankörlük
ondan gayrısına kapalı gözüm
cenderelerdeyim iki gözüm
halime bakıp haline yorma
yangınımı söndürmeye yorulma
aşkım beni ebediyen korur sandım
Azrail ile dost olunca anlamadım
Müslümansan şüpheyi kaldır
“var mı” “yok mu” oynama
varlığını kumara koyma
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
54
ALELACELE YOLCULUK
dünkü bulutlara imrenip bugün
göz pınarlarım sağanak halinde sürgün
aramıza sadece kıyamet girer sanırdım
bu alelacele yolculuk nereye niçin
dalgınlık saflık gaflet bırakmıyor ki
aklımı gönlümden uzak tutayım
ey gönül senin hasretin beni parçaladı
neyleyim sen de hallısın vefadan uzak kaldın
yokluğuna alışılmıyor ey goncayı rana
yokluğu gördükçe anlıyorum ki mecburuz
seni rüyam ile hayalim arasında gördüm
arafta kalan sen mi yoksa ben mi bilemedim
cennete düşse yolun ara sıra beni an
senin yüzünden cehenneme alıştığımı
seni yıldızlarda zerrelerde göklerde aradım
hayalimdekinden daha güzel yerin yoktu
göklerde yaradanın oyuncakları vardı
yaradanın belki de buydu muradı
seni beni onu gelinen sonu
görmek göstermek ezeli misyonu
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
55
ARGO
kiramen’e kızarsın yazıyor diye okusun mu peki
esamin okunmuyor bu yolda cahilsin
Türkçenin argosundan şiyvesine çifte telli
Şah olmak aşk içinde ölesiye besbelli
her şeyin acil yüreğin pırpır ediyordu
gel-git işin muhacirdir ayanların müstesna
bak şu alınyazıma seni bana bela yazmış
kalubeladan beri kerbeladan kalmış gibi
kendinde olmak küfürdür aşık olana
bir şey hariç olurdu belki rindane yazılmak
unutmak hatırlamak katır hakkı cilvedir
sen onda isen o kimle olabilir ki
hiçbir ağırlık senin bakışlarından ağır değil
hiçbir asit delip geçmez gözlerin gibi
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
56
sorsan da olur sohbetle kalsan da iyi
ben daha iyi olur muydum onu bilmiyorum
çünkü göz ucuyla süzdüğüm mücrimin korkusuydu
kaldı ki içini açmak derdini dökmek ölümün olur
güzelim dedimse esnaf gözüyle olmaz
seni orantılamak fizik ötesinde benim işim
kendime örnek edinmedim mecnunu
sen bilmiyorsun belki Leyla biliyor mu
gerçi aşkın tarihinde zafer yok amma
yine de aşka düşünce gelecekler muamma
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
57
BİR DAMLA SU
içi yananlara bir damla suya özlemlilere
gönlüne küsenlere ömrüne ihanet edenlere
ben bir prototip oldum gelin görün
müzeye gider gibi değil aşkı örneklere
vefanın muhabbetin sarılmanın
vefakarın cananın öteye varılmanın
ne olduğunu görme neden olduğuna aç kalbini
o zaman anlayacaksın duyacaksın beni
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
58
KODES
ey nefis ey ben senden ayrı seyreden yok
çekip beni çıkardım ciğer delen kodesten
göz bebeklerin altın rengi saçların tarumar
bombalanmış gökdelenlerin yerleri tarumar
cehenneme gitmek bile lütuftur ona
cehenneme attıklarının duaları tutunca
hindistanda o kadim ülkede alçakça tiyatrodaydın
Shakespeare halt etmiş colonelin yanında
ah nasipsiz İngiliz avustralyada ne yaptın iğrenç
maskeyle
insanlığı zehirledin medeniyet diye mezarlara kapattın
rönesansınla kurduğun tuzakların tavrı
tarih öncesinden kalan firavnı
“budha”nın başına diktin
böylesi reformasyonda ilktin
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
59
MEZAR SÜKUNETİ
yıldızlar geceyi sever benim için
ey sevgili yıldızlardan ibret al
ışığını karartma aşığının yolundan
ayak izlerindeki kokular silinmeden
her şeyim sinemde yatar mezar gibi sakin
isteğim senden ayrılmamaktı belki
her şeyine “evet” deyince ömrün
gerisi aşka kalmış eriyerekten
aşktan daha büyük tiryakilik
belki de gömülü sanki ikilik
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
60
TAC VE ÇIPLAK AYAK
aynada aşk arayan bencil tavusa bir bak
başında tac olsa da ayaklar çıplak
aynaları bırak gönlüne düşene bak
düşeni kaldırmak büyük sevap
kabul edip suçunu aynaya çatma
kurban olduğum o sensin anlasana
gönlümün yarasına bir patiska çok bile
pansumanı yapar yar olunca haliyle
ümidin ilacı yok tıbbı bilmiyor
dili dolanır sarhoşluktan aklına gelmiyor
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
61
MESAJINI GÖZÜN ÇEKER
hem dilekçe hem arıza utandırır
arzuları gözlerinle gönder onu utandır
utanması varsa arkasında gurur saklıdır
gururunu kırma kimsenin o ki aşıkına saklıdır
aşkın ne dileği var ne dilekçesi
gönlün arabesk bir bilmecesidir o
maşukundan muhacirse can Türkçe konuşur
can ile canan halvetinde sükut komşudur
taklidi yok et ki nice uygarlık mezarda
her kapıyı açma ki kalmayasın nazarda
yarin yanında parlayan çizgiler
aklının albümüdür gördüğün titreyerek
unut gitsin bunları eceli vardır
aşkına akıl tutma eceli nardır
uyan rüyadan artık düşmez düşüne
yar gideli çok oldu artık düşünme
ağla şimden sonra ağlamak vakti
git nereye istersen varsa mecalin
ne güneşten fayda var aydınlatır ay
kaldın karanlıklarda vay ki haline vay
ölmek dilersin sanki o mezara gitti
zannın buysa o düşüncede bitti
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
62
dünyanın hiçbir yerinde sana yer yok
ümidin sönük atın hasta üstelik eğer yok
dövün dövün ağla bağır çağır yari uyandır
o merhamet yüküdür ana yüreği taşır
belki sende kurtaracak bir ah bulur
değilse abid olsan zahid olsan ne olur
hırs atına bindirdiğin deli gönül
seherde açılan bir güldür seni güldürür
yeter ki gördüğünü nefsinle kapatma
hacet kapısıdır gönül yabana atma
kainatın dört yönüne bir bak
aşağıda ne var bir de yukarıya çık
gör ki neler neler var aşk içinde
ademoğlu nankördür özünü yitirir içinde
kainatın özü de sensin sözü de
korkusunda karanlık var sevgi yüzünde
ardına gizlenmiş onca güzellik
bizi bekler gözlerimizin görmesi
perdeler perdeler yine perdeler
seni örten nefsindir bir de gölgeler
söyle canana canı darda bırakma
açılır perdeler yeter ki ardına bakma
seni rehin almasın dünya
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
63
dünya olmasın bir baş hülya
hasretini duy ki meserret olsun
kibirlenme ki marifet olsun
vefa istiyorsan vefakar ol
ikna olmak diliyorsan inan
feda ediyorsan canını unut
şu doğan bulut belki bir umut olur
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
64
ANLAŞMASIZ REKABET
kıskanırken gözüm görmez elleri
bilirim ki banadır gözümün rahmetleri
o da bilir gürültümün aczini
ama yine de döner bakar da güldürür beni
rekabette vahşilere taş çıkartır
savaşmakta beni taş başına çıkartır
bir sevgili uğruna it gibi dalaşmak öyle hoş
öyle hoş ki yarin ilgisi beni eder sarhoş
rakip öyle çok rekabet zulüm
sevgisine mailiz akıbet ölüm
yine de yargılanırız gergeflerde nakış nakış
bak tabiat canlanıyor gör ki nasılmış yanmak ve yakış
buhar buluta bulut yağmura koşuyor
ırmaklar gürül gürül okyanuslar coşuyor
şu tabiat bu insanlık bir de deli yüreğim
sözden kopmuş kartal gibi kapmış günbatımı
meltemleyim
kah kükrüyor içimdeki aslanları ürkütüyor
kah bir serçedir pırpır edip ötüyor
sevgiliden yana şüphe yok bende
korku ise ne gezer bu ölümlü tende
sevgi biraz da baharda kalır hep
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
65
onun için meyve beklenmez mi acep
yine de çiçekli bir badem dalı
sevdalıdır benim tercümanlığıma
ne de olsa çiçek açma demindeyiz
aşk insan uçurur bize der ki
demin neredeydik şimdi nerdeyiz
eskiler de der ki galiba şuârada şuur her zaman olmaz
baharı beklerken yazı kaçırır bahara kalmaz
çünkü nebat bombadır her demi patlar
rüzgar sınır tanımaz dağları atlar
fakat Ferhat başka şirini taştan yapar
hem taş sevinir hem şirin hem de resmi şairdir
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
66
GECENİN DİRENCİ
var sayın ki ressamım resmederim alemi
kimbilir içimdeki alemin resmini
kalemin derdi sanmayın anlatılanı
bazıları uydurmadır bazıları resmin çelengi
hoplayıp zıplayan çalıp söyleyeni sanırsın çengi
oysa ne bir eylem var ne de bir sesleneni
olan biten benimle hayalim arasında
olsaydı belki de canan olurdu dengi
bu kadar güzelliği görüp de mest olmayanın
ya aklına zoru vardır ya da kördür rengi
en çok gün batımlarında hüzünlenirim
en azından anlarım ki akşam gecenin direnci
bana sormayın bu yerde akşamın güneşini
akla ziyan güzelliği seyrederken yanan suyun rengi
öylesine acz içindeyim ki adım sanım yok
karşımda duran bir mabet var ve bir de dilenci
gönlümü bilen bilir zümrüt anka gibidir
konacak dal bulunca budala sevincini
kapındaki yıpranan eşik benim tanığımdır
göz yaşına merhamet mi dayanır vicdan mı
gel gör de sevin ne hale geldim sahurda
kademeler engel değil görürüm eğildiğini
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
67
elimden tutan beş parmak beni uyarmak için
ne kadarını gördüğümü tutarak elinden sevincimi
mahir olsaydın zehrin acil olurdu
tahir sırıtırdı özlemlerin tecil olurdu
bu zamanda devlet yarına gülmektir
oysa benim bu günüm yok ki yarın olsun
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
68
KEHRİBAR
kehribardan kibar olan sevgili
pırlanta kemerin benden olsun
sarılsın beline arzularıyla
seninle aynı bedenden olsun
zalimlik etme çığlığıma kulak tıka
aldırma yeter ki yırtılsın yaka
derbederlik berduşluk uykusuzluk
bizim için fiyaka
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
69
BÖBÜRLENME
gafil kendine tekebbür kendine ziyan
burda meltem çayır çimeni okşar tarar
böbürlenmene bakan ayna kızgın kırgın
söyle tevazudan korkmak neye yarar
bir de keyfi kadehte sanıp sermest olmayı umma
akla tuzak meyhaneden aklını sorma
rahmetimiz rahman’dandır gözümüze nur
rahmetinden istemek lutfu ihsanı onur
görüyoruz ki hüda her daim galib
bizler oyuncusuyuz onun lutfuna talip
biz elbette musallaya koşarak gidenleriz
bunu bildikçe dağları aşarak gidenleriz
sözümüzü anlayana sahne alır pervaneler
aklımızı kadeh kadeh satın alır meyhaneler
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
70
UKDE
ya çaydadır kusur ya suda
demlenmiyorsa zaman
kusurun tamamı insandan
sahte insan pusuda
bilmiyorsa kalbin gözde vurulduğunu
kalbinin nerde olduğunu nasıl bilecek
muhabbete varmamışsa dudak duyar mı kulak
salaklık salgını var nerdedir kaçan bacak
yar bana deryayı sunsa damlasında gözüm yok
o karadayken yaş işlerle oyalanmak olur mu
onun esrarı içimde ukde aklımda meraktır
sarıldıkça bulmak ümidiyle sırrına ortak
bize düşen bir bardak suda boğulmak
oysa onun aklındaki aklımızdan bizi saymak
bahtımız ki İbrahim eyledi bizi
güneşe düştük deniz yıldızı gibi
bize gönlünü açıp acımızı soran o
elbette ki ekvatora düşmüş Eskimo
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
71
SAKİN VE SESSİZ
senin yüzünden zulüm gördük lakin mazlum değiliz
bir de yüzünü çekersen uykumuzdan seyret figanı
sakin ve sessiz
elbette güneşte ayda çıkıp batıyorlar
hırsızlara sor bakalım aydınlıktan mutlular mı
sünnetullah diye kullar bakıyorlar yatıp kalkıyorlar
senin yüzünde gördüğümüz cemal
zannın imiş görünen zat-ı Zülcelal
biliyoruz celalinde himmeti merhameti
ki yüzünü ayırma gözümüzden
ayda ne buldu da bulamadı İbrahim
güneşte de aradı bulamadığını
sen ayından bize ışık veren yüzünü çekme
karanlıklar silahları bile yağmalar
tek yanımda kalan sana meftun yüreğim
o bile paramparça şifasına kandığım aklım yüzünde
bütün rakipleri toplasın gelsin
hatta doğal silahlarını gözden geçirsin
bir gülün solmasına dayanmayan yüreğim
yeter ki o gelsin bana kastetmek için
katlime sebep aşkım ise o benim değil
kendinde arasın hırçınlığın sevdasını
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
72
GÖNÜL ÇELEN
yarin gönlünü çelen benmişim
ama diyor ki sen mi şeytana uydun
anladım ki senin de kalbin var
sevgiyi gösteren ben sinende çarpar
gölgene basan melek kalbimin muhbiridir
bilirim ki aslını taşır bana getirir
hiçbir engel meleklere mani değil
gönül sonsuzu hala ona oldukça mail
ve ben yaşadıkça aklımda hayalimde kalacaksın
her yerde her zaman cennetim olacaksın
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
73
SUYUN İÇİNDE
anayı mutlandıran çocuk
üzüm olmaya durmuş koruk
damladır deryayı semaya çekip
rahmet olur doğayla birleşip
münasiptir bir olmak alem içinde
mürekkep bile arzulu kalem içinde
sese kulak veren gönlünü dinler
renge göz koyan gülün içinde
sanırsın yine bahar mevsimi geldi
oysa okunan senin adındır günün içinde
merakım barajı yıktı alem suda kaldı
düşüncem alemi saran suyun içinde
yıldızımdır beni böyle sermest kılan
gündüzünde hayal sunar selam içinde
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
74
ADI GÜZEL KENDİ GÜZEL
bundan böyle demokrasi var diyorlar
madem ki o var bana ihtiyaç neden
onlar makamda kalacak diye neden
bütün ufuklar pembe olacaksa neden
demokrat olman için birleşmiş milletler üleşmiş
parafonuyla donanmış natoya ulaşmış olmalısın
bunlar ek mi moderniteye İngilizce eklemeli
milletinle düşman oluncaya dek beklemelisin
musa ile tura çıkan
isa ile yıldız yakan
ibrahimle putlar yıkan
tebessümü dua kokan
mis kokulu gül Muhammed (SAV)
idris gibi bürdelere sarılan
yunus gibi denizlere karışan
saf tutup da adem ile konuşan
hudud bilip hudla tanışan
tebessümü dua kokan
mis kokulu gül Muhammed (SAV)
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
75
limon ve mermer ikiz kardeştir kavgada
natonun ayakları mermer beyni limondan
un diyorlar mübarek un ne hale gelmiş
unutmuş mukaddesi unutmuş mübareki
imf imkan ise neden paraya muhtaç
oysa paryada biter mi ihtiyaç
bütün uluslar arası işler demokrat sever
demokratı en çok hipokrat sever
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
76
SALGIN VE PANİK
ben beni bildim bileli seni bildim
izninle ağladım güldüm istedim yine geldim
beni ne yazık korkutur ne cesaret yürütür
incecik bir meltem beni sana götürür
dünyaya kalan baki beden kefende büyür
dev de olsa onunla beslenir bücür
sırma saçlar güller fiyonklar
güzellikler hep tarakta kalır
bazen bir bakteri nasibince yer bitirir
mikroba yer kalırsa akıllara ziyan getirir
hele salgın diye paniklerde insanı gör
olacaklara inanamazsın sanırsın terör
beni seni onu son kertede yiyen
kuşkular korkular sözle büyüyen
mini mini kurtlar karıncalar böcekler
yem diye bizi toprakta bekler
sorsam ki hani elleri göz bebekleri
nerde kefeni altın dişi ayva göbekleri
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
77
ŞİAR
batınında şia’nın şiarıysa hazine
kalp paralarla dolu olmalı lebaleb
tarihi dediğin hakikatın efendisi
hukukun ve şereflerin efsanesi
sen şeytanın kör gözüyle bakarken
kamu mamelekin hepsine talip
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
78
DERT
sütçünün emrinde kalmaktan
küheylan olmayı unutmuş kuzu
kıyametin öncesini terk edip cennet umar
düşman olmağı nefsinde zafer sayar
kedin de kendin de öleceksin çaresiz
öyleyse nasibini tepme sakın
dilim bana diyor ki cesurca doğru söyle
alem yalan söylese sen yalnız kal öyle
zararı yok kutlama kendini
seni kutlayanları da umutlandırma
sorgular mahcup etmesin dendi mi
sen yine de anlat derdini
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
79
YAR YAKIN OLUR
benim duamdan yar azap duyar
zira yollarını kapatıyor dualar
rüzgar almayınca yelkeni
gazabını döküyor damarlarıma
uzaklık gönül kırıklığıdır yar bilmez bunu
yakınlık dediğin vuslat acısıdır elbet
uzaklığında fuzuli vuslat sevinci tadar
vuslatındaki ayrılık korkusu yakar
gönül kırıklığım çözümsüzdür akılda
bu gidişle sonumu görüyorlar pek yakında
maskesi düşünce güzelleşen güneştir
sevgilinin vicdan terazisi bozulmuş
bir yandan da maske peşinde yar
saklanıyor benden ve zamandan diyar diyar
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
80
yerin sadece gözü yok kulağı da var
hele rüzgara kapılan ayva tüyü sakallar
erik ağacı çilleri gibi avuca sığar
elime değmesin diye kaçan gecenin içine
ben ne kadar özen göstersem de
makyajının ardını görmem yasak
sen ne hesaptasın ey gizli gönül
yar ne hesaplar üretir ölümüne
açık ol gerçek ol güneşe bakamıyorsan
hece taşlarına bir bak benzerlerin çok
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
81
AY YÜZLÜ
ayyüzlüye abus alın tezattır
isterdim ki hilal kaşın helaldir
ey çareler toplanın derlenin ki dumanlı başım
belaların başına baş bela benim
ey zaman şimdi bana mecnunluk değil
kahramanlığımı meçhulden kurtarma zamanı devşir
ey tembellik yıkıl ki eceline susama
ey ömrüm yılma korkma usanma
ey para kapan bankalara
çekil aramızdan çık kenarlara
ey özgürlük ötüp durma başımda
yıkıl git nereye dilersen özgürsün
yeter ki ağırlık yapma başımda
ey refah beni yoksullukla çerçeveledin
daha fazla gözüme gözükme yeter
ey adalet adillik diliyorsan
senin uzaklara gitmen adil olur
ey devlet koynuna konuşma artık
iktidarla oynama zaman geçti
ey insan nerdesin insanlığına noldu senin
neden kısıldı sesin
nerdesin nerdesin nerdesin
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
82
PANDEMİ
pandemi yağmur gibi yağsa da
sevgilinin kalbi sığınaktır sana diyeyim mi
madem ki salgınlar ayıramaz aşıkanı
kim bir arada tutacak dumansız yananı
şehirdir bir damla zehir gibi teşhir eden
pandemi dediğinde şehirdir kaçmak gündeminde diyeyim
mi
diyelim ki pandemi atomu bile böldü
diyelim ki doktorum sevgiliye ne diyeyim
pandemi benden daha yakınsa sana
sen ölme de ben öleyim diyeyim mi
diyorlar ki pandemi değil mi gelir geçer
maymun iştahlıdır denk geleni yer diyeyim mi
diyenlerden aktarırım sevgili insandan olur
seven canandan olursa da sevmeyen canından olur
mesleğin ne olursa olsun sevgini koru diyeyim mi
kişi sevdiğiyle her zaman birliktedir demişler ya
pandemi bizi ayıramaz yasaklar konulsa da diyeyim mi
pandemi güzeli narkisosu taşır içinde
sevenlerde zaman olmaz mezmurlardan diyeyim mi
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
83
KIZILAY AMADE
aynalar suratıma yılışıp duruyor
içim aynalar içinde şaşkın boğulmuş
içimdeki ikirciklik çiçek açmış
yar onu sen kopar yüreğinde sakla
aldırma kan kaybına Kızılay amadedir
sana gereken güllerine renk toplamak
yüreğindeki gönül kırmızı güle hasret
benim de gönlüne girmek isteğim var
saklanma sahih isen sahip isen
saklanma Salih isen muhib isen
mevhiben ayla güneşle geliyor lakin
dudaklarında sessizliği görmek dilerim
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
84
PARATONER
güzelliğin ezelidir bela günü mürebbi sendin
senden öncesi sensin senden sonrası güzelliğin
beni bela ile aldattın ben beladan cesurum
lakin baştan ayağa güzelliktir kusurum
ey belalara paratoner yüreğim yare söyle
yıldırımlar yıldırmaz gönül belaya aldırmaz
sen ki benim güzelliğimsin şimşek olsan ne yazar
aldırma münker’e o bir emir kulu yazarsa gönül yazar
aşkımız ebedidir kalıba ruh dökülünce
incecik işveler nazlar edalar birer düşünce
içim kıpır kıpır eder görünce var olduğumu
sevgiliyle olunca unutma var olduğumu
ey kutlu zaman elçinin gönlünde unut beni
sevgililer sevgilisi durma söyle uyutma beni
sensizlik vesvese veriyor iblise neşe
ateşimiz sen ol dilersen at güneşe
benim mahmurluğum hamurundan olmasın
hüznüme benzer mahzun oluşum
hüsnünde coşan göz bebeklerim
ay ve güneş olur yollarında bekler
bildiği tek yol yörüngemiz olsa da
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
85
yetemiyorum güneş gibi kovalasan da
zannım o ki benden gayri yenik yok
zannın o ki tek başına belayım
ne sen gayrisin ne de ben müteferrikayım
lakin hasretin hasete düşürüyor
aklım rakipte kalıyor gönül takipte
sevginin olduğu taraf gönlüme kıble
yeter ki ben gökyüzünü göreyim
yeter ki ormanları sarıp bürüneyim
yeter ki deniz ufkunda kaybolsun
yıldızların arasında mı acep diye sorsun
yeter ki meltem istesem de olanı gönder
derim ki hatalarımı fırtınayla alıver
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
86
NAZAR
şekerin şükrü çocuk dudağından damlar
aşkın kıymetini yusufu seven anlar
uçmaktan yana herkesin hayali var
lakin uçurtmayanın egosu ona duvar
yine de gözü değdi mi deler geçer
ömür dediğin ancak cananla geçer
cananın ümidi varsa gönülde görüne
bir baraj yaptır bu hayrat övmeye değer
yağmur suyu bile sarhoş eder beni
her hatıra sermest olmama kafi
ümid ve gölge sen olunca
hayalim hiçbir şeyi yarım bırakmaz
sade göz değil ağıt anıtıdır sana bakan göz
sade derdime mikrofon değil sadrımdaki söz
sevgilim seni kim ansa bil ki rakibim olur
lakin tanımadığımı anladıkça tabibim olur
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
87
ARAF
sabahın seherinde seherin yeli
dudağım senindir ey ince belli
cehennem dediğin gelirmiş ele
cennet gibi gelen dile gelmeli
rakibin rekabeti aşka muhabbet değil
bendeki şiir pınarları açılsın isteniyor
oysa ben onun kuklasıyım gölgesinde yanarım
içimdeki yangını söndürmeğe oynarım
ey sevgili sabrım sensin vefa sendedir
cefa eden benim kendi kendime
ey sevgili sayıların hacimlerin ötesi sensin
varıldıkça uzayan yolların ertesi sensin
ey sevgili iki yoldaşınla yan yana yalnız
sevgine senin sevgine sevdiğine muhtacız
bize engeldir anatomik duvarlar
ruhlar ziyarette yalnız olurlar
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
88
AZAD EDİLMİŞ GİBİ
gördükçe yarını dünden dolaşık
düşünceler yer beni tut ki elimden
dünler içindeyim karma karışık
yoluma rehber ol yak ta bir ışık
din denince içi dışı Allah’a çıkar
mumin ise din içinde yol bulur
o ki şaşkın sapkına hamlık eder
terk-i din edep siyaset güder
mescidde yer kiralayan şaşkına bak
dininde kiracı olduğunu bilmeden
işler iyi gidince leasing yapar Kabe’den
münafıka hac farz mıdır bilmeden
mümin olmak imanladır zamanla olmaz
çağdaş olan reformisttir münafık
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
89
ATEŞ
verdiğin emekler heder olunca
gören göz neylesin ağlamaktan başka
yakan da sen yanan da sen
aşkım seninle birlendi
boşa konuşmak gayriyi
onlar sevmekten kirlendi
narın da nurunda yansır
hey raufu görmez misin
aşkına adanan emekler olunca heder
göz yaşın rahmet olur
merhametinden acıları kovar mı bilmem
zorluklar sıkıntı verir
bu da bir bildiridir
merhametten
ateşi ibrahimle tanıyan gönül
ateşperest olmasın da neylesin
senin içinde yoksa ateş
sana inanmak bana kapalı kapı
ibrahim bir alemdir
alemde olanla ilgilenir
gönlü yıldız çekti biraz
aydan gönlünü kapana itiraz
İbrahim bir demdir
alemde ne varsa güzeldir
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
90
aklına aşkı gelse
başına aklı gelmezdi
başına gelene gülse
cehennem eğilmezdi
İbrahim bir alemdi
alemde olanlar ezberindeydi
İbrahim bir alemdir
alemler içinde
nemrutun volkanı o
ademler onun içinde
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
91
TEVAZU
ah o saranın eteğinde ne ağıtlar gördüm
ibrahimin torunlarının torunlarında
ne güzel gözdü onlar rahmet dolu özleri
cennete yolculukta kılavuzun izleri
ha sara ha Fatma ne fark eder gözde
göze gelmeyecek tevazu erime kıvamında
çöl dikeni dediğin yusufun eliyle
döner aşk harmanında gül fidesine
baksana Yusuf gören züleyhayı
kınayan güzellerin ellerine baksana
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
92
DAĞA DÜŞEN YAĞMUR
onlar akıllarınca anlasınlar diyemem
onlar ya aklımı ya da lisanımı bilselerdi
cananda can var canda kan görmez misin
canavar kesilir ilendikçe aşkın çığlıkları
cananla aynı dilden konuşmadan olmayacak
tercümeyle ne o beni ne ben onu duymuyorum
kirpikleri ok gibi haberi yok gibi
bakarken bile nazı çok insafı yok gibi
sen göz önünde ol yeter silahlan dilersen
ben her gün bir can borçlu kalayım sana
ovada katrenin kaderi kuyudur
benim şiirim dağa düşen yağmur gibi
toprağı kucaklar taşırım enginlere
coştukça coşar bestelerim denizleri
bütün şiirler güzeldir görecek göz gerek
leylaya bak mecnun olursun elbet
mecnunu düşün senin de leylan olsun
ay yüzlüleri geceleri Leyla görürsün
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
93
ZAMAN AYNASI
sözlerin zaman aynasında eceli vardır
yine de Halık’ın bakışında tecelli vardır
ölümden korksak da ölürüz bir gün
cennette olmak gibi teselli vardır
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
94
MUHACİR
rahat ve refah bizi kışkırtır aya karşı
rüyamızı hafakan basar geceye karşı
aklımızı ricate zorlamakta
bilmem ki kimin eli vardır
öfkemizi ören bilmeceye karşı
ruh can ve akıl sağlığı gerek
ömrün cenneti duyması için
madem dünya hicrete mekan
yolcunun hicrete uyması için
ruhun ekranıdır akıl perdesi
azra gelince can çekilir camdan
akıl okul olur kıyamete dek
ruha muhafaza şifreler dudağı
kabir dediğin kıyametin son durağı
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
95
FANİLİK FANİ DEĞİLDİR
faniliğin öğrencisi hakikat hocasından öğrenir
ve tüm hocalara fani olduğunu öğretir
çerçöpte gizlenen hakikat
ateşi görünce faniliği haykırır
felek eceli gelenleri alır bizden
zamanı gelince ecel yeli beni de alır
baki olduğunu sananların üzülmesi
yanan kağıdın kavrulup kararmasıdır
elbette felekten bütün canlar alacaklı
ömür karşılığı olduktan sonra
yakamızı eskitmek boynumuzun borcudur
boynumuzun burcuysa ecel burcudur
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
96
ŞUH GÜLÜŞ
kendisine gönül borcum kalırsa
gönül koyamam kalbimi kırsa
o şuh gülüşü gülendam duruşu
kim kınar kalbine konan kuşu
eceline aşık olmayan aşık olmasın
madem aşık olacaksın azra ile kol kolasın
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
97
DÜNYANIN DERDİ DÖNMEK
yalnız değilsin derler yanında ben varım
taştaki aşınma sahne değilse
mezar taşlarına bir sor bakalım altındaki koç kişi kim
dünya hiçbir şey söylemez
vakit senin aklını kullanmadan evvel
aklını başına al metin ol sakin kal
dün çocuktun bugün ihtiyar
ecel önce bahaneler gönderir
sevinmen için şahaneler gönderir
daha neler neler gönderir
seni kılar bahtiyar
kaygı ve meraktır gözdeki fer
sahildeki uyuyan denizi aydınlatan fener
kimine tez geçen ömür
kimine tökezleten kapalı kapı
kimi mutluyum derken alçalır
kimi her halde yutar hapı
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
98
SEMA
eletek çekmem dünyadan içimde bir can var
aklım ruhum iskeletim bir de
ne ispermeçet balinası
ne küçük ispinoz kuşu
el etek çekmez ki nafile
ölüm bize aklımızdan uzaktır
bak şu göçmen kuşlara
kafile kafile şarkılarla
bilinmeze uçsalar bile
el etek çekmezler semadan
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
99
ÖTEKİ
halini hak bilir
hak ettiğin kadar verir
dua ötekiler içindir
dua edersen ötekine
öteki seni gözetir
yatakta uyku beklenir rüya değil
hatıralarım hep rüya tabiri dolu
beklenmeden gelen rüyadır hep
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
100
RAMSES
sevgilimden gelen sitem
yaktı hayalimi sonsuza dek
bir tek resim bir tek ses kaldı
onunla yanmadan geriye kalan
yanmış bir deri bir kemik
içinde ramses
bana ne kuşun sesinden
bana ne çayır çimen yeşilinden
bana ne yağmur sesinden
bana ne toprak kokusu
dilim dilim dilinmişim ben
bana ne hesaptan hendeseden
bana ne ilimden irfandan
hani ramses tanrıydı
hani savaşları vardı
Kadeş’te berabere kalan
bu tipi nasıl okumalı
hani mısır’ın tanrısıydı o
turistik fenomene dönmüş
rüyaların korkulu kabusu
bana ne romadan ruhtan
bana ne tiyatral güruhtan
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
101
NİŞAN
benim putum benim
iman etmişim ezberim
her nereye giderim
içimle birliktedir
unuttum desem yalana yazık
bilmiyorum desem akla ziyan
onun yüzünden perperişanım
yüzümdeki deli tebessüm o’dur nişanım
zaman zalim vakit geç
hiçbir yerde yok
çıkışa mahreç
dayandıkça zulüm ömre katkı
sevgiliye olan meraktı
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
102
AVCININ AŞKI
hem sağır hem kör hem de sesin yok
yine de avcıyım avına meftun
ondaki nağme ondaki ışık esin yok
onsuz ovalar bomboş her şey onda medfun
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
103
NESİN VE NEY
pusatlar kuşanılmış atlar hazırdır
er meydanında cenk var cenk
gulgule şakırtı semaya denk
geri giden ayaklarda oynar pezevenk
ağaçlar yakılır çiğnenmeye otlar hazırdır
her kim ölürse kendi ölür
hiç kimse “tamam” deyip ölmez
herkesi bahanesi öldürür
hiç kimse resmin bütününü görmez
bir hak varsa sözümde
“aşkın dudağına dokunmayan
sarı sabır taşıdır” sade
sen nerdesin ben nereliyim
müzikle çağlayıp akıyorsun
haline bakıp katılıyorum
sen nesin ben neyim
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
104
TÜKETİCİ
bir mikrobu bir virüsü seyret
veya bir kederin nasıl yediğini
beni bencilliğimden sıyır da gör
aslanı nasıl bir zevkle yendiğini
aç gözünü sınırda gör
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
105
A CANIM
ayna senin gururunu okşar
aşkını getirmez asla
bakma diyemem resmine
sen benim gözüme bak
gözümde gönlümü gör
ömrüm senindir ayna gibi
allah bilir kalbimi
kabul olmaz dualarla
çağırmam billahi
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
106
KİNAYE
her veda’da avcunda saklanan ay
bana sehere dek sandalyedir
sanma şahım ne rezilim ne rüsvay
bekletmek beklemekten kinayedir
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
107
TERESSÜM
ışık yoksa hangi göz görür seni
hangi göz tadını bilir busenin
busenin saklandığı tebessümü
ışık nerden bilsin teressümü
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
108
TAM REKABET REJİMİ
aşkın demokratı olmaz
cumhuriyeti falan filan
maşuk bir eleman ki yutan
aşık yutulan eleman
rekabet “hem de ne rekabet” ölesiye
canlar satılır hem de üstüne veresiye
canı çeker cefayı
gönül bulur sefayı
hem ne cefa ne cefa kendine eresiye
kendine gelesiye
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
109
YARDA
bir yer bulsa yarada
dil hoş olur yara da
mucizeler yaşanır
hoşnut olur yaradan da
aşkın keyfiyeti keder ve yara
esrarını anlatmaz soranlara
harabeler tuzladır zevk için
geceler kovalamaca
yıldızlar hediyedir onlara
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
110
YAR’A AÇILMAK
yaradan hakkı için
ele minnet neden olsun
yüreğinde iman varken
gayret sana neden olsun
bana gülen gülsün
gülüm açar içinde
aleme bir nara sal ki
ey gönül yar’a açıl içinde
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
111
KADER
derdimi severim kaderimdir
yerinmem gayrinin tânına
bilirim ki “o” yeterimdir
bana göre hem de tamı tamına
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
112
MEVLEVİLER
rakibimmiş nefsim bana
rakib olan nefsim ola
döne döne bir havayı çalarız
mevleviler gibi
döne döne ararız
desene ki şikeli maç
kazanan nefs olunca
kaybolan aklım olur
bu dönmeler ah dönmeler
baş dönmesinden beter
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
113
ÖMÜR VE ONUR
müminin ömrü çifttir
biri kaderidir yaşar tende
diğeri aşk ateşi yanar tende
onsuz beden hiçliktir
asıl konu gözün çiftliği değil
hiçliğinde aşkın tek olmaktır
ömür bir onurdur
taşırız kıyamete dek
mızrağı çuvala sokma ki
delinir çuval yırtılır etek
ömür bir emanettir
emin’le yeminleştiğinden beri
mahlukatı iyi gözle görürsen
“lüzumuna binaendir” öteberi
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
114
MAKBUL
eşref saatini bekle ki ruhum
kulluğun kul gibi makbul ola
şifresini yar’a söyleme sakın
sırrını söyler iblisin şeytanına
öyle bir yakar ki Samede
yakan elinde kalsın yar’ın
daha da ömür dilenme
şen kal tek yolcusu diyarın
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
115
VEFA VE CEFA
gülde vefa busede ar olmaz
her söze aldanan sana yar olmaz
onun nazı edası vakarıdır
sevenler aşkına böyle yakarır
bülbülü güle yazan el
hem güzeldir hem ezel
bülbül sesinde şenlenir
gülün renginde güzel
gül perişan koku saçılmış
rüzgar alıp götürse de
bülbül tek müşteri
alan memnun satan memnun
aracı mutlu satmaktan
gülün rengini çalsa da küp
saklar şarabın koynunda
yar açılıp saçıldıkça gülüp
sırrı saklama oyununda
sinede kalır gül kıvrılıp dökülüp
zaman gül mevsimi her yer gülistan
vakit şafakların güle çaldığı an
geceye dair fısıltılar fısıltılar
gülün kapımı çaldığı zaman
vuslat biter nefis dolar gülüne
nefis kanar arzu konar güle güle
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
116
EYLEMEK
hür bir ömre sığar ancak
acıları bal eylemek
aşk gönlüne çığır açacak
sana düşen gül eylemek
kibir piya sürünsün
meleklere gel eylemek
naza niyaza kol eylemek
ecel bekler baş ucunda
ona dahi yol eylemek
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
117
GÖNÜL
ey gönlüm efganından bilirim
maşukunu anlatırsın
aşka düçar olup kim yapmamış
yaralarından anlarsın
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
118
AYA BAK AYOL
ay dolanır durur günü görmek için
dünya bir eşkıya yolunu keser
güneşle aralarının
geceyle kaybolduğunu
ay bilmezse kim bilir
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
119
İHYA
habersizlik acısı vermesin kula
rabbim kaç kez kurtardı beni
güzelliğine mağruren yola
dikenlerle sardı beni
öldüm öldüm dirildim
çimen oldum ayaklarına
haber haber bir haber diye
sele serpe serildim ayaklarına
öldüm öldüm dirildim
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
120
KLAVUZ
dedim kendi gafletimin tarihine
hibede bulun çaldıklarından
dedi ki hala gaflettesin
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
121
KEMAL
o hasret nerde
hasete uğramasın
o nusret nerde
hasrete uğramasın
ne arzu ne emel kaldı
geçti ömür yanıma amel kaldı
gönül küsmüş akıl perişan
insana yakışır kemal nerede
bir sözü andığında
bir resim dudağında
manzara çizmiyor mu
aşka uyanmak zor uykuda yanmak gibi
daha da zoru kan içinde kalmak
maşukun gözü rulet gibi
benden verilecek şeyin sadece çıplaklığım
ister isen azraile yakın olmak
akıl izan lazım sana
geçim derdinde isen
mide vebali alma
hem de hayali kalma
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
122
BAKIŞ
vefa istersen cefayı göze al
cesurlar her zaman gözdedir
elinde kadeh gelirken saki
dudağından nağmeler akıyordu
fersiz gözleriyle eskiler
güzel gözlü bakan yeniler
yeniler mest olmuş beste yapıyordu
sakinin harikalarına kanma
ne şişenin dibi ne kadehin tutacak yeri var
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
123
KEVSER VE ŞARAB
ey saki kevseri tadında ver
sıra şaraba gelince adında ver
ver ki nerdeyse şafak sökecek
sırrımızı yere dökecek
ver ki saçında saklı yılan
geleceğimizi zehirleyecek
ver ki dilimdeki şarkı bitmek üzre
güneş üstümüze ateş dökecek
sus kapat gözünü perdeler gibi
periler söylesin peymaneleri
gönül seninle dolu müze
bırak hasret kalsın gündüze
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
124
KAZA KURŞUNU
kaza kurşunu kaderin bir oyunu
azranın nazına doyum olmaz
beni gönlüm duymuş ise
başkaları ölsem bile anlamaz
ey zalim seni mazlumlar besler
şiddetine doymayan masum nefesler
aşkın labirentinde kaybolan masum nefesler
güzel diyarın gül kokulu sessiz nefesler
ömür bir oyun sahnesi
tek kişilik tek perde oynanır
seyirci koltuklarında mefisto
“zalim de ben mazlum da ben”
içimde ürperen protesto
aşkın olmasaydı neylerdim
bilmek bile istemeyen “O”
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
125
ÖTE DÜNYA
çağırsan duyarım öte dünyadan
tenim zannın gibi ruhlar ölesi değil
hangi yöne baksan beni görürsün
zaman tektir aşka zaman ötesi değil
aczim yaşıma sürdü suçlu yok ortada
dilim sürçüyor daim sözüm kırık mı kırık
gideceğim yer yok haritada
yollar yıkılmış şehrin sesi kısık mı kısık
hayalimden geçip gidiyorsun
kulağında metalik güller açmış
beni göremiyorsan duymuyorsun
çırpınıyorum a zalim kucak açmış
zehrim sensin panzehirim sen
nefes alsam neşem sensin
içim çekiliyor yokluğa
varlığıma yetişen sensin
yüzünde şenlik karnavalı
en önde azrail ardınca sen
desen desen rengarenk dalgalı
öleceğim ilk repliği vermesen
alkışlarına göm beni şımarıp
nasılsa aynı yoldan geleceksin
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
126
ELEST
ey saki baki kalmak dilersen
gül yeter gül ki gülmek sensin sen
sevincin sevincimiz olacak
kadere karışmasın vesvese
elini çabuk tut allahını seversen
biz ki mestiz bezm-i elestiz
esriklik iskeletimiz olmuş
bizle olmayan dağıtır bizi
biz ki sermestiz biz ki elestiz
her canlı ölümü tadar azranın elinde
ağlaya güle gider kendi halinde
ne aslanlar uyurdu gönül sayesinde
ne aslanlar “miyavlar” gönül kenaresinde
borcundan sarhoş olmuş galib
meyhaneden mahkemeye muttalip
aslan giderken mest
süt dökmüş kedi gibi
süklüm püklüm ayık
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
127
HAYALİN SPORU
gözüyle yakan göz koymuş sana
ey yüreğim sevin sevinmek anı bu an
harıyla yaktıysa göz yaşıyla söndürür
göz koymak gibi özlemi varsa
cefada paranın karası vardır
vefa ile cefanın arası vardır
paranın payidar olması için
cefada vefanın yarası vardır
her cefaya razıyım
ricamı görsün yeter
rica minnet riyadır
gönlümü açmak için
o adildir “daha var mı” der iken
yanmakta karar kılanlara
ateşe atılanlara mücavir
madem yanmak dilemez
neden yürek taşırsın
hicranı akıl hiç bilemez
bir de cehenneme taşarsın
hayaline spor bir pabuç giydir
altını üstüne getir dünyanın
biraz mecnuna özeniyorsan
yalınayak çöller kazan sen kepçe
gez dur sakın uyanma ortasında rüyanın
güneş altında cehennemi sıcakta
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
128
GÖZÜNÜ GÜZELLE
üzüm gözlüm irisinde neler ketum
anlaşılan sıram gelmedi okunmamış mektubum
gözündeki o sorulara cevabı ben de bilmiyorum
bilseydim bile sana nasıl ulaşacak onu da bilmiyorum
göz ardı etme yalvaran gözlerimi
dikme gözlerini korkutma beni
dik dik bakışında zehirle bal süzülür
diş gıcırtından elbet yüzüm yüzülür
halin anlatıyor unutmadığını
alacaklarının tahsili acilleşmiş
senden uzağım boşluk içinde
sen ki iri ceviz ağaçları gibisin ufkumda
yanımda ufkum kayboluyor
bütün hücrelerimi gaflet basıyor
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
129
EKMEK İÇİN
yaradan tekeffül etmiş ekmeği
elbette yavan ekmek olmaz ya
ektiğince öğrenirsin ekmeği
yalnız tüketip yemek olmaz ya
bağımlılıktan yan kul gibiyiz
bağlanmayı öğreten okul gibiyiz
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
130
YARADANDAN
“ol” dersin olur
emre uymayan olur mu
olanlara gösteriyor ki
olmayanların olmadığını
cemşid’in meclisini kendi kurar
onun için biz ağır konuklarız
cemşit’in ağzı suyu akar
neşemize yetişemez o
bizde meclisi kuran o
o’nun ipine sarılmışız
o’nun ipi ümidin ilmeğidir
kravat ikamesinde
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
131
DUDAĞINDAKİ HİLAL
bastığın yerde güller açıyor
bak şu laleye ağzını açmış şaşkın
senin kokunla iç geçiriyor
ya sen olmasaydın ya da aşkın
cenneti sen biliriz
gülüşünde uçan kuşları görürüz
bembeyaz o kuşlar ki ömrümüz
dudaklarında hilal gönlümüzdedir
gagalarındaki keskin bakışı
gerideki küfrün kopan senfonisini
hiçliğin yokluktaki saltanat yakarışı
yine de yıldızlara yürüyorum duyuyoruz sesini
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
132
ŞÜPHE
labirentte bir fare gibi olacak
o yoldan bu yola koşuyorum
“buldum!” zannı beni seyyah kılacak
yıllardır yılmadan yollarda coşuyorum
vefanın ne taciri oldum
ne yıldım münkirinden
sürekli tehcir edildim
yine de kurtulamadım kirinden
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
133
MUHAL
beni aciz bırakmakta mahir
sanki bu konuda bir uzman
cezamız derhal edilmez tehir
konusunda polisten azman
dalgınlığıma dostlar düşman
hareketimden yar olur Leyla
halk arada kalır perişan
her an kopar camları kıran vaveyla
seni sevmek cehenneme hazırlık
biliyorum sen cennet diyorsun hale
direncime değer bu nazarlık
vuslatın aleme açık bana muhale
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
134
EL
ellerim birbirini tamamlar
her an birbirini tam anlar
birbirine köledir azatsız
ezeli evveli kadim zamanlar
perdesinden gördüğün gelecektir
perdesiz görürsen gelecektir
kaderin hamağında uyuyor henüz
geldiği zaman görülecektir
gönlümün sultanına ne derim
“süsler”ine sorsa ay ne derim
sormaz ya sorsa hayalimi
ay ne şahane derim
onu mutlu etmek değil
kaybetmekten korkarım
her bahane yalandır bilir
lanetinden korkarım
fatma’nın ebu turab’a sevdasıdır
babasının hatırasıdır
kendi teriyle uyumak
diriliş muhtırası
ve resulün iltifatı mirası
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
135
HÜNER
hünerin varsa varsın cihanda
yoksa hünerin varın nihanda
beşer nisyan ile malul iken
isyanın bile kalır nisyanda
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
136
GÖZ KOYMAK
sevgilime göz koyan alçak rakip
düşmanın değilim katlini saymazsak
kör olmadan gözlerini aradan çekip
çöllere dağlara dön sinni saymazsak
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
137
KISKANÇLIK
halk içinde seni dillendirmek istemem
benim yapıma kapıma sığmaz
sen de benim yanında rakibi anma
zira onlar huyuma suyuma uymaz
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
138
MANSUR
“var” demek kolay
“yok”un yokluğu savaş
hırsızlar çoğalırsa güvende
“çok”un çokluğu savaş
elbette bir damlacık gözyaşı
biliriz ki ummaları kurutur
mansur pişmiş aşa su kattı
israfından elbet hesap sorulur
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
139
SEZAİ TEK BAŞINA
durup dururken tac koydular başıma
bilirim ki katlime kararlılar
sevinirim amma yar keserse başımı
ellerimi bağlarım kafamı da vururlar
Sezai tek başına çokluktur
bizden evvel o vardı
büyük ustaya özenme çocukluktur
diyerek kendini kovalardı
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
140
BABÜR VE ESED
ruhun şad olsun ey galib
babür ölür sana talib
bir yiğit ölse ahfadı şair
mezarlar babü’re şiiristandır
ah o hindistan o kadim diyor
galib’e neler diyor neler neler
budha’nın yüzündeki neşedir
babür’ün kılıcında raks eden ışık
koskoca kadim bir kıta babür’e aşık
bunu mirza esed bilmese kimse bilmez
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
141
DAMLA
göz yaşında gizlidir aşka taraf olduğun
toptan yitirmiş gibi hiç olmuş zamanları
istediğin elinde kaybetmeden bulduğun
tut gözünde düşmeden sıcacık damlaları
timsahlar büyük lokmayı yutarken
gözünden yaşlar akarmış aşkından mı dersin
hüsrev şirini sihrinde tutan
Ferhat başından belliydi tutulan
şairlerin mısralarında uyutulan
sanki şairler uyumaz gibi
akaid mükellef demiş oldu
de ve sun şairden sakla
gülü ver güzele laleyi ateşle aydınlatsın
uşşakın ayrıntıları nasıl sakladığını
evet maşukan hayır severdir
gönül sarayını yıkmak için
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
142
CENNET
cıvıl cıvıl cennet ışıl ışır sokak
sorsan “cenneti” çocuklara
“burasıdır” derler uçup koşarak
aradıkları yok neşedir buldukları
yastığım yatağım yorganım
yıldızları her gece seyre daldığım
bazen bütün yıldızları doldurduğum sandığım
bu gurbet benim gözyaşıyla ıslandığım
bu yer benim yaşadığım yer
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
143
İKİ DÜNYA
kendine biri tahsis etmiş
kaderle gelen rakamı bana
küllisi onda iken aklım yetmiş
cüzüyle cömertlik etmiş bana
her nimeti verecek vermesine
utanmak gurur kibir hep arada
alabilirsen al devletinden veresiye
her yarattığı ortak hepsi orada
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
144
ÇATAL DİLLİ
yar yılan tabiatlı
dilsizin hali ona duvar
çünkü diliyle görür
diliyle duyar
yar yılan tabiatlı
ey gönlünü kapatmış kişi
mezara tezkere gömme
şairi dinle oku şiir
iyi ol amma iyilik umma
ey sevgili görünüşe aldanıp
yabanı rakip kılarsın
ey şair bunları bile bile
sen neden sevgiliden yılarsın
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
145
AVUKAT
leyla çöle her gün gelir
aslında leyla hep çöldedir
zira leylayı yok eden güneş
mecnunu görünce delirir
mecnuna vekaleten şair
“işin olacağı yok ya” diyor
geri kalmış avukata nezir
mecnunun hakkını yiyor
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
146
AÇLIK GREVİ
açlık grevi bir taleptir
patron da greve katılınca
akla ziyan boşu boşuna
hep beraber aç kalınca
isteksizlik teklif edilir
mevcut tüm alacaklara
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
147
DEPREM
deprem olmuş haneler feryat dolu
caddeler sokaklar meydanlar tirtir titriyor
sokaklar karanlık evler karanlık
küçük küçük sallanmalar
korkuları diriltiyor
şehir sessiz hıçkırıklar tek sesli
ışıklar da yok karanlıklar sessiz
ve orda burda ayakkabı tekleri
yalnız içi boş ve kimsesiz
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
148
BALKONLU
sevgili göz aydınlığı gün ışığı
evimin kalbi balkonumu
baş köşe sofra bal konumu
sevgili sade bir gün ışığı
muhabbeti aydınlatır anlatır
hatırlatır aydınlatır
aydınlığı yakışır
aydınlığı
yak ışır
sevgisi
bir
gün
ışığı
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
149
KIYAMET
bilirsin ölüleri niçin saklarız
niçin “haklarımız helal olsun” deriz
kıyamet bir gün herkese her yere
“oyun bitti” denince misketler toplanınca
hiç kimse düşmeyecek derde
amma ayrılık acısı yardan
kıyametten daha beter
ey şair ifşa etme sırları
ardınca gelecek asırları
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
150
YALAN VE ÇIBAN
sevgilinin yalanı çıban gibi
kurtuldukça güç kazanır
ayaklarındaki kınalar
savaş alanlarından hatıradır
şair deme “hava atma” demedir
biraz da çocukluğu tuttukça emmedir
şiir hızında koşan atlarla koşar
rüzgara gem vurur deryalar coşar
bu kısacık ömür
ayrı kalmaya değmez
köpektir sahip arayan
şair sever boyun eğmez
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
151
NİMET-MİHNET HAKKI
nimete şükran bereket hakkı
mihnete sabır konukluk için
nimet de mihnet de bize konuksa
melanete melamet niçin
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
152
NEREDEN NEREYE
gözlerini avlak yapsalar bile
şiirimden rengi çalmak kolay mı
tut ki yetenekli sese avcılar
her sazda her sesi çalmak kolay mı
şu da var ki biz biz yoka batmışız
varımızı yoğumuzu çalmak kolay mı
çocukluk meclisi de dağıldı demin
delikanlı demleri hızla geçti senin
yokluğun saçaklarında şimdi iki kat
bir adım daha ileri öndeki görmenin
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
153
AĞIT
her oba bir vaha
biri leylaya konak
diğeri mecnun’a
gerisi kalmış allah’a
mecnun’un adı çıkmış
Leyla karanlık gece kuşu
bir yıldız tutunmuşlar
bütün çöl bütün kumlar
onlara komşu
yüzüm yas tutuyor
saçlarım tarumar
gece kötü bir konuk
ağladım sabaha kadar
gecenin terden bulaşıklığını
nasıl anlatsam bilmiyorum
acılarım ayrı ayrı göz olmuş
hangi ummana akar bilmiyorum
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
154
CIS
“cıs” deyince çocuk kalbi
anlamadan ağıtlara oturur
yangın söndürmek için
her iklimden yağmurları getirir
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
155
DERDİM OLSUN
yüreğime şenlik ise derdim olsun
hasetinden çatlarsa derdim olsun
her tecelli habersiz geçiyorsa yazık
yeniden yine dilerim derdim olsun
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
156
DÜPEDÜZ
fıtratından düğmeleri tutmuyor
damak zevki diye adım atmıyor
şarkılar türküler rüya gibi
savaşmak için barışlara yatmıyor
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
157
KARAMAK
anlatırsın ve fakat anlatması zor
sanırlar ki sevgiliyi kararsın
anlatamadığın belki sana kor
suçu dil dalına atarsın
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
158
İMA
gönül hep mağlup oluyor ona
o ki muzaffer edalı olur semada
gönlü benle olsun da bana yeter
razıyım adım kalsa bile imada
çığlığımı duymasa da razıyım
gelmese de imdada
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
159
NESİMİ
söz verdim yazdım gönül sesimi
ona yükledim muzdarip nefsimi
anlamadıklarına bakıp üzülmüyorum
tufanlarla uğraşanlar duymazlar ki nesimi
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
160
FETTANLAR
ismetli ata sıfatlı altınları
esir etmiş şahinler sultanları
köhne harabelere gölgesi siner
barsak derdinde bulunca fettanları
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
161
BAYRAM BAZEN SOSYALDİR
devletliler dinden alıp ilhamı
celal de cemal de sınır tanır mı
vatandaş mutlanır kutlanır hani
bazen birlikte yapar bayramı
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
162
ŞUKUFE
ah be galip şah mutlu zaten
mutlu kılacak mı seni ulufe
acılarını dile getirme aynen
mezarına koyar mı şah şukufe
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
163
AŞKIN ÖNÜ ARKASI
ben acılar içindeyim
sayende ömrüm uzuyor
zararı yok her asrı güne say
ömür kısaldıkça aşkı bozuyor
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
164
MENŞUR
o ki gözlerinde yükseklere kaldırır
şahinlere yem etmesi meşhurdur
yem olan gam değil belki kaldırır
elindeki kılıç sanki menşurdur
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
165
ZORUNLU SÜRGÜN
sende sirkat var iken
sana tedbir neylesin
serde firkat var iken
bende gurbet neylesin
yarını da beklerim dün diye
zorunlu sürgün diye
sevincimi görsün diye
takvimler kaybolsa bile
ESİN VE DERME - MUSTAFA ÖZER
166
Tİ
levazıma muhtaç isen rezzaka sığın
oruç tutmak müslümana yakışır
ramazanı şekva gülme odağın
haset olup fesadına kalkışır
![]() |
|
![]() |
|
![]() |
|
![]() |
|
![]() |
|
![]() |
|
![]() |
|
![]() |
|
![]() |
|
![]() |
|
![]() |
|
![]() |
|
![]() |
|
![]() |
|
![]() |
|
![]() |
|
![]() |
|
![]() |
|
![]() |
|
![]() |
|