DEVİR VE DEVLET
ÖMER ÖCAL
İçindekiler Tablosu
DEVİR VE DEVLET/ÖMER ÖCAL 9
ÇİLE 19
HIRSIZ 20
OLMADAN 22
FELEK 24
KÖFTEHOR 25
NAFİLE 26
BUNDAN BÖYLE 27
SEÇMEN 28
HALİ PÜRMELALİMİZ 29
KÜÇÜK MEMUR DESTANI 31
HALICI KIZ 32
VATAN 33
GELSİN 35
KÜRE 37
DİYORDU 39
CIK CIK 41
HİZAYA GEL 42
RUJ 44
MENSURE 45
BENİM SÖZÜM 46
BEĞENMEZSİN 47
GERİ KALMIŞLIĞIN ÖYKÜSÜ 48
HAYVAN ÖZDEYİŞLERİ 50
YAVUZ İLE YUMŞAK 53
DÜŞÜNCEM 55
HÜKÜM HAKKINDIR 56
DÜŞÜNMEYEN İNSAN 57
SATILIK SELAM 57
OKU 58
DEVİR VE DEVLET
4
DEDİKODU KİŞNETİR 58
CAHİL İYİ 59
NİŞAN OLAN 59
BİLGİLİ GURUR 60
MEMLEKET EVLADI 60
KÖPEK 61
SAYIN BAYIM 61
SORUN 62
FATMA NİNE 62
KIRINTILAR 63
OLMAYINCA 64
BÖYLE BUYURDU JANUS 65
NE BİLSİN 66
ANADOLU 68
KAHKAHA 71
HEPİNİZİN 72
ÖĞRETMENLER 74
ADAMINA GÖRE 76
GENELGESİZ YÖNETİŞİM 77
HIRSIZLAR KARNAVALI 78
YANDIM ALLAH 79
YAŞAM 80
ÖZENTİ 81
İHMAL 82
TAHAMMÜL 82
ISPARTA 83
DÖNEBİLİRİM ESKİYE 84
AKIŞKAN 85
NEHRU 85
KARDEŞLER II 86
CAN GİBİ 87
İLAHİ ADALET 88
DEVİR VE DEVLET
5
MESAİ 88
NOKTALAMA 89
ÇAĞDAŞLIK 89
ÖMER ÖCAL’A MEKTUP 90
YERLİ MALI HAFTASI 93
BENİM GÖNLÜM 94
ZİBİDİ 95
ERGEN DESTANI 96
GÖNLÜMÜN TÜRKÜSÜ 98
ZENGİNLİK 99
DEJENERE RUH 100
HAFTAYA DESTAN 101
DÜĞÜN 102
PENCEREMDEN 103
BİR HAN HATIRASI 104
KARAGÖZE 106
MAZİYİ ANIŞ 108
VATANIM 110
SAVUNMASIZ HARİÇ 111
NİTELİKLİ DOLANDIRICI 111
TERS TAKLA 112
ADSIZ KAHRAMAN 113
TATLI HAYALLERİM 114
DERLEMELER 115
GEÇMİŞTE YAŞAMAK 116
SIFIR 117
BENİM BÜYÜK ULUSUM 118
ANADOLU 119
HÜR EŞEKLER 122
BÜYÜYÜNCE OLANLAR 122
GELSİNLER 123
NOKTALAMA 123
DEVİR VE DEVLET
6
TOPRAK DAM 124
ADANA’NIN SICAĞI 124
PAÇAVRA 124
BAYRAK GİBİ 125
P.P. OTEL DEFTERİNİ 126
HEYKEL 127
YAVRU VATAN 128
BİRİSİNE 130
SELAM 131
YOLUM 132
EFEM GELİYOR 134
YOLCULARI BEKLERKEN 135
ÖZGÜRLÜK 137
BİR ŞEHİDİN AĞZINDAN 138
BİR ŞEHİDE 139
YALVARIŞ 140
MEHMET 141
HAKİR GÖRME KENDİNİ 142
MAZİDE TÜRK 143
SIĞIR VE BUĞALEK 145
BU ŞEHİRDE ÇOCUKLAR 146
DOLAP 147
GÖNÜL 148
HAYAL VE GERÇEK 149
YAŞARKEN 150
GARİBİM GARİP 151
MEKTUP KENARI 152
HER SURET İNSAN DEĞİLDİR 153
EYLEMEM 154
İNSAN İNSAN OLUR MU HİÇ 155
İÇİM SIKKIN DIŞIM SIKKIN 156
SINAV 157
DEVİR VE DEVLET
7
KAHVEDE 158
BEN NEYİM 160
OLMUŞUM 161
EY TÜRK 162
TÜRKÜM 163
VATAN 165
İDEAL GEÇMİŞ 167
KADIN 169
KOZAN CADDELERİNDE 170
ER SESİ 175
SARHOŞ 176
TARİHTEN BİR GÜN 178
BENCE 180
ONA 182
AYA GİDİYORUM 183
ÇELLO 184
O YERDE VATAN 188
ELDE TESPİH 190
BABAM 191
KELOĞLANA 192
VATAN 194
BAYRAĞIM 196
FELEĞE İNTİZAR 197
MOSKOFA KARŞI 198
KARA DEĞİL Mİ 200
BOŞ HAYAT 202
USTAMA MEKTUP 203
ŞEHİRLİYE 204
ODAMIN DUVARINA 206
ÖKSÜZÜM 207
KARDEŞİM 209
HOCAM’A 210
DEVİR VE DEVLET
8
YURDUMDAN AYRIYIM 212
ANNEME 213
ORTA OKULUM 214
ALBAYRAK 215
MALATYA I 216
MALATYA II 217
KÖYÜM 219
SEVGİLİME 221
HİCİV 223
OKULLUYUM 224
ANADOLU 225
ÇOCUK SEVİNCİ 226
DUYDUĞUM HASRET 227
MEKTUP I 228
MEKTUP II 229
DEVİR VE DEVLET
9
DEVİR VE DEVLET/ÖMER ÖCAL
Hayat sadece zaman boyutuyla hatıralara yansımakla,
daha şirin, daha soyut, ve her çizgisinde acı-tatlı yapı taşlarını
saklayabilmeyi ümit etmektedir. Saklanmak ve aşikâr olmak
insanın temel yapılanmalarındandır. Herkes, kimi zaman,
aşikâr, yaptıklarını gelecek zamanda saklar, kimi zaman,
geçmişte gizli yaptıklarını aşikâr ederek övünür, anlamlandırır.
Kimileri hayaller kurar, yaşanmış gibi bunları aşikâr eder.
Kimileri, tanıklarının aşikâr ettiklerini bile ketum sandığına
kilitler, sükutunda seslendirmekten bile imtina eder. Şiir ve
şuur, gizliyi anlaşılır kılmayı aşikâr ovasında sergilemesi bir
boyut iken; bilineni, görüleni, anlaşılır olanı, sisin gerisine,
perdenin arkasına çekerek, hatıraların somutlanmasını, ortaya
saçılmasını, çokların ve kitlelerin seçkinlikleri göz ardı etmesini
kıskanç-lığında saklayarak dillendirir.
İkinci yeninin perde gerisinde kelimelerin kaldıra-
mayacağı anlamlarla ya da kırık-dökük kelimelerden anlam
damıtma halleri, anlamın alelaleden ayrılma isteğiyle
kıymetlen-mektedir. Sezai Karakoç’un şiirinin kıymeti burada
yatar. Bir başka açıdan, tarih özel barajında insanı aşan
ömürleri biriktirir. Bunun sanata yansıması ve burada kullanılan
adese, tarihin savaş aletleri müzesini gezmek gibi değildir. Hem
soyut, hem imajyonel, hem non figüratiftir. Sezai Karakoç’ta
dile gelen, şairin (Siyasal alt yapısı güçlü olduğu içindir) ki
tarihin hafızayı ajite ederek söylenmesi gerekenleri
dillendirmektedir. Karakoç, herkesin okuduğu tarihi daha
değişik anlamakta ve anladığını anlatmaktadır. Tavır, eda,
duruş, seçtiği kelimelerin tekabül ettiği yetiler farklıdır.
Oysa Necip Fazıl takvim barajında biriken birey olarak
insanın anılarını dillendirir. Tarih Necip Fazıl’da nesir
DEVİR VE DEVLET
10
yapısındadır, açık, aşikâr, alenidir. İmaj, perde kullanmaz.
Onun felsefi anlamda anlatılamayanı anlatma denemeleri dahi
insanî çerçevededir. Yalın, açık, aleni, ve coşku dolu ritimleri
taşır. Necip Fazıl saklanmaz, aşikâr ve aksiyon alır.
Ömer Öcal, dağ kütlesine ve ova hacmine nesnel olarak
bakmakta, görebildiği -öğrenilmiş görmeyi de dahil ederek-
kadar nesneli figürleştirmektedir. Hayat zaman kapsamında non
figüratiftir; saat, hafta, ay, yıl ve ömür olarak var olan bireyin
serüvenidir. Zamanı dondurup anılara ve anılardaki soyut ve
somut değerleri her organizmanın payına farklı figürler pay
edilebilir. Gözün, her nesnel görüntüyü figüratif hale
getirdiğini, dağ, ova, ağaç, cinler, periler, sıcak, soğuk, sert,
yumuşak, katı, sıvı, gaz, nesnelerin figürlerle, imajlarla
değerlendirildiğini görüyoruz. Burunla elde edilen güzel
kokuları (rayiha) farklı, hayatı karartan kötü kokuları (necaseti)
bireyden bireye değişse de ortalamasının bir tanığı vardır.
Temsil edilen figürle anlatılabilir. Dilimizdeki acılarla,
zihnimizdeki, vicdan ve merhametimizdeki acılar farklı olsa da,
anlatmak, bir figüre yüklemek mümkündür.
Boy-pos, endam, iskelet yapısı, deri yapısı, akıllılık,
bilgelik, inançlılık, aptallık, alçaklık, hayırseverlik, coşkunluk
gibi binlerce ayrıntısı olan hallerin figüratif yaslantısı vardır.
Her şair kendi özel lügatından seçtiği kelimelerle var olanı
dillendirir; tarih veya takvim barajına akan suya bırakır. Ömer
Öcal, şiir derelerinden “devir” zaman çerçevesiyle “devlet”
zevkini bulmaya çalışmış, bazan devletin zamana yaslanan
görüntülerini figürleştirmiş, bazan değişen zamanda insanların
devlete yansıyan figürlerini resimlemiş gibidir. Şairimiz
renklerle oynamayı sever. Şiir, yağmur sonrası gökkuşağı gibi
şairi kuşatır, aydınlığa renk katar.
Ömer Öcal, renk, eda, tutum olarak nesnel, figüratif,
kurmacasız bir sanat diliyle şiir yapmış, şiir gibi yaşamış, o
minval üzere de aramızdan ayrılmıştır. Şairle ilgili özel kelam
DEVİR VE DEVLET
11
ettik. Sevginize tevdi ederiz. Şiir Ömer Öcal’ın, sürçü lisan
bizimdir.
*
***
Ömer Öcal “tevazunun bulaşıcı olduğunu” ve o nedenle
insanlardan uzak durmasını, öksüz büyüdüğü için unutmamak
üzere öğrenmişti. Çocuk yaşta kaybettiği annesinin yerine
kimseyi koyamamış ve fakat kimseyi de suçlamayacağını
biliyordu. Öksüzlük ve yalnızlık aile içinde özgür olmayı, aynı
zamanda aile içi kuralları farfaraya getirmemesi deneyimlerinin
sonucuydu. O ve hatıra defteri göz ve ayna gibiydi. Bağımsız
ilgili, ikili, taraflardan biri patlamaya hazır bomba, karşı taraf
ise patlayacak olanın gizli kamerası, taraflar sessiz, taraflar aynı
ruhu taşıyor gibi. Her gün defterle yüzleşiyor, barışın dili
saydığı şiir dili ile içinde yaşadığı volkanı soğutmaya çalışarak
kendini toparlıyordu. “Yavaş yavaş acele etmeyi”
“tevazusunun” devamına eklemleyip acil serviste mikroplardan
arınıyordu. Çevrim içinde kalmak Türkçesini geliştiriyor ve
onunla Türk kültürünün mahremiyetine ulaşıyordu.
Ömer Öcal herşeyi değil, bir şeyi; önünde açılan çiçeği
sulamayı severdi. Sabır çiçekleri evinin her yanında onun
gönlünü hoş ederdi. Yine de şairin uykusuz gecelerine sabır
aydınlık olurdu. Öcal, şiddete, aceleye ve gürültüye sağırdı. O
güzelin, tatlı, şirin ve yumuşak, akışkan sesine müzik kulağı
kesilirdi. Ömer Öcal kördüğüme, kördöğüşene, hakikate kör
olana ve nankörlere karşı elbette gözünü iç dünyasına çevirir,
görmezden gelirdi. Ömer Öcal, sağır kulağına, sevinci, kör
gözüne, renkler mahyasından sarkan resimleri tasvir ederek
gerçeğini zamanın gergefinde dokurdu. Şair kelimeleri kadar
nahif, iç musikisindeki notalar kadar neşeli ve kafiyeleri kadar
mütevazi ölçüler içinde.
İçtenlik ve kalbiliğini olanca şeffaflıyla şiirinde
örgüleştiriyor. Baba ve babalık onun şiirinde şaşkınlık
DEVİR VE DEVLET
12
ifadesidir. Anne kavramını ise, gömdüğü kalbinden çıkarmaz,
şiirine de yansıtmaz.
Devlet memuru olmanın dinginliğinde Anadolu’nun her
bölgesini tanıma fırsatı bulmuştur. Değişik bir memur olmanın
yetki ve sorumluluğuyla adliyede suç ve suçluyla uğraşmak tam
da Ömer Öcal’a göredir. Zira sabır, ciddiyet, devamlılık ve
dinlemeyi bilmek ona göredir. Hem adil, hem dakik, hem rakik
olmak Öcal’ın ölçülü olmasının zorunluluklarından idi.
*
***
Aklına gelen ilk kelimeyle cümle kurar gibi, ağzının
ölçüsüzlüğünce veya kulağından giren ilk kelime ile çalışan
beynini, ankesörlü telefonların kullandığı jetonlar gibi ağzı
hemen konuşmağa açılarak konuşanlar; çoğunlukla sizin
düşünceli tutumunuzu tutucu - gerici bir yapıya yorarak sizi
hemence etiketlemiş olurlar. Oysa bu gibiler (gidiler denebilir)
kendilerini ikna edecek, sevindirecek ve küçük şeyler elde
etmek için gönül indirenlerdir. Bu yolda yürüyenler çıkarları
için en olmadık, abuksabuk haberlere inanmağa hazırdırlar.
Düşünmek metod ve çevreye açık bir beynin
tekrarlardaki “kördüğümler”i görme yeteneğidir. Değilse örgün
eğitimlerle ölü ve çok geride kalmış nerdeyse “imha edilmesi
gereken zararlı bilgiler” yeni şeyleri öğrenmemize engel olduğu
gibi; bizden çaldığı zamanlarla da, bizi, tufeyli hale getirir.
Hiç bir okul bize; elde ettiğimizin devamlılığını görmedikçe
elden çıkarmamak gerektiğini öğretmez. Doğruyu buldukça,
eskinin, yeninin üzerine çıkmaması için terk etmenin önemli
olduğunu ise akıldan çıkarmamalıyız. Değilse ne eskiyi ne de
yeniyi anlamlan- dıramayız.
Bilgi kirliliği veya bilginin kirlenmesi dediğimiz hal
yüzünden, bilgiye de, yabancılaşırız. Kafamızı sakinleşti-
remediğimiz sürece de yaşamdan hakkımıza düşüneni elde
edemeyiz. Dahası mutlu olamayız. Oysa mutluluk elimizin
altında, aklımızın içerisinde bize tebessüm ediyor.
DEVİR VE DEVLET
13
Ömer Öcal’ın sessizliği, öncelikle, kendi içinde dengeli,
mutlu, makul ve sağlıklı düşünebildiği içindir. Bu nedenle
boşboğazlıkla ben’i arasına bir terminal filitre koymasını bilmiş
ve bu filtre eskidikçe, öğrenme aşkı ile, yeniliyebilmektedir.
Sürekli tedrisat ve yöntemleri değiştirilerek devrimci platforma
muntazır kılınan örgün öğretim ve sonucu olan diploma; elde
edenlerinin kibir, gurur, ve bencilliğini azdırmaktan öteye
geçemiyor. Oysa düşünmek bir hayat tarzıdır. “Düşünmek
gerek, evvela düşünmenin ne demek olduğunu düşünerek
düşünmek gerek” diyen usta bu açmaza dikkat çekiyor.
Duygusallık yerine lojik, makul, bilimsel ve metodik olanın
bütün değişimleriyle gözlemek, bizleri, hem doğru yola
iletecek, hem de doğru yolda olan ustaları anlamamızı
sağlayacaktır.
Devletin kendini görevli saydığı, eğitim ve öğretim
kurumsal olarak, standart bir (oy pusulası) yetiştirmeye açık
duruyor. Standart anayasa ve diğer yasa ve yönetmeliklerle
sağlanıyor olsa bile öğretmen ile bilgi zaman kıskacında yazboz
tahtasına dönmesi zorunluluk gibidir. Çünkü hangi gelire göre
(standart), hangi bölgeye göre (standart), hangi dile göre
(standart), hangi devletin (standardı) olarak sorular temelince,
enflasyon dönemi fiyat etiketlerinden daha çabuk değişen
tarifeleri görmemiz kaçınılmaz bir durumdur. Buruk ama böyle
bir sonuç çıkıyor.
Diğer yandan devrim ve reform adı altında yapılan ucuz
vazifeler ileriyi göstererek kaosu davet ediyor. Kaosu hoş
gösterme iktidarın ağır yükü olsa da, muhalefetin komedi
truplarına taş çıkartan oyun tarzı sorunun çözülmezliğini ilan
ediyor. Bu eğitimden yararlanamayan insanlar şanslıdır. Zira
kimyasal gübre kullanılmamış tarım alanı kadar doğal ve temiz
kalmışlardır. Düşün ve eylem insanları, bu sakin insanların
arasında saklanıyor. Sebebi açık. Kaostan kurtulmuş olmak
yetiyor normal insan olmağa.
DEVİR VE DEVLET
14
Öcal; şiiri, hem dönemini terennüm, hem kendini anlama
ve ölçme alanı olarak ele almış, güncel dil, güncel konu, güncel
kavrama olarak da bakılabilir şiirine. Elverdiği ölçüde ev içi
olanaklarının yanında, kafa konforunu temin eden nezih
ortamlarda bulunmaya zaman ve giderini karşılayabilecek
imkana sahip idi.
O dönemlerde kütüphane, düşünürlerin açlıklarını
yatıştırdıkları mekanlar olarak öne çıkıyor. Sınıf kitaplığı, okul
kitaplığı, ev kitaplığı, arkadaşlarla kitap değişimi, grup
okumaları olarak kitap okumak bilginin ulaşım (pipe-line)ları
olarak görülüyor. Öcal bir memur çocuğu ve bulunduğu
bölgenin garibi ve konuğu olması nedeniyle, bir çok aylaklık-
tan korunduğu görülür. Klasikleri, temel kitapları, nobel
dizilerini izleme olanakları O’nun önünde açılan bir kapıdır.
Hem ulusal, hem dünya literatürünü, birebir olmasa da, yaşının
gereğini aşan boyutta olduğu görülür.
Geleneksel ve tarihsel boyutuyla Türk Edebiyatını
sevmiş, okumuş, hem kalemine, hem maarifine hakim olmuş-
tur.
İslam ve Türk, kelime olmaktan çok; Öcal’da bir aksi-
yondur. Din üzerinde ve milliyetçilik konusu yasal çizgide laik
çerçevede takdir görmüş onu içselleştirmiştir. Mevlana ve
Yunus Emre’den tasavvuf çilesini almış, menakıpnameleri
severek dilinden şırıl şırıl akıtmıştır.
Ömer Öcal ressamdır, gördüğünü tuvale aksettirmekte
mahir, renk ve ışık, zaman - mekan ilişkisi derinlik - gizem
kavramlarının hakkını verebiliyordu. (Eli eğimlidir) tabiri
çerçevesinde basit maddelerden sanat ve fonksiyonel ürünleri
üretir, tasarlar. Birinci dünya savaşı bitip de, yeni bir devletle
uyanan halk, yüzyılı bile doldurmamış Türk olduğunun bilinci
üzerine, Türkiye Cumhuriyeti olanca yeniliklerle gelmişti.
Halkın, birinci dünya savaşının kayıp ve yokluklarını
sindirememişken, Ankara hükumet merkezi dahi ne ve neleri,
DEVİR VE DEVLET
15
ne ile yapacağını, sonuçlarının nereye evrileceğine bilmiyorken
1970’li yıllara dayanmıştır.
“Övün, güven, çalış” derken çalışma fiilinin en sona
alınması, hem yoklar listesi çok uzun olduğu için eldekilerle
“mevcutla ne yapılabiliyorsanın” doğru seçimiydi. Nüfus kaybı
nüfuz kaybını hissettirecek kertededir. Kendini boşluğa
bırakma sakın, yüreğini cesaretle doldur diye “Övün”
deniyordu. Nasılsa maliyeti olmayan “Övün”mek, hele de kadın
ve yaşlı nüfüs oranı yüksekse, bu döviz de doğru seçimdi.
Övünmenin güvenmeye evrileceği görülüyordu. Zamanlama
sorunu olsa da, hali yönetmek Anakara’nın önceliğiydi.
Dünyadaki konjonktürü izlemek de gerekiyordu. “Yurtta
sulh cihanda sulh” dövizi açıkça herşeyi özetliyordu. Bir dünya
devleti olan Osmanlı İmparatorluğunun bakiyesi olmanın yükü
ağırdı. Bu ağırlığı ve kurumları taşımak sorum- luluğu varislere
elbette ağır gelecekti. Böylece Ankara, Yuna- n’ı denize
döktükten sonra Osmanlı devleti varlıklarını da tarihin
mahzenine hapsetti.
Elbetteki sosyal olaylar istenilen zamanda başlamaz ve
hele isteğe uyarlı son bulmaz. Sosyalite, için için yanan ve
yakan, yanardağ gibidir. Zor karşısında da kılık değiştirir, yön
değiştirir, anlatım, yeni düzenlerle ortaya çıkabilir. Şiddetle
baskıyla sosyal olaylar durdurulamaz.
1970’li yıllara geldiğimiz zaman diliminde, patlayan
olaylar ve sonuçları ibret alınması gereken yıllardı. Kardeş
kardeşi öldürüyor, cemiyet katmanlaşıyor, aileler parçalanı-
yordu. Aşiretler, ağalar, eski kurumlar yok oluyor, aileler
küçülerek (çekirdek aile) oluyordu. Meslek ve öğrenim önem
kazanıyor, iç göç had safhaya uzanıyordu. Gölgelerin
asıllarından çok büyük alanları kapsamasından yola çıkınca
ABD, SSCB, Çin ve Avrupanın Türkiye’yi arkabahçe yapma
plan ve uygulamaları görülebiliyordu. Bu emperyal güçlerin
son çırpınışı olduğunu, genç devlet elbette gören gözlere
sahipti. Lakin “Kuvvetlerin” Anadolu’nun jeostratejik ve
DEVİR VE DEVLET
16
teostratejik anlayışına pek uymadığı da biliniyordu. Dünya
barışına katkıda bulunmak isteği ile ulusal gücün bir dengesi
olmak gerekti. Bu konudaki gel-gitler halkı güvensizliğe
itiyordu. Derken 1980 kalkışması gündemi kaplamış oldu.
Elverir ki devlet dinleni dinleni dövüşürken ölçüyü
kaçırmamış olsun. SSCB kan kaybediyor, bütün dünya (ABD
ve Avrupa) bu kaybı önlemeye çalışıyor. Fakat bu sorun
Türkiye’ye fatura ediliyordu. Askeri tedbirlerle içeride sükunet
sağlanmış, uluslararası bağlaşıklıklarla diplomatik cevaplar
verilmiş olmalı ki, “bizim çocuklar düzeni sağlamışlar”
denerek, askeri rejim onaylanmış oluyordu. 1970’e dek tarım
kesimine kapatılan insanımız iş bulmak için köyden şehire,
şehirden, metropollere taşınıyordu. Bu arada Almanya’ya
gönderilen işçiler yerlerine uyum sağlamış ve dünya nimeti ve
rahatlığın konforuna alışmıştı. TV, Radyo, sinema’nın görsel ve
işitselliğinde devlet baskısını üzerinden atıyor, Almancı diye
küçümsenenler kıskanılır boyuta yükseliyordu. Daha çok enerji,
daha çok işçi, daha çok öğretim kurumu gerekiyordu. 1950
yılına kadar “devlet”leştirilen Türkiye, 1950’li yıllar sonrası bu
toprağın “halkı” haline geliyor, gözünü dünyaya açıyordu. 1950
li yıllarda olan devlet gücü, 1960’lı yıllarda enerji eksikliğine
geldi takıldı. Takıldığı şey sadece enerji eksiği değil daha
büyük sorun. Tasarruf eksiği en büyük bela. Şöyle bir
düşünelim; devlet desteği ile oluşan piyasa patronlarının
yatırım bedelleri, devlet subvansiyonundan daha küçük. Yani
bütün yatırımlar devlet desteği ile yapılmış gibidir.
Üçüncü Selim’le başlayıp İkinci Mahmut’la süren dev-
rimci alışkanlık, saray dışını dışarıda bırakmış devleti yalnız-
laştırmış, istemezükçüleri bir araya getirmiş, Anadolu’nun
dışındaki bölgeleri de başıbozukluğa itmişti. 1789 ihtilalinin
sonuçlarının Devleti Aliyye’deki yansımaları görülüyor ve
devlete sahip olanların sayısı çoğalıyordu. Bu çokbaşlılık
“ideal”leşiyor, bulduğu her şeyden medet umuyordu. Tanzimat
bu yolun nasıllığını meşrulaştırıyor, ve adeta hükumetleri
DEVİR VE DEVLET
17
başına buyruk kılıyordu. Sonrasında Jön Türkler ve “sonra
İttihatçılar” sonrası malum...
Yunan’ı denize döktükten sonradır ki devrim alışkanlığı;
“eskiyi unut yeni yolu tut
Türk’lüğe umut sen ol çocuğum” mısralarında terennüm
ede dursun “Her şey Türk için” dövizi yokluklarla,
enerjisizlikle, tasarrufsuzlukla karanlığa kalıyor, tembelliğe
davetiye çıkarıyordu. Üstüne üstelik dış görünümü “balo”lara
aktararak Ankara’da yeni bir yönetici sınıf yaratılıyordu. Bu
bürokrasinin yeni bir güç öbeği olup, demokrasiye yön verme
gayretleri ülkenin devrimlerinde hep öne çıkmış, bu kesimlerin
vesayeti ortaklaşa paylaşarak demokrasiyi yedeklerine
almalarını intaç etmiştir. Devrimlerde hep onların hakları
korunuyordu. Bu devlet kurucularının istedikleri sonuç
olmayabilir ama, 21. Yüzyılda gelinen çizgi böyle. Partilerin
içleri bürokratlarla dolu; doktor, avukat, profesör v.s.
Demokrasi, imtiyazlarla ihtiyarlar yok olur. Demokrasi ulusal
kültürü geliştiremez ise yabancı-laşma, yozlaşma ve çöküş
başlar. Demokrasi, diline, dinine sahip çıkamayan bir devleti
koruyamaz. Tarihe yem olur.
Buraya dek Cumhuriyetle birlikte oluşan, olgunlaşan,
Cumhuriyetin geçirdiği değişim süreçlerini ona paralel
değişerek büyüyen bir sanatçının yazımıza konu olması
nedeniyledir. Ki; yeni kuruluş aşamasında, kuruluşun kendine
özge tatlı ve heyecanlı bir süreci olması gerekirdi. Dönüşüm ve
değişimin İmparatorluktan başkalaşarak ayrışması savaşı mı,
hem geriye hem de geleceğe matuf olmasından ötürü çok
sancılı olmuştur. Diğer yandan ekonomik yapının yıkılması,
sosyal yapının medeniyetini kaybetmesi, dini vetirenin bu
değişimlere eklemlenmesi, dil ve kültür değişimine griftar
olması, sanatçıları da çok zor durumlara düşürmüştür. Çoğu kez
ağır cezalara çarptırılmalarına sebep olmuştur. Bir yanda
devletin hegemonik yapılanması ile yeni bir düzen kurulma
isteği, diğer yanda karşılığını veremeyen eski kurumlar var.
DEVİR VE DEVLET
18
Onuncu yılın sonunda “on yılda on beş milyon genç yarattık her
yaştan” dense de, hala bu marşlarla toplumu teşvik etmeye
çalışıyorlar. Oysa edile-meyeceğini en iyi siyasiler bilirler ya da
bilmeleri gerekir.
Ömer Öcal’ın şiirleri yıllara göre bakıldığında istikrarlı
bir şekilde siyasetin program ve propagandasına paralel
değiştiği görülecektir.
1944 yıllarında duygu taşınımına başlayan şairimiz savaş
yıllarında da şiirle ilgilenmiştir. Bunları biriktirmesi savaş
bitiminde başlamış, değişe dönüşe yirmi birinci asrın başına
dek şiir üretebilmiştir. Son yılları ağır hastalıklarla geçtiği için
yazıya ve düşünce dünyasından biraz uzaktaydı. Yine de uzun
şiir sohbetleri yapardık başbaşa. Bu tartışmalardan zevk alır,
şiirimizden örneklerle ortam zenginleşirdi.
Ömer Öcal’ın şiirinin yaslandığı siyasal arka fonu
bilmeden onun nesnelliğini anlayamayız. O hep devletten yana
tavır koymuş, devletin izdüşümlerine renkleri şiir diliyle
aktarmıştır.
Mustafa Özer
17 Kasım 2024
4.LEVENT/İSTANBUL
DEVİR VE DEVLET
19
ÇİLE
Ha demeden gidilmez ırak olan menzile
Motoru tekletirsin su katarsan benzine
Sıkı dur diyeceğim sıçramasın genzine
Patron yalnız kazancı düşünür bile bile
Ne yaparsan nafile çile bülbülüm çile
Çalışalım elbette hak sahibi olalım
Sonra yollu yolunca hakkımızı alalım
İnsanca yaşamayı insanlığı bulalım
Devlet hakkı gözetip işi almazsa ele
Ne yaparsan nafile çile bülbülüm çile
Evde avrat tuz dermiş çocuklar açız dermiş
Tok aç halini bilmez geberirse gebermiş
Başkasına kul olmak bin ölümden betermiş
Yeter ki aç kalmaya bakmayasın bir ele
Ne yaparsan nafile çile bülbülüm çile
Çalışırsın emeğin karşılığı dileğin
Zenginlik ve fakirlik bir şakası feleğin
Namuslu alın terin olsun senin yemeğin
Şahane hırsız gibi düşersen bir yol dile
Ne yaparsan nafile çile bülbülüm çile
Eleşkirt, 09.02.1970
DEVİR VE DEVLET
20
HIRSIZ
Hırsız
Sana diyorum
Hırsız
Fakirin malının tek müşterisi kalsan da
Sevindire sevindire alsan da
Aracı tezgahtar olsan da
Minnettar şakşakçı bulsan da
Ona alıp yüze satarsan
Hırsız
Sana derim
Hırsız
Olacak işini yapsan da
Olmayacak işini yapsan da
Acele işini yapsan da
Kendisi verse alsan da
Fakirin parasını alanlar
Zengine alet olanlar
Dayıdan kuvvet bulanlar
Dişliden yılan, yılanlar
Hırsız
Sana derim
Hırsız
DEVİR VE DEVLET
21
Bir elma çalan çocuğu hapse basan
Küçük suçluyu bıçak gibi kesen
Kanun seni kesmese cilalasa da
Diller övse eller alkışlasa da
Hacca gitsen fakir doyursan da
Makamları süslü adam olsan da
Aransan da aslar toplantısında
Devletin malı deniz
Yemeyen domuz diyorsan
Yemek için yaşıyor
Yaşamak diye yiyorsan
Sen ey gemisini kurtaran kaptan
Taptığın ayağımın altında: para.. para..
Zengine alet fakire dubara
İndimde iki para
Hırsız
Sana derim
Hırsız
Aklıma gelmiyor daha kötü söz
Kötüye bile öz
Hırsız
Sana diyorum
Hırsız
Hırsız...
Ekim 1970
DEVİR VE DEVLET
22
OLMADAN
Gönülde çalkalanan
Ufukta dalgalanan
Bir şarkı olsa bu söz
Çalışalım durmadan
Çalışalım durmadan
Kişi namert olmasın
Menfaat set olmasın
Ulusal dert olmasın
Plansız kalkınmadan
Plansız kalkınmadan
Kulak versek her söze
Ayırsak süze süze
İnsek doğruya öze
Korkmadan sakınmadan
Korkmadan sakınmadan
Madem ki insanlarız
Düşünürüz anlarız
Ne şefaat umarız
Menfaatçi softadan
Menfaatçi softadan
Softa dese de hu hu
Allah diyor ki oku
Öğren ara bul yahu
İlmi Çin’de durmadan
İlm içinde durmadan
DEVİR VE DEVLET
23
Tanısak kendimizi
Öğrensek derdimizi
Arasak çaremizi
Bıkmadan yorulmadan
Bıkmadan yorulmadan
Yazık ki Türkiye’de
Diyelim ki Küre de
Söylesek Cafer’e de
Omuz silker tınmadan
Omuz silker tınmadan
Öcal okuya yaza
Teşhis koydun açmaza
Bütün işler takaza
Derde deva olmadan
Derde deva olmadan
Küre, Ekim – 1970
DEVİR VE DEVLET
24
FELEK
Az istedim çok oldun
Bana ne dersin felek
Ne aradın ne buldun
Safi kadersin felek
Havaya attım taşı
Altına tuttum başı
Görgünün yokmuş yaşı
Daha ne dersin felek
Kuş vuruldu gönülden
Bülbül ayrıldı gülden
Sensiz ne gelir elden
Bana küsersin felek
Ayrılmışım ilimden
Anlamazlar dilimden
Medet umarım kimden
Ona yetersin felek
Ağlasam da gülsem de
Uslu deli olsam da
Çalışsam yorulsam da
Gene betersin felek
Daha ne deyim sana
Yakamı bıraksana
Yeter Allah aşkına
Artık yetersin felek
DEVİR VE DEVLET
25
KÖFTEHOR
Gerçek ne kadar sade yalan ne kadar zormuş
Yalancı olan kişi kepaze köftehormuş
DEVİR VE DEVLET
26
NAFİLE
Gerçekler acı olur yalan baş tacı olur
Ham söz edenler iblise postacı olur
Yoksul açtır demek suç bağrı taştır demek suç
Hasta iyi olamaz biilaçtır demek suç
Peki suç olmayan ne güçsüzleri sayan ne
Kene gibi yapışıp sülük gibi doyan ne
Ne mi ne bileyim ben bırak da güleyim ben
Aça ninni söyleyip uyutanı bileyim ben
Sen ki ağa – bey bile yorulma bile bile
Su uyur düşman uyur aç uyumaz nafile
Nafile gider kelle yola gel tezden hele
Fakirin hakkını ver Hakkı bul güle güle
DEVİR VE DEVLET
27
BUNDAN BÖYLE
Anlıyorum ki ben artık
Sevgisiz yaşayacağım
Yüreğim kabara dola
Açmadan taşıyacağım
İşte bu ölmeden ölmek
Yaşamadan yaşamak bu
Ne kadar yıl kaç konak bu
Yükümü taşıyacağım
Yalvarmadan ağlamadan
Bağırmadan söylemeden
Kimseye bir şey demeden
Kendime acıyacağım
Belki ölmek daha iyi
Bulamayınca sevgiyi
Yalnızım yar deyi deyi
Sürünüp yaşayacağım
DEVİR VE DEVLET
28
SEÇMEN
Yurtta demokrasi var
Vatandaş her şey yapar
Köpekleri salmışlar
Taşları bağlamışlar
Davulun zam zam sesi
Artık duyulmaz oldu
Vurdu patlattı tokmak
Davul çalınmaz oldu
Gel gene gel gene gel
Hırsızsan da arsızsan da gel
Bu kapı umutsuzluk kapısı değil
Seçilmek için seçmene gel
DEVİR VE DEVLET
29
HALİ PÜRMELALİMİZ
Eşkiyalar dağa çıkar
Hem haraç yer hem can yakar
Köyler kasabalar titrer
Bakan ayağına gider
Kaçakçılık belalı şey
Kaçakçılar belalılar
Muhafızlarla beraber
Gelirleri çoğaltırlar
Haspam bir şarkı söyler
Gerdan kırar avaz eyler
Bir gecesi dört bin eder
Var hesap et ne eder
İthalatçı gavur Moiz
Onun için bütün döviz
Genellerle kırıp ceviz
Milyonları istif eder
Artist derler ya adına
Herkesin olan kadına
Şu sinema sanatına
Oluk oluk para gider
DEVİR VE DEVLET
30
Ya politika resmiyet
Neye diye neye hizmet
Bir söyleneni bin fikret
Yolsuzluğu kimler eder
Küreli Satı ne haber
Dayı! Kaçak odun eder
Yakalanır dört gün yatar
Yirmi beş lira ceza öder
Ömer’im bunlar bir misal
Gerçek ki gerçekten masal
Düşünenler anlasalar
Asıl bu milyonlar eder
24.07.1970
DEVİR VE DEVLET
31
KÜÇÜK MEMUR DESTANI
Yanarım küçük memura
Geliri kıt geçimi yok
Personel kanunu çıktı
Sıkıntısı daha da çok
Bekler elli lira zammı
Zamlarla çıkmadan canı
Verginin yoktur imanı
Dolaylısı daha da çok
Zam nereye çoğa doğru
Şimdi bu söz daha doğru
Küçük memur uysal doğru
Mükafatı daha da çok!..
Develi aslan(!) dediği
Sabit gelirdir yediği
Maaşın yüzde yetmişi
Belki ondan daha da çok
Islandıkça olur çamur
Ne b.. yesin küçük memur
b.. yiyenler memnun olur
şimdi fırsat daha da çok
Küre, 12.08.1970
DEVİR VE DEVLET
32
HALICI KIZ
Gün nedir saat nedir
Aşk nedir rahat nedir
Toplumsal hayat nedir
Bilmezsin halıcı kız
Hayatın ilmek ilmek
Boğulan gençlik demek
Ama halıda renk renk
Çiçeksin halıcı kız
Moda ne sanat nedir
Takdirdeki tat nedir
Toplumsal fırsat nedir
Bilmezsin halıcı kız
Katığın soğan ekmek
İşin hep emek vermek
Zevkin halıda örnek
Gerçeksin halıcı kız
Küre, 03.08.1970
DEVİR VE DEVLET
33
VATAN
Ahmet kazansın isterim
Ama Mehmet aç kalmasın
Ahmet Mehmet’in hakkını
Kazandım diye çalmasın
Demokrasi halkçı rejim
Hürriyet içinde geçim
Yeter ki işi milletin
Münafıklara kalmasın
Fikirde olsun hoşgörü
Resmiyette olmaz yeri
Herkes bir fikrin askeri
Millet düşmanı olmasın
Kalksın artık senlik benlik
Her işte olsun içtenlik
Bu yolda olur esenlik
Kimse kusura kalmasın
Bir gövdeye bir can ister
Bir millete iman ister
Gayesi tam insan ister
Noksan olanı kalmasın
DEVİR VE DEVLET
34
Her alanda her uğraşta
Eşit olsun vatandaşta
Fırsat eşitliği başta
Bazılarının olmasın
Göreve göre olsun hak
Genel fayda olsun mutlak
Kapkaççılar kapıp kaçmak
İçin bahane bulmasın
Öcal der ki masal mı bu
Olmayacak bir hal mı bu
Niçin millette bu uyku
Niçin uyanık olmasın
Küre, 30.08.1970
DEVİR VE DEVLET
35
GELSİN
Toplantımız var Küre de
Sesimizi duyan gelsin
Alkış tutup etek öpen
Koromuza uyan gelsin
Tüfek alıp dağa çıkan
Köy kasaba soyan gelsin
Şehirliyi sömürerek
Sülük gibi doyan gelsin
Hizmet için devletliye
Hatır gönül sayan gelsin
Şeref misafirliğine
Kargaları kovan gelsin
Ne fark eder ya o gelsin
Ya sarımsak soğan gelsin
Durmadan dar gelirlinin
Cebine el koyan gelsin
Ne o gelsin ne bu gelsin
Öğretmene kıyan gelsin
Yazılan dilekçelere
Cevap diye oyan gelsin
DEVİR VE DEVLET
36
Suriye’de kolera var
Türkiye’de bulan gelsin
Siyasi ticari malı
Türlü-çeşit yalan gelsin
Yalan gelsin dolan gelsin
Arkasından talan gelsin
Hacı hoca hepsi gelsin
Bütün geri kalan gelsin
Gelsin elbet döviz diye
300 mebus falan gelsin
Develi aslana binip
Bankalara dalan gelsin
Küre’de de Satı Cafer
Piritte iş bulan gelsin
Gerçek bir masalmış meğer
Bir de ibret alan gelsin
Öcal sana ise şölen
Hakaretle dolan gelsin
Savcıları döven söven
Dayıları olan gelsin
Küre, 02.09.1970
DEVİR VE DEVLET
37
KÜRE
Türkiye 540 ilçe
Bunlardan biri de Küre
192 köyüne
Yol götürsek yol mu yeter
Kurmak istesek rabıta
Asayiş için zabıta
Bir hesaplasak onu da
Er mi, karakol mu yeter
Okul desek her birine
Zordur getirmek yerine
Bir öğretmen dört haneye
Öğretmen, okul mu yeter
Köy ama mera, toprak yok
El işi sanat yapmak yok
Ormandan kesip satmak yok
Geçime akıl mı yeter
Kalkınma bir plan ister
Eğitim ve zaman ister
Yoksa herkes pilav ister
Ona para pul mu yeter
DEVİR VE DEVLET
38
Az gelişmiş olmak bir suç
Çabasız kurtulmak çok güç
Kanatsız kuş uçar mı hiç
Dilemeye dil mi yeter
Küre misali sorunun
Toplanın köyler bir olun
Okulun toprağın yolun
Amacına kul mu yeter
Küre, 30.08.1970
DEVİR VE DEVLET
39
DİYORDU
Eleşkirt’te Hakim Mustafa Baran
Doğudan batıya sesleniyordu
Sesime ses veren yok mu diyordu
Dağlar yüksek karlar kalın yol uzak
Çığlığı soğuktan donmuş olacak
Sesine bir cevap verilmiyordu
Eleşkirt’te Hakim Mustafa Baran
Çocuklarım Türkçe öğrensin diye
Türkçe konuşulan yer istiyordu
Sahillerde halk denize girerken
Çoluk çocuk neşe ile gezerken
Ağrı karlı kar sekiz ay yerdedir
Karda yürümekten tiksiniyordu
Eleşkirt’te Hakim Mustafa Baran
İnsanca yaşamak hakkım diyordu
Tertip davalardan düzme şahitten
Yeter olsun artık bıktım diyordu
Hem de ben vazife vazife diye
Eleşkirt halkını sıktım diyordu
Ne de bitmez imiş benim şu çilem
Şarkın kahrını çok çektim diyordu
İki sözün biri hak ve tayindi
Başka yere tayin hakkım diyordu
DEVİR VE DEVLET
40
Ey baran gözyaşın olsa da baran
Ne dinleyen var ne arayan soran
Oy li mıno oy le bavi oy ağam
Gulo pulo’dan çok çektim diyordu
Eleşkirt’te Hakim Mustafa Baran
İnsanca yaşamak hakkım diyordu
Çocukları Türkçe öğrensin diye
Türkçe konuşulan yer istiyordu
Kasım 1969
DEVİR VE DEVLET
41
CIK CIK
Lafa bak hizaya gel demişler ne de güzel
Kimi türkü söylerken kimi döktürür gazel
Bir el kağıt oynatır bir el bir el son bir el
Böyle kumarbaz yapar elin oğlu apaçık
Sonra da hayıflanır eyvah eder cık cık cık
İlçeye başkan olan dere tepe dolaşır
Ne il ilgi gösterir ne köylüsü çalışır
Sonra durur düşünür şöyle başını kaşır
Alkışları toplarken bir futbolcu sol açık
Yüzbinleri beğenmez homurdanır cık cık cık
Öyle gazeteler var okumayan da alır
Gizli şeyler apaçık baktıkça baka kalır
Kültür arttıkça artar edepsizler çoğalır
Toplumsal manzaralar böyledir açık saçık
Okumayan da görür kafa sallar cık cık cık
Demokrasi hürriyet eşitlik ve adalet
Saygısızlık zorbalık haksızlık ve rezalet
Oldu çıktı düzende hak haksıza bir alet
Uslu uslu durana hükmedecektir kaçık
Dönüp fetva verecek söylenecek cık cık cık
Öcal içini sıkan toplumsal dert mi gene
Bırak da üzüldüğü yerden kopsun sana ne
Faydacılık her yerde her ülküde bahane
Kurtulmak hiç mümkün mü ister isen aya çık
Sonunda kafa sallar hayret dersin cık cık cık
03.07.1969
DEVİR VE DEVLET
42
HİZAYA GEL
Memleket kalkınacak kalkınacaktır elbet
Kalkınma türküsünü söyleyip ilelebet
Çokcası uzun hava çağırıp medet medet
Memleketi idare ediyor bir demirel
Lafa bak hizaya gel
Biz nurlu ufuklara koşarız da koşarız
Mazi ile övünür ati ile coşarız
Hal içinde yaşamaz ham hayalde yaşarız
Kalkınmadan türkü de ne güzeldir ne güzel
Lafa bak hizaya gel
Çiftçiliği bitirdik sanayiciyiz şimdi
Ha demeden memleket montajcılar edindi
Plan program derken bütün acılar dindi
Kolkola kurtla kuzu tozutur türkü gazel
Lafa bak hizaya gel
Eğitildi vatandaş hep idareci oldu
Politikacılar da mudaracı oldu
Seçim geçim oy oy hep dubaracı oldu
Vadetmeyi bilmemek seçilmeye tek engel
Lafa bak hizaya gel
DEVİR VE DEVLET
43
Laf salatası olsun suda kuş gökte balık
Yeter ki söyle durma anlamaz kalabalık
Bir metre iki metre dört metre salatalık
Aşkolsun ne konuştu cevabı ne de güzel
Lafa bak hizaya gel
Yaşasın demokrasi yaşa hukuk devleti
İdarenin kol bağı suçlunun hürriyeti
Kim inkar edebilir böylesi bir nimeti
Artık böyle rejim de bin kalkınmaya bedel
Lafa bak hizaya gel
04.07.1969
DEVİR VE DEVLET
44
RUJ
İncecik kaşlarınla bir taht kurdum hülyama
İri bakışlarınla hayat verdin bu cana
O güzel gözlerinle renk verirsin rüyama
Ne olursun güzelim gel onları boyama
Kıyma benim hülyama kıyma benim sevdama
Küçücük ellerinle narin parmaklarınla
Hayat pembeliğinde beyaz tırnaklarınla
Ve hüzne mütemayil nazlı dudaklarınla
Ne güzelsin güzelim gel onları boyama
Kıyma benim hülyama kıyma benim sevdama
DEVİR VE DEVLET
45
MENSURE
Bir yıl sonrasını düşünüyorsan tohum ek
On yıl sonrasını düşünüyorsan ağaç dik
Yüz yıl sonrasını düşünüyorsan halkı eğit
Bir balık verdiğin adam bir gün balık yer
Balık tutmasını öğret her gün balık yer
DEVİR VE DEVLET
46
BENİM SÖZÜM
Benim sözüm kaya gibi ağır basar oturur
Benim sözüm tüy gibidir rüzgar alır götürür
Benim sözüm güvercindir kanadında barıştır
Benim sözüm şahin gibi avına sert yaklaşır
Benim sözüm er sözüdür er ağzına yakışır
Benim sözüm çocuk gibi hayran hayran bakışır
Benim sözüm benim değil hevesimin sözüdür
Benim sözüm benim değil aklın gören gözüdür
Söyleyelim sözümüzü yaratalım dünyamızı
Er meydanı söz meydanı idrak etsin faydamızı
DEVİR VE DEVLET
47
BEĞENMEZSİN
Fodulsun ey yoksul memur fasulyeyi beğenmezsin
Ayda üç dört kere yesen beşinciye yiyemezsin
Tohum parasını yersin çalışmazsın behey köylü
Bire beş mahsul verirse o tarlayı beğenmezsin
Muhalifler ayrı ayrı hep kendini beğenmiştir
Ey iktidar sen de kendinden gayrısın beğenmezsin
Meydanlarda öğünmekten başka şey bilmez nutukçu
Kendi sözünden başka sözü asla beğenmezsin
Cahil baban senden cesur ey münevver denen züppe
Sonra döner ne Kazım’ı ne Osman’ı beğenmezsin
Ömer sus ki söyletmezler içerinde kalsın derdin
Ne söylersen az bulursun söylediğin beğenmezsin
DEVİR VE DEVLET
48
GERİ KALMIŞLIĞIN ÖYKÜSÜ
Önce haptan atarız, sonra çaydan yutarız
Kahve köşelerinde zorlu keyif çatarız
Tarihten önce vardık tarihten sonra varız
Bizim için çalışma umacıdır umacı
Hayal baldan tatlıdır, gerçek zehirden acı
Bize benzemeyeni ölesiye taşlarız
Şaka olsun diyerek ana avrat başlarız
Kabadayılık için biz suç bile işleriz
Bizlere karışıklık baş tacıdır baş tacı
Hayal baldan tatlıdır, gerçek zehirden acı
Kadın sesi su sesi para sesi tatlıdır
Dedikoducunun ki daha birkaç katlıdır
Başkasının gözünde bir çöp görse mutludur
Gözündeki merteği göremeyen tahtacı
Hayal baldan tatlıdır, gerçek zehirden acı
Akla özür bulalım diye içki içeriz
Naralar ata ata sokaklardan geçeriz
Eşek anırır deriz eşekliği seçeriz
Yumuşağa zorbayız zorbaya da saltacı
Hayal baldan tatlıdır, gerçek zehirden acı
DEVİR VE DEVLET
49
Aza çalışmayız der döner kumar oynarız
Kaybeder tembel tembel derdimize yanarız
Sıkıldıkça hanımı zorlar çocuk yaparız
Evde kadınlarımız yamacıdır yamacı
Hayal baldan tatlıdır, gerçek zehirden acı
Öğrenmeyi nidelim o fazla emek ister
Babadan görülenle yetinilmemek ister
İlerleme düşmana yakışır demek ister
Cemiyete katkıda bulunmayan lapacı
Hayal baldan tatlıdır, gerçek zehirden acı
Öcal der ki nidelim gelin gayret edelim
Çalışalım durmadan hayali terk edelim
Hep el ele verelim hep ileri gidelim
Çalışarak olalım Hakkımıza duacı
Hayal baldan tatlıdır, gerçek zehirden acı
23.10.1968
DEVİR VE DEVLET
50
HAYVAN ÖZDEYİŞLERİ
Enik büyür it olur
Yavşak büyür bit olur
Her hayvanın yavrusu
Hayvanlara fit olur
Hayvanlı hayvana övgü insana sövgüdür
Hayvanın yalağı olur yalaklığı olmaz
Fareler kabiliyetleri sayesinde sıçan olduğunu kabul
ettirmişlerdir.
Papağan kıymetli bir hayvandır, çünkü bilmediği şeyleri
konuşur.
Tavuk da bir dişidir; önce kaçar, sonra yakalanır.
Hayvan hayvanlığını bilmez.
Denizdeki balıklar deniz nedir bilmezler.
Hayvanlar ara sıra insanları, insanlar her zaman
hayvanları yer.
İtler atları kovaladıkça at izi it izine karışacaktır.
Tok kedi fare yakalamaz.
Öküz olunca boyunduruk hazır.
Kazın ayağının öyle olmadığını herkes bilir, neyle
olduğunu pek bilen olmaz.
Her hayvana kendi kuyruğu yakışır.
Leylek olan ötmez takırdar.
Başını kuma gömüp kıçı açıkta kalan saklanan deve
kuşlarıdır.
Hem kuş hem deve olmaya özenen deve kuşudur.
Hayvanların nispetsizlik şekillerinde, insanların
nispetsizliği akıllarındadır.
Hayvan satılır, hayvanlık satılmaz.
Sen ne kadar güzel olsan da kuzum
Ardır elbet kurdun elinde oyuncak olduğun
Sırtlana etin kokmuşu makbuldür.
İnsan hayvanlığa özenir, hayvan haddini bilir.
DEVİR VE DEVLET
51
Hayvan gibi adam derseniz kızarlar, aslan gibi derseniz
sevinirler.
Her hayvan avlanmaz, her avlanan da hayvan değildir.
Kurdun boynunun kalınlığı kendi işini kendi gördüğünden
çok kurt oluşundandır.
Kazın silahı da tıslamaktır.
Kemiğe kuyruk sallayan köpektir.
İtin havlaması havladığına hakaret sayılmaz.
Av zamanı tav zamanı.
Avın zamanı olur savın zamanı olmaz.
Gurkun bastığı civciv ölmez.
Köpeğe taş atmakla kötüye söz atmak birdir.
Sudan çıkan balık, balık değil ettir.
Söyleşemeyişimiz ürümekten farklı, içine koymuş isek
fikri.
Horozun erkekliği uzun uzun ötüşünden belli.
Hayvanla arkadaşlık hayvanlığına katlanmakla olur.
Sayı sayılır ayı sayılmaz.
Utanma hayvanlar için değildir.
Hayvan evsiz olur, yemsiz olmaz.
Dayı olsun da ayı olsun.
Kuş sevimlidir, bay olunca baykuş olur sevimsizleşir.
İt olan ısırır. Sahipli itin ısırmayanı olmaz.
En doğal aşk hayvanidir
Yılan bir hayvandır.
Hayvana ceza verilmez, çünkü ceza suça değil suçu
işleyen akla verilir.
Bak ata, eşeğe, katıra, neler getirir hatıra.
Yelesiz aslan olur, hilesiz tilki olmaz.
Kuşa kanat yakışır.
Sahibine yaranmak için devenin hendek atladığı olur.
Karamsar insan kendi kendinin düşmanıdır.
Kibarlık özür dilerim demek değildir. Özür dilenmeyecek
şekilde davranmaktır. Teşekkür, teşekkür ederim
demekten ziyade müteşekkir davranmaktır. Kibarlık söz
ve hareket değil ehil davranmaktır.
Söz ne kadar ucuz ise iş o kadar pahalıdır.
DEVİR VE DEVLET
52
Ben gerçeklerimin ve güzellerimin taşlanmasını
affedemem, övülmesini dahi affedemem eğer değer
verdiğim yönleri övülemiyorsa, benim kalsınlar istiyorum
da.
Manzaraya bakıp onu anlatan kopyacı, onda kendini
anlatan sanatkar. Her şey insan içindir öyleyse her şeyde
insanı anlatan sanat yücedir.
Arzu edilen, güzel bir şeyi elde etmenin prensibi o şeye
layık olmaktır.
Azadelik ve neşe güzeli kazandırıyor ama asıl sahipleri
yine de acısını çekenler oluyor.
Hiçbir şey istemezdim eğer düşüncelere hükmeden
olaydım.
DEVİR VE DEVLET
53
YAVUZ İLE YUMŞAK
Fikir çarpışmasından hep şimşekler çakarmış
Kabaklar çarpışınca çatır çatır çatlarmış
Eloğlu bir prensip bulmuş öyle başarmış
Yavuz olup asılma yumşak olup basılma
Bu demek değildir ki herkese kavuk salla
Veyahut vakit geçir çocuk gibi masalla
İfrat ile tefritten sakınmaktır zamanla
Yavuz olup asılma yumşak olup basılma
Kimseyi ne komünist ne de mürteci sanma
Gördüğün bildiğine aklını da kat anla
Kendince doğru yolda doğru yürü izanla
Yavuz olup asılma yumşak olup basılma
Çok ileri bakmaktan taşa tökezme sakın
Yolunu şaşırman geldiğin yola bakın
Yürümek istiyorsan dengeli olsun aklın
Yavuz olup asılma yumşak olup basılma
Tembel tembel oturup Allah‘tan beklemek yok
Rölantide çalışıp boşuna tıklamak yok
Prensipsiz gayesiz insan için demek yok
Yavuz olup asılma yumşak olup basılma
DEVİR VE DEVLET
54
Bir gayen olsun öyle ilerle hedefine
Kimseyi incitmeden ve herkesin ref’ine
Başkasını hor görme buldum diye define
Yavuz olup asılma yumşak olup basılma
Öcal der ki hülasa ülkücü olan kişi
Ağır ağır ilerler hiç yorulmadan kişi
Köpeğe dalanmadan çalıyı dolan kişi
Yavuz olup asılma yumşak olup basılma
DEVİR VE DEVLET
55
DÜŞÜNCEM
Nazım Hem Türktür
Hem sanatkâr, şairdir
Velakin düşüncesi
Ne güzellik ne Türklük
Sadece ve sadece
Komünizme dairdir
Yunus’un deyimiyle
-ki sözün en hasıdır:
“Hakikatin kâfiri
Şerrin evliyasıdır”
Küre, 03.07.1968
DEVİR VE DEVLET
56
HÜKÜM HAKKINDIR
Önce verdim dediniz bana kadar geldiniz
Sonra bir bahaneyle niçin olmaz dediniz
Beni kötülemekse bu işte maksadınız
Kötüler taliplisi diye çıkar adınız
Kimsenin şerefini ben payimal edemem
Kendi kanımı içer gene de bir şey demem
Fitnenin dili uzun benim de sabrım ahım
Sana havale ettim ver hükmünü Allah’ım
Küre, 01.05.1968
DEVİR VE DEVLET
57
DÜŞÜNMEYEN İNSAN
İnsan düşünen hayvandır
Sözü yalandır
Düşünen hayvan olamaz, imkansız.
Yalnız
Hayvan düşünmeyen insandır
Tarifi tamdır.
SATILIK SELAM
Bir satılık selam verdi almadım
Bir satılık selam dedi vermedim
Gerçi selam vermek sünnet, almak farz
Ama selam Tanrınındır satılmaz
DEVİR VE DEVLET
58
OKU
Oku diye başlıyor Tanrı Kutsal Kur’an’a
Ben nasıl adam derim okumayan adama
Okuyup da olmamak imkansız gibi ama
Mümkünse gel zarar yok sen oku adam olma
DEDİKODU KİŞNETİR
Zaten bütün bilgisi kulaktan dolma olan
Dedikodu yapmaya geçen yıldan teşnedir
Bilmediği kişinin gizli özel hayatı
Paradoksal zadeyi kişnetir de kişnetir
DEVİR VE DEVLET
59
CAHİL İYİ
Ne sen öğren bir şeyler, ne de kimseye öğret
Hu... deyip kavuk salla, cehli muhafaza et
İyi insan olursun edilmez sana lanet
Ve millet ve memleket kalkınır ilelebet!..
NİŞAN OLAN
Oku demiş KİTABI okumamış bir satır
Tesadüfen okumuş olana da düşmandır
Bir dolma tüfek gibi patlatmış tetik çeken
Nedense hep kitabî saçmalara nişandır
DEVİR VE DEVLET
60
BİLGİLİ GURUR
Bilgili olanlarda aslında olmaz gurur
Ama onlar gene de palyaço değildirler
Adiliğe düşmemek için insanca mağrur
Gerçekler karşısında saygıyla eğilirler
MEMLEKET EVLADI
Memleket evladını kötülemek olmaz der
Memleket evladını kötüleyen kişiler
Böylece gösterilir bizde de asıl hüner
Birisi sövgü yazar birisi imza eder
...MIŞ ...MIŞ
Sövenler hep ...mış ...mış derler
Akıl almaz kokmuş derler
Sövülenler onlar için
... dın ... dın dedikleri için
Küre, 05.07.1968
DEVİR VE DEVLET
61
KÖPEK
Sen insan oluyorsan bana köpek diyorsan
Köpekliğe razıyım daha saygıya değer
Sen karanlık gecede alıp da kaçıyorken
Benim köpek dişlerim bacaklarına geçer
SAYIN BAYIM
Aracılığı sevmem
Bu adamı da bilmem
O kadar yalvardı ki
Def-i şer kabilinden
Bu pusulayı verdim
Onu size gönderdim
İş verseniz üzülmem
Vermezseniz sevinmem
Çünkü bilirim ki ben
Çalışacağı bilir
Herkesten çok işveren
Fazla meşgul etmeden
Bu vesileyle sizi
Selamlarım gönülden
29.07.1968
DEVİR VE DEVLET
62
SORUN
Fatih’in 26.08.1968 günkü mektubu
Koca aslan durma yürü!
Ne zorluk var ki yenmedin
Bir yeise saldın bizi
Tek mesele evlenmedin
FATMA NİNE
85 yılını vermiş köyüne
Çalışmış durmadan güle sevine
Çay düzünde nur yüzlü Fatma Nine
Onu hiç övmez miyim, övmez miyim?
Sordum: Kemal Paşa’yı bilir misin?
Parladı gözleri dedi efendim
Sade altmış yedi yıl var evlendim
Onu hiç bilmez miyim, bilmez miyim
Tüm kötülüklerden kalmış azade
Oğluyla bağlanmış hayata sade
Arzusu kalmamış yalan dünyada
Onu hiç sevmez miyim, sevmez miyim?
Şefkatle almış yaşını başını
Genç ölümler zehir etmiş aşını
Ağlama sen sil gözünün yaşını
Acını bilmez miyim, bilmez miyim?
Analar, babalar, kardeş bacılar
İçimizde tüm sevinçler acılar
Bir oğlanım diyen Fatma Bacı var
Var... sevinmez miyim, sevinmez miyim?
Kasım – 967
DEVİR VE DEVLET
63
KIRINTILAR
Hep BEN diyorum, terbiye namına bana beni öğretmişler
Ayrılanlar kavuşur
Ölenler unutulur
Ayrılık bir umuttur
Ölen ölür kurtulur
Gözüm gönlümün penceresi; ağzım midemin (nefsimin)
kapısı.
Dişlerimin kesici ve parçalayıcı olduğunu unutamıyorum,
güzelliğini ve faydasını gördüğüm halde...
Bir yaz boyu 24 rakamlı bir artış kaydeden sinekleri
yaratan da TANRI.
İnsan tuhaftır çocuklukta yaşar yaşadığını anlamaz,
büyüyünce yaşamayı anlar yaşayamaz.
Kemer sıkma belimi diyorum, pantolonun düşecek de
diyor.
Hayat ile ölüm arasındaki sınır bile iyi ile kötü arasındaki
sınır kadar ihtilaflı değil
Dünya aynı dünya yalnız telakkiler değişiyor
İçimde hep aynı sızı ya unuturlarsa bizi
Sadaka isteyen dilenci, borç isteyen fakir
Unutulmamak için yazmayı düşündüm, unutmamak için
yazmayı düşündüğüm gibi
DEVİR VE DEVLET
64
İlim ve irfan sahiplerini çekemeyenler, ilim ve irfandan en
az nasip alanlardır
DEVİR VE DEVLET
65
OLMAYINCA
(Hatayî)den ilhamla
Gönlüm her gördüğün lütfa aldanma
Bütün isteklerin olacak sanma
Her olur olmaza dost diye kanma
Sencileyin seven yar olmayınca
Kaba sofu olup yolundan azma
Dostun arkasından kuyular kazma
Hak uğruna çalış boşuna gezme
Şu cana ten katı dar olmayınca
Saygı ile dinle aydınsa kişi
Ayrılıklardan şikayetse işi
Doğru yolda olmak her işin başı
Kötülerde namus ar olmayınca
Varıp kötülüğe ikrar bağlama
Dökerler dolunu dolup ağlama
Allah’tan korkmazdan hicap eyleme
Olgun saygıdeğer er olmayınca
Ömer’im der Hakkın sırrı ayandır
Aydın isen cahil halkı uyandır
Haline ağlamak ömre ziyandır
Halk için gönülde zar olmayınca
Sarıkaya, 20.01.1966
DEVİR VE DEVLET
66
BÖYLE BUYURDU JANUS
Siyaset hamamında buram buram terledik
Bunca yıl nicesinin anasını belledik
Kimini karpuz gibi rengine bakıp seçtik
Kiminin kavun diye kıçına çok elledik
Biliyoruz ki artık yanılmayız seçmede
Ne çare at olanlar Üsküdar’ı geçmede
Ve bütün umudumuz yediğimiz tekmede
Kırat sahibini de yola bele ekmede
Kaplumbağa misali varacağız hedefe
Akılsız kaçak tavşan ne kadar inat etse
Nutuklar vaad dolu akıl boş delik kese
Balık baştan kokuyor duyuramam herkese
Ömer’im sana noldu için gözyaşı doldu
Gün görmedik millete nolduysa olan oldu
Devrimciler kahroldu demokrasi mahvoldu
Ümitlerim hep soldu ümitlerim hep soldu
05.02.1966
DEVİR VE DEVLET
67
NE BİLSİN
Leonardo da Vinci bir şaheser yarattı
Fakat jakont tablosu ressamını ne bilsin
Pastördür insanları kudurmaktan kurtaran
Fakat kuduz insanlar Pastör kimdir ne bilsin
Dünyaya ışık saçtı elektriği buldu
Her elektrik yakan Edisonu ne bilsin
Bir Gandhi ki Hindistan için yaşadı öldü
Kast içinde Parya’lar Mahatma’yı ne bilsin
Kenedy Amerika için şerefti şandı
Çirkin Amerikalı Kenedy’yi ne bilsin
Hazreti Muhammed’di insanlar kardeş diyen
Her kardeşlik isteyen Muhammed’i ne bilsin
Nesimî’dir insana aşık olup haykıran
Deri yüzen insanlar Nesimî’yi ne bilsin
Rus halkını canından daha çok sevdi tolstoy
Şimdi zavallı müjik Leo kimdir ne bilsin
DEVİR VE DEVLET
68
Zenci beyaz ayrımı bitsin diye savaştı
Zenciler ve Yanki’ler Abraham’ı ne bilsin
Konfüçyüs’tür Çinli’ye hayat vermek isteyen
Fakat afyonkeş Çinli Konfüçyüs’ü ne bilsin
Şoföre gurur verir en son model taksisi
Fakat zavallı taksi şoförünü ne bilsin
Evladı sevda ile büyütür ana baba
Evlat ebeveynin sevdasını ne bilsin
Fransız ihtilali siyasaya değer verdi
Danton, Volter, Ruso’yu siyasiler ne bilsin
Adalet memlekette huzur ve sükun sağlar
Haksızlık görmeyenler adaleti ne bilsin
Benim gönlüm seninle yüceliyor ilk aşkım
Fakat benim ilk aşkım gönül nedir ne bilsin
01.07.1966
DEVİR VE DEVLET
69
ANADOLU
Kazamız şol kaza ki
Anadolu kazası
İçer içer dayak yer
Encümenin azası
Ali İhsan dilinden
Okunuyor yarası
Köpeklerin şerrinden
Herkesin var arası
Herkesin kahvelerde
Var kiralık masası
Üç ay çalışanların
Dokuz ay var yatası
İftirası sürmedir
Sürmenin en karası
Bülbülü yok ise de
Vardır kara kargası
Tek ağacı söğüttür
Kaplumbağa menfası
Evladı ayal’i çok
Ana babaya asi
DEVİR VE DEVLET
70
Ya babası zırtapoz
Ya şırfıntı anası
Şeytanı yalın ayak
Kaçırır en ednası
Sokaklarda çamurdan
Çekmez at arabası
Küllükten bir kafdağı
Gibidir her arsası
Nutuk diye duyulan
Hep eşek anırması
Particilik ruhunun
En zehirli sıtması
Haset fesat ve fırsat
Meziyetinin hası
“Hakikatin kafiri
Ve şerrin evliyası”
En züppesi imamı
En hovarda hocası
İkide bir tutuyor
Yollarının tozası
Çok şükür artık bitti
Bulgur çekme belası
Bilmem ki o adet yaşıyor mu
Kızın gebe kalması
DEVİR VE DEVLET
71
Babaları duyarsız
Aracı mı anası
Gelin olmadan gerekmez
Kızın gebe kalması
Kaçmış kaçırmış olmak
Şöhretlerin âlâsı
Kazamız şol kaza ki
Anadolu kazası
Ömer’im uç kırıldı
Yok kalemin yazası
DEVİR VE DEVLET
72
KAHKAHA
Hah Hah Ha
Zırdelidir mutlaka
Şair Cemal Süreya
Zırdelidir besbelli
Zırdelidir zırdeli
Ha
Öylemi ya
Ya
Evet evet
Olur a
Ha
Hah hah ha!..
DEVİR VE DEVLET
73
HEPİNİZİN
Memur olup rüşvet yiyen
Yemeyene yedi diyen
Araya aracı koyan
Hepinizin anasını
Haksızı haklı çıkaran
Yok yere çıngar koparan
Zora güvenip kabaran
Hepinizin anasını
Korkup hakkı inkar eden
Gönülsüz camiye giden
Müslümana gavur diyen
Hepinizin anasını
Adamım diye güvenen
Kodamanlara dayanan
Müfteri fitne ve yalan
Hepinizin anasını
Adam kayırmak isteyen
Doğru olanı çekemeyen
Haklının hakkını yiyen
Hepinizin anasını
DEVİR VE DEVLET
74
Ana avrada sövenler
Yol kesip adam dövenler
Onlara arka verenler
Hepinizin anasını
Doğru söze inanmayan
Adalete güvenmeyen
Aydına komünist diyen
Hepinizin anasını
Ömer’im yol tektir Hak’tır
Başka yola sapmak yoktur
Seni tan eyleyen çoktur
Hepinizin anasını
DEVİR VE DEVLET
75
ÖĞRETMENLER
Hani komünist derler ya
Onlardan bizde de
Sürüyle var...
Kimi ticaret yapar
Kimi kömür satar
Değirmenciler
Pazarcılar
Motorcular
Yarıcılar
Kiminin kamyonu var
Kimi de
Pazar kovalar
Ve ekserisi
Tefecilik yapar
Mektepler açılınca
Ders saatlerinde
Çocuk da okuturlar
Anlamıyorum
Hem de nasıl
Komünist oluyorlar
DEVİR VE DEVLET
76
Küçüklerin geleceği ellerinde
Milletin geleceği ellerinde
Ama
Düşünceleri eğitmek değil
Düşünceleri günlük ihtiyaçlar
Yönleri yok yöntemleri yok
Erekleri yok
Memur desen memur değil
Mendebur desen hiç değil
Kötü söze yakışmaz
İyiliğe bulaşmaz
DEVİR VE DEVLET
77
ADAMINA GÖRE
Ahmet gider çarşıdan bir deste kaçık alır
Ona yakışık olur
Bircan gitse pazara kaşık alsa kazara
Alaylar ağız ağız uğratılır nazara
Tülin giyse capone salınsa döne döne
Kimse bir şey söylemez bakıverir önüne
Fadime kısa kollu giyse hemen çekilir
Odalara tıkılır zorlu sopa çekilir
DEVİR VE DEVLET
78
GENELGESİZ YÖNETİŞİM
Orospulara bayılırım
İyilerin namusunu korurlar
Dosdoğru olurlar
Müzevvirler de öyledir
İyilerle kötüleri ayırır
Cemiyetin turnusol’u sayılır
Kaymakamlar müdürler hak yerler
Onun için sevilmez müzevvirler
DEVİR VE DEVLET
79
HIRSIZLAR KARNAVALI
Beyefendi çalsa da binleri yüzbinleri
Kanun cezalandırır az çalan miskinleri
Kalmadı artık kavi Hristiyan Müslüman
Öz çıkara yöneldi her mezhep her din iman
Ten ile can çarpıştı ten canı boğdu attı
Asrilik cemiyete ruhsuz cesetler kattı
Herkes avuç açıyor fala bakmak için mi
Çalışmadan kazanıp keyif çatmak için mi
Döndü dolaştı gene ciddileşti söz bu ya
Ciddiyetten hoşlanmaz zilzurna sarhoş dünya
Zamanın denizinde dalgalansın olaylar
Düdük çalıp geçsinler içinden mesul baylar
DEVİR VE DEVLET
80
YANDIM ALLAH
Tüccar oldum servete aldandım
Memur oldum rüşvete dadandım
İş takipte dayak yedim uslandım
Çiftçi oldum krediye yaslandım
Yağmur yokken karakolda ıslandım
Doğruluktan bir köşede paslandım
Çalışmadım çalışanı kıskandım
Halk olunca her mihnete katlandım
Aşık oldum aşk ile kanatlandım
Aman sözüm cemiyetten dışarı
Yandım Allah’ım yandım
Yandım
DEVİR VE DEVLET
81
YAŞAM
Yarım ton kömür aldım
Dışarda ayaz mı ayaz
Damı iyice sıvattım
Dışarda yağmur mu yağmur
Daha odun alamadım
Alamadım ama kar da yok
Paltom eskiyse de bu kış
Dışarı çıkmamaya kararlıyım
Avukatlığa paydos çektikse de
Ders veriyorum mektepte
Mesut olmamak için sebep yok
İnce ince düşünmek olmasa
DEVİR VE DEVLET
82
ÖZENTİ
Kasabamız uygarlıktan bihaber
Ama gene de orada
Uygarlığın düdüğü öter
Harıl gürül geçer gider
Trenler
Tepelerden kasabaya yeşil akar
Çamlar körpe çamlar ulu çamlar
Doğal manzaraya bakar
Kasabanın ahşap çardaklı evleri
Orman içinde dağlara sor köyleri
Bir ressam gibi içini yakar
Bir sevdayla çağlar kuru dere
Bahar türküsü söyler evlere
Kardereden eser soğuk rüzgar
Dağlardaki karın selamı var
Yeşil sarı badanalı kırmızı damlı
Düzlüğe koşan binalar
Uygarlığı biraz anlar
Kendini isviçreli sayar
Görenleri aldatırlar
Ve bu kasabadaki insanlar
Diğer insanlara benzerler
Düşünceleriyle görürler
Düşünceleriyle gezerler
DEVİR VE DEVLET
83
İHMAL
İhmale aşıktı özel adresin
Karın doğuruyor dediler
Acelesi ne dedi beklesin
Kendimi düşündüm
Tuttu gülesim
Mübarek adam dedi
Safi ihmal misin nesin
TAHAMMÜL
Her şey konuşur konuşur... susar susar da
En sonra patlar gibi TAHAMMÜL konuşur
DEVİR VE DEVLET
84
ISPARTA
El emeği göz nuru sende
Halıların kadar gerçek
Güzellik denen gül gibi
Bahçeler dolusu çiçek
İşlenip işlenip sanki
Gül esansı olup sürülecek
Mümkün mü bu kadarla övmek
Sen bir kiracının gözünde
Bir ev gibisin görülecek
İki ay aradıktan sonra
Bulunup göçülecek
DEVİR VE DEVLET
85
DÖNEBİLİRİM ESKİYE
Dönebilirim eskiye
Neydi o hanlarda yatıp
Zeytin ekmek yiyip
Gülüştüğümüz
Üç beş kişi bir arada
Dost yüzü görmek için buluştuğumuz
Olmuştan olacaktan doğruca
Dobra dobra konuştuğumuz
İyiyle insanca seviştiğimiz
Kötüyle doğruca vuruştuğumuz
Farkına varmadan hayat dalında
Oluştuğumuz
Dönebilirim eskiye
Basit ama mükemmel yeniye
Allame kişiler arasında
Aranılmaz nasıl olsa
Boşluğumuz
DEVİR VE DEVLET
86
AKIŞKAN
Ağzını açmaya göreyim
İçimin gevşekliği akıyor
NEHRU
Sen de göçtün nihayet milletinin ulusu
Büyük insan sulh sever Hindistan Nehru’su
DEVİR VE DEVLET
87
KARDEŞLER II
Çağırsam sesimi duyacaksınız
O kadar yakınım şimdi size ben
Okula giderken bir el etmeden
Gitmeyin seslenip merhaba diye
Aramızda dağlar olsun nolacak
Uzun uzun yollar olsun nolacak
Benim sevgim kanatlanıp uçacak
Düşünmeyin bile aceba diye
Ömer’im seven için duman olur titrerim
Bir gün tokum iki gün aç yatarım
Siz yetişin gerisine yeterim
Okuyun gelişin ya çaba diye
Bir iş görmüşlerin huzuru ile
İyiye her zaman göz nuru ile
İlgi evlatla babanın gururu ile
Seslenirim size merhaba diye
Bir gün hatırlanır ise adımız
Kötüye yorulmaz bizim yadımız
Anılmaktır pedere muradımız
O bize hem kardeş hem baba diye
DEVİR VE DEVLET
88
CAN GİBİ
Bir bahçe yaşıyorum bir bahçe
Bir bahçe ki vatan gibi
Bir fidan dikiyorum bir fidan
Can gibi
Sıkıştırıyorum toprağını iyice
Meydanlarda atıştırılan gibi
Suluyorum bahçeyi suluyorum
Akan sular kan gibi
Bir gül açıyor fidan bir gül
Meydanlara dökülüp uçan
Bir sevgi var bir sevgi var ki
Kan gibi
Kan kırmızısı bahçe şimdi
Savaş görmüş meydan gibi
Bir bülbül şakıyor bir bülbül
Hürriyete hayran gibi
Yaşasın bu bahçe vatan
Yaşasın bu fidan gençlik
Yaşasın bülbül hürriyet
Güller açan bayrak
Bayrak millet yaşasın
Bahçe, 1964
DEVİR VE DEVLET
89
İLAHİ ADALET
Zulmün de bir sonu vardır
Bu düzen böyle kalmaz
Üstümüzde Ulu Tanrı
Buna razı olmaz
MESAİ
Bir iki helaya giderim
İki bardak çay içerim
Bir iki kişi terslerim
Biraz katibin yanına inerim
Olmazsa... misafir giderim
Mesaiyi tamam ederim
Gene ben iyi memurum
Başkaları yerinde de bulunmaz
Biz de bu mesai varken
Bu devlet onmaz
DEVİR VE DEVLET
90
NOKTALAMA
Senin her şey olman karşındakinin
Hiçbir şey olmasını gerektirmez
ÇAĞDAŞLIK
Yirminci asrın çocuğu
Ben makinalardan anlarım
Makinalar beni anlamaz
Huzurdan sükundan anlamam
Konfordan süratten anlarım
Eski adamlar beni anlar
Ben eski adamları anlamam
DEVİR VE DEVLET
91
ÖMER ÖCAL’A MEKTUP
Karalar giymedim kara gün görmeyim deyi
Kendimi kollardım ölmeyim deyi
Allah’ın emriyle Cennete varayım deyi
Oğulları yetiştirdim dine hizmet etsinler
Onlara çalıştım beni şad etsinler
Ben demedim ki beni terk etsinler
Okudum öğrendim geçenlerimi
Mektepte turgudum bulamam hayalimi
Çaresini bulamadım götürdüler oğlumu
Ağlamadım içerdedir acı
Aradım bulmadım derde ilacı
Sorarsan adımı günahkar Naci
Hüda affeyle benim günahım
Senden istediğim Büyük İlahsın
Turgud’umu bana bağışla
Hayrettine olsun Ah’ım
Sen verirsin nice hayret
Benim borcum sana hizmet
Emredersen kulum sabret
Sabrederim sen de bana bağışla
DEVİR VE DEVLET
92
Ver bana kuvvet sabredeyim
Sen var iken ben nereye gideyim
Meyvesiz dünyayı nideyim
Verdiğin meyveyi bana bağışla
Elimden aldın oğlum hayreti
Ver bana şimdi ilahi kuvveti
Benim gözlerimde koyma cenneti
Cennette Kevser’in bana bağışla
Nurdan kullarına emirler verdin
Verdiğin canı geri aldın
Anasına saçın başın yoldurdun
Bunların günahını bana bağışla
Ortada koyma beni yalnız
Onlar lazım değil ilahi sensiz
Onlar da olamaz kılavuzsuz
İlahi beni de onlara bağışla
Hayrettin elinden isterim şarap
Emretmezsen işlerim harap
Benim ümidim sendedir yarab
Ümidimi ver cennetini bağışla
DEVİR VE DEVLET
93
El verdin bana bunları yazdım
Bir şey bilemem emrinle düzdüm
Rızkımı toplamak için dünyayı gezdim
Ahret yazısını bana bağışla
Senin emrin başımın tacı
Dünya meşakkati zehirden acı
Yalvarırım sana ömür verici
Çocuklarımı bana bağışla
Naci derler bana ederim gayret
Benim çoktur çektiğim meşakkat
Senden olmazsa bana himmet
Bana derler cehennemde bir zaman kışla
Ağuşuma oğlum aldım
Elim ile yere koydum
Acı sözlerini duymadım
Sabır senden hüda bana
Nuh Naci Öcal
DEVİR VE DEVLET
94
YERLİ MALI HAFTASI
Köylerde güzel pınar
Dağların dumanı var
Ejderha evladı var
Ne güzel Anadolu
Dağların çiçekleri
Vızıl vızıl böcekleri
Ulaştırır ocakları
Ne güzel Anadolu
Ovasında buğday biter
Sınırlarda aslan yatar
Günden güne şevki artar
Ne güzel Anadolu
Mekteplerinde her şey okunur
Fabrikalarda kumaş dokunur
Kahramanları nişan takınır
Ne güzel Anadolu
DEVİR VE DEVLET
95
BENİM GÖNLÜM
Al da senin olsun, ak da
Benim gönlüm bayrakta
Versek de bir alsak da
Benim gönlüm Hakta
Servet de hoş tanınmak ta
Benim gönlüm insanlıkta
DEVİR VE DEVLET
96
ZİBİDİ
Yum gözünü
Apartman
Taksi
Sevgili
Aç gözünü
Hiçbiri
Yerin külhan
Nefesin kokan
Aldırma öyle
Bir türkü söyle
Yar aman aman
Vay anam anam
Pire itte
Bit yiğitte
Varsa bitin
Kaşın silkin
Olmuş olacak
Bir sigara yak
Yar aman aman
Vay anam anam
DEVİR VE DEVLET
97
ERGEN DESTANI
On yaşında idik okuduk yazdık
Beraber ölmeğe biz razı olduk
Soyunup esbabı ırmağa daldık
Beraber bu yoldan gidelim deyi
Karşılıklı misafirlik başladı
Anamız sevdayı bize aşladı
Aklımız yatıp sabrımız taştı
İkimizin gönlü bir deyi
Masalla meselemiz halloldu
Bizim bu hakikat ele duyuldu
Boyumuz erişti yaşımız doldu
Artık ikimizi nişanlan deyi
Bilinmeyen kuvvet bizi ayırdı
Kimi bozdu ise kimi kayırdı
Babası parayla mal diye sattı
Herkesten zengin olayım deyi
Kaşı kara buna razı olmamış
Üç ipek mendili eline almış
Dünürler gelirken elbet gizlenmiş
Gözümün yaşını sileyim deyi
DEVİR VE DEVLET
98
Pazarlık kesilmiş iki bine
Hürmet edilmeyip mezhebe dine
Bozulacak mutlak bu iş yine
Hakkın rızası olacak deyi
Şerbeti içilmiş şenlik oluyor
Bana geçen günler zindan oluyor
Hırsım kabarıyor içim doluyor
Sevdiğim benden ayrıldı deyi
Fikret artık sen de beddua eyle
Şapkanı çıkarıp baş kaldır göğe
Dilerim Allah’tan ilk yarı öle
Elimden seni almasın deyi
Fikret Öcal senin boşa ümidin
Biraz çirkin olsun yarı yiğidin
İddianın sonu mutlaka ölüm
Bir namus kırgını olmasın deyi
F. Ö.
DEVİR VE DEVLET
99
GÖNLÜMÜN TÜRKÜSÜ
Gül Bahar’da tomurcuk
Gül’üm bahçede çiçek
Gül kalbimde bir çocuk
Sevilip öpülecek
Gülüm al-pembe açar
Ah çeker ona bülbül
Gülüm mis koku saçar
Çok özler onu gönül
Gülüm Cennet misali
Bahçelerin süsüdür
Gülümün gülen hali
Gönlümün türküsüdür
F. Ö.
DEVİR VE DEVLET
100
ZENGİNLİK
Daha benden zengin mi var
Gencim değilim ihtiyar
Saymakla biter altınlar
Altın m’olur zaman kadar
Kullandıkça artar artar
Bugünün bir yarını var
Boş koymam geçsin zamanlar
Bahardan sonra sonbahar
Zenginim pek çok zenginim
Gözü gönlü toklar kadar
DEVİR VE DEVLET
101
DEJENERE RUH
Yıkık kulübenin çökük tavanı
Gönlüm sahibine dua etmiyor
Karşı duvardaki şu paslı kılıç
Dumlupınar’a beni iletmiyor
O kadar maddeci olmuşum ki ben
Mazinin şerefi, şanı yetmiyor
Ağlıyorum ağlıyorum durmadan
Apartman taksi hayali bitmiyor
Anlıyorum değerimi sıfırdır
Bu değersizlik beni terk etmiyor
Anmayacağım ey neslim sizleri!..
Dilimde isminiz uygun gitmiyor
Mazeretim büyüktür pek büyüktür
Esrarkeşim elim kalem tutmuyor
DEVİR VE DEVLET
102
HAFTAYA DESTAN
Pamuk düştü yetmişe
Şaşırmadım bu işe
Böbürlenenler şaşa
Bu düşmenin üstüne
Memurlar dama taşı
Köşe bucak sür taşı
Anlamazsan bu işi
Düş partizan destine
Köşe dönme aniden
Hırsız olur caniden
Kuşkulanma maviden
Sor demokrat dostuna
Çıkmış beyaz kitaplar
Olur yüksek hitaplar
Zaman gör neler saklar
Nutukçular kastına
Ömer der ki hal oldu
Demokrasi bol oldu
İki buçuk yıl oldu
Düştük boş laf üstüne
İleri Gazetesi
DEVİR VE DEVLET
103
DÜĞÜN
Haydin düğüne düğüne
Olmalıdır sünnet düğünü
Müzevirlemişte abisine
Olmaz dedim böyle bir hal
İspatına yok mu mahal
Görürlerse de başa kakarlar
Ne yapıp netmeli bunu
Gelmez boşboğazlığın sonu
Demokrat değiliz ayıplarlar
İleri Gazetesi
DEVİR VE DEVLET
104
PENCEREMDEN
1.
Hayat
Öylesine sevdim ki hayat
Acı çekmek de güzel
Eğlenmek de...
Öylesine alıştım ki insanlara
Sevmek te güzel
Sevilmek de...
Tabiatı hiçbir şeye değişmem
Şafak da güzel
Akşam saatleri de...
2.
Ben
Anlamıyor musun sen
Ben bir çılgın
Ben bir sefil
Ben bir zavallı
Ben...
Ben aşkından
Harap olmuş bir deli
Nermin Öcal’dan
DEVİR VE DEVLET
105
BİR HAN HATIRASI
Ankara’ya geldim, gördüm işimi
Şu yoksulluk bırakmadı peşimi
Biraz daha sıkmasaydım dişimi
İş görmeden dönecektim geri hey!
Bilmem ne tez erimişti ellilik
Akıllı uslu yapmadan delilik
Sanmayın ki yalan veya sululuk
Bilmiyordum yatacak han yeri hey!
Düşe düşe düştüm Celil Hanı’na
Benim gibi düşmüşlerin yanına
Şaşkın şaşkın bakınıp dört yanıma
Kapıdan içeri soktum seni hey
Dediler ki “çocuğum bu nasıl iş
Benzersin birine görmüş geçirmiş”
Bilemedim bu dünya ne şekilmiş
Kadına dönderir yiğit eri, hey
Baktım koyun gibi koyun koyuna
Uzun uzun düzülmüşler boyuna
Tanrım nasıl buldun suyu suyuna
Olmuş birbirinin canciğeri hey
DEVİR VE DEVLET
106
Kimi İstanbullu kimi Antepli
Kimisi çapulcu kimi mektepli
Hancımız da biraz fazla mihnetli
Paran yoksa zorlu yeniçeri hey
Kimi kemençeli kimi kavallı
Kimi dev parçası kimi zavallı
Horul horul bazan “atan bombalı”
Geçiririz bütün geceleri hey
Ömer’im dar günün ömrü az olur
Bakarsın “geçmiş gün” denir söz olur
Aşığın bağrında yanar köz olur
Yeter artık bırak heceleri hey!
DEVİR VE DEVLET
107
KARAGÖZE
Karagözüm Karagöz
Dur diyeyim bir çift söz
Mangalda kalmıyor köz
Şu sert kıştan sert kıştan
Yağmuru yağdıranlar
Bulamazlar mı çare
Yoksa onlara mı ne
Odunsuz kara kıştan
Ucuzluk var ucuzluk
Tuz bulamıyor tuzluk
Artık çareyi bulduk
Kesildik sıcak aştan
Havadan bol hürriyet
İpsiz olursan şayet
Arama iyi niyet
Demokratik akıştan
Ağzımda kalmadı tat
Olacam demirkırat
İşime gelir sür’at
Demokratik bakıştan
DEVİR VE DEVLET
108
Kongreleri nettiler
Harp meydanı ettiler
“Kusur bizde” dediler
“hep sizdeki çatıştan
M.P.yi kapattılar
H.P.yi çıplattılar
İflas topu attılar
Demokratik çakıştan
Başlayıp ezanla işe
Uydular hep bu gidişe
İrtica değince dişe
Çark ettiler yeni baştan
Demokratın manasını
Ağlattılar anasını
Bundan daha fenasını
Beklemezdik Karakuştan
Divanem sana ne oldu
Herkesin kesesi doldu
Aklı olan demokrat oldu
Ekmeğini söker taştan!
DEVİR VE DEVLET
109
MAZİYİ ANIŞ
İki kere sırattan geçmiş bir kitleyiz biz
Aramızda bir nice bakaduranımız var
ARPAÇ gibi H.C. ye soru soran yiğitler
AHMET gibi bu işe gülen merdanımız var
Vardır elbet bizim de Mehlika Sultan’ımız
BOLAT misali mecnun kara sevdalımız var
Ben deyince anlayın kızların anasını
Henüz bu sıralarda doçent olanımız var!..
Terennüm fırsatını bulmak için çırpınan
Aşık CEVDET misillu sazsız ozanımız var
CAFER SADIK denilir sarılıp derslerine
Çapanoğlu çıkmayım diye korkanımız var
Yaz dönem fırtınasın fesi bile düşmeden
Atlatan dal boylumuz Hüseyn Kopan’ımız var
Bahsetmeden geçemem birkaç civan merdandan
Aşık ama maşuku meçhul Arkan’ımız var
Nasrettin hoca ibni Yaşar Halil nam yiğit
Gülmeyi talim eden filozofanımız var
Kemal’ gibi ki yumşak yumşak söyleyip
Sayyad’ı bi insaftan medet umanımız var
Bir menzil ileride Algül adlı koç yiğit
Yanında kuzucuğu Aziz .......... mız var
Tabancasın bıçağın Kozan’da koymuş TÜMER
Kabadayılık üstüne şair olanımız var
DEVİR VE DEVLET
110
Kemal ONAT edalı siyasete sevdalı
Gazeteler içinde yitip kalanımız var
Her dem konserler verir
Bir menzil geri kalan komedyanımız var
Alıcı dersen kıza nasıl oldu bilinmez
Haziran uçacak çok kahramanımız var
GOK gibi kumrulara imrenen cıvıldaşan
Göç mevsimin unutup geri kalanımız var
Tıngırdatıp alemi KALKAN olup gizlenen
Samana su bırakıp üste çıkanımız var
Koça kaça kitaptan kurt kapmış kuzu gibi
Sürüyü dağıtmaya bir imtihanımız var
Atıf USAL hocamız bilmem ne fetva verir
Hoş görür zannederim elde em’anımız var
DEVİR VE DEVLET
111
VATANIM
Zannetme ki yad ellerde gözüm var
Sende benim üç asırlık izim var
Dinle beni sana bir çift sözüm var
Emredersen denizleri aşarım
Namık Kemal adlı eşsiz kahraman
Feryat etmiş bencileyin bir zaman
Ey yeşil cennetim ey güzel vatan
Bu dünyada sensiz nasıl yaşarım
Suların var billur gibi kar gibi
Sevdim seni ana gibi yar gibi
Hasretinle yanıyorum kor gibi
Sana sahip çıkanlara şaşarım
Gitmek için alçakların hoşuna
Saldırmasın kahpe düşman boşuna
Türklük sinmiş toprağına taşına
Elbet senin imdadına koşarım
Altın yere düşmek ile pul olmaz
Türk vatanı alçaklara kul olmaz
Zannetme ki kalpten kalbe yol olmaz
Buyruk çıksın yoluna gül döşerim
Şeyda bülbül yalvarırken güllere
Destan oldu güzel vatan dillere
Kaptırırsam ben leylamı ellere
Mecnun gibi sahralara düşerim
DEVİR VE DEVLET
112
SAVUNMASIZ HARİÇ
Başka bir şey bilmiyorsun madem
Söv... hatırım kalmaz gücenmem
Halini gördüm içerim cehennem
Söv söv iyidir sövmen öğmenden
Gücenirim ben ancak ummadığım İNSANA
Ussuz savunmasız fikirsize değil ha!..
NİTELİKLİ DOLANDIRICI
Övmüş yaratmış hâlık
İşleri sade hüner
Alacaklı memalik
Dört yüz alır beş yüz yer
DEVİR VE DEVLET
113
TERS TAKLA
Kazım Yıldız’ın bir tarih kitabına yazıldı
Şöyle diyor bu kitap tarih devri daimdir
Kazanan kahramandır mağlup olan haindir
Bizde pek az okunur böyle gerçek eserler
Tesadüfen okunsa ona dahi gülerler
Eseri bitirince oku birkaç beyti de
Sevgimizi bırakma öyle fazla kuytuda
İstanbul uyanıktır İstanbul okumuştur
Cahil Anadolu’muz asırlardır uykuda
Bir ölüm savaşına düşmemek için tekrar
Cehalete harp için kaldırılsın bayraklar
Milleti gençleştiren öğretmen arkadaşlar
Unutmayın bulunur her devirde alçaklar
Dilimizde duadır ederiz daim tekrar
Yaşasın kahramanlar kahrolsunlar alçaklar
DEVİR VE DEVLET
114
ADSIZ KAHRAMAN
Ne cesurdur ne korkak
Ne fedai ne alçak
Gerekince dosdoğru
Ödevini yapacak
Memleketin isimsiz
Kahramanıdır ancak
DEVİR VE DEVLET
115
TATLI HAYALLERİM
Tatlı hayallerim seni vurdular
Acı gerçeklerle kaldım baş başa
Malım mülküm hatırım sordular
Zehir oldu arzulanan temaşa
Yalnız bir sen kulak verdin sözüme
İlgilendin gülüverdin yüzüme
Acıyarak baktın yaşlı gözüme
Diyemedim hep boşa bu hep boşa
Ağlamayam desem nasıl ağlamam
Dinlemeyem desem nasıl dinlemem
Ele güne dertlerimi söylemem
Kalmayınca kalemimle baş başa
Avare kuşlara benziyor halim
Meyve mevsiminde kırılmış dalım
Uzaktan uzağa var arzuhalim
Selam olsun bastığınız her taşa
Ömer’im der sana olsun hitabım
Aşksız kaldım onun için bitabım
Açılmamış okunmamış kitabım
Çok yaşa der çok yaşa sen çok yaşa
DEVİR VE DEVLET
116
DERLEMELER
Su uyur düşman uyur hasreti hicran uyumaz
Galip Dede
Erkekle eşek çeker cefayı
Avratla köpek sürer sefayı
Boyum kalır göç dibinde gitmeye
Huyum nasıl bilmem geçim etmeye
DEVİR VE DEVLET
117
GEÇMİŞTE YAŞAMAK
Günleri harcıyorum bir silik beşlik gibi
Boş günlerin kaygısı yüreğime iniyor
Çırpınıp duruyorum avlanmış keklik gibi
Ömer’im avarelik acısını deniyor
Günlüğüme yazarak an’ların kıymetini
Kaybedersem kendimi zaman içinde eğer
Şu acınmak acınmak zerresi tiynetini
Terk ederim ki bu da kaydedilmeye değer
Hu deyip çabalasın safında çabalasın
Hayatta ye’se karşı tek şifa anlıyorum
Ne çare serseri ben zaman bulup kendimi
Kendimi hep kendimi kendimi dinliyorum
Fatih çağları açmış ve çağları kapamış
Bana ne ben bahtımı açıp kapayabilsem
Gün bugün mutlu gündür umutlu kutlu gündür
Bugünden itibaren çalışıyorum ben ben...
Bir emelin uğruna çabalama zevkini
Yabana atmayalım yabana atmayalım
Tarihi çaba yener eri acaba yener
Korkuyu tereddüdü sevip yaşatmayalım
İlk hedefim çalışma intizamlı çalışma
İkincisi sükunet, sükunet hep sükunet
Üçüncüsü bunlara ömür boyu alışma
Son nasihat Ömer’im fazla şeye karışma
DEVİR VE DEVLET
118
SIFIR
Başın yok senin sonun yok
Bir kocaman sıfırsın
Yuvarlanır gidersin
Sen bir döner çembersin
Tekerlenme düşersin
Düşersin kırılırsın
Bir kırığın baş olur
Olan kırığın da son
Sonra tutar bir çocuk
Kırıkları ulayıp
Seni yapar bir sıfır
Sen gene yuvarlanır
Olursun sen bahtiyar
Dünya bu ey çemberim
Değer sıfırlıkta var
Kıymet sıfırla artar
Bütün büyük sayılar
Sıfırla çoğalırlar
Zaten yaşamak nedir
Sıfır
Sıfır
Sıfırlar
DEVİR VE DEVLET
119
BENİM BÜYÜK ULUSUM
Benim büyük ulusum genç duygularla coşar
İnsanlığın temeli hür inançlarla yaşar
En temiz davranışlar onun özsoyunda var
Türk diyor büyük diyor tarih dolu sayfalar
Ne mutlu Türk oğluyum doğrunun sağ koluyum
İnsanlık ülküm benim hürriyetle doluyum
Hür dünya ulusları beni şerefle anar
Hürriyete susayan Türk ülküsüyle yanar
Türk yurdunda gönlünce mesut insanlar yaşar
Kötü kardeşimse de görmüştür benden zarar
Ne mutlu Türk oğluyum doğrunun sağ koluyum
İnsanlık ülküm benim hürriyetle doluyum
Ne doğuyu kınarım ne batıya hayranım
En iyiyi doğruyu güzeli kayıranım
Hak için gerçek için her savaşta ben varım
Hür uluslar içinde hür yaşamak kararım
Ne mutlu Türk oğluyum doğrunun sağ koluyum
İnsanlık ülküm benim hürriyetle doluyum
DEVİR VE DEVLET
120
ANADOLU
Deliyim divaneyim gam doluyum
Zavallı Anadolu’nun oğluyum
Kerpiç evlerde yaşarım damlayan
Bir kireç sıvası bile olmayan
Giderim mektebe mintan yakasız
Kalemsiz kağıtsız beş parasız
Akşam aydınlanmaya gaz bulamam
Geniş yürekliyim kolay ağlamam
Ağlarım ağlarım içten ağlarım
Hani benim aydınlarım sağlarım
Tepeden tırnağa gam doluyum
Ben yoksul Anadolu’nun oğluyum
Gün doğmaya uyanırım her sabah
Böyle emretmiştir Hazreti Allah
Bulgur çorbasıyla kazançsız çaba
Bismillah’la arz ederiz Allah’a
DEVİR VE DEVLET
121
Gelişir olgunlaşır yas’la zamanlar
İşsizlikten yorgun gelir akşamlar
Keder dolu elem dolu akşamlar
Kahveler dolusu oyun oynayan
Ne iş var ne işçi ne iş arayan
Ağlayan sızlayan içten kanayan
Bir garip gönüldür buna ağlayan
Ağlarım ağlarım içten ağlarım
Hani benim aydınlarım sağlarım
Çalışma kazanma şevki kalmamış
İnsanlar kolay kazanca dadanmış
İşte o asıl çabayı öldüren
Her adımda bizi geri döndüren
Güvensizlik her işte bir acaba
Hiç kimse layık değil itimada
Tek amaç kolay kazanmak ölmemek
Nerde azim o ölüp de dönmemek
Nerde gayeye giden yoldaki kutluluk
Nerde insandaki manevi mutluluk
DEVİR VE DEVLET
122
Her şerefi layık görüp düşmana
Durmadan ihanet ettik vatana
Ağlarım ağlarım buna ağlarım
Hani benim aydınlarım sağlarım
Tepeden tırnağa gam doluyum
Ben yoksul Anadolu’nun oğluyum
Boğazlıyan, 21.12.1961
DEVİR VE DEVLET
123
HÜR EŞEKLER
Çöplüklerde başıboş eşekler
Koklaştılar tepiştiler koştular
Anırdılar coştular
Sonra biri durdu biri yamıştı
Bildikleri gibi seviştiler
BÜYÜYÜNCE OLANLAR
Küçük deli büyüdüğü zaman ne olur
Büyük deli olur
Küçük adam büyüdüğü zaman ne olur
Büyük adam olur
Küçük sıpa büyüdüğü zaman ne olur
Büyük sıpa olur
Olmaz
Eşek olur eşek
DEVİR VE DEVLET
124
GELSİNLER
Mustafa Beyler, Ziya Beyler, Akıllı Beyler
Akşama misafir gelecekler
Koş kızım çarşıya koş
Bisküvit beye Şeker beye çay beye
Sen haber ver...
Gelsinler...
18.11.1962
NOKTALAMA
Madem ki eşeğe eşeklik ata atlık yaraşıyor
Neden bu kadar eşek insan adı taşıyor
DEVİR VE DEVLET
125
TOPRAK DAM
Damımız damlıyordu
Evde oturuyordum
Sıkılıyordum 1960
Damlama damım damlama
Bakamam sana ağlaman boşuna
Bak ben ağlıyor muyum şu dünyada
Sürünmek hiç gitmiyorken hoşuma
ADANA’NIN SICAĞI
Adana’dan Ankara’ya mektup
Bir yorgan gibi sardı Adana’nın sıcağı
Geceleri sadece ona sarılıyorum
Ofluyor pufluyorum ahlıyor vahlıyorum
Sabaha genç evliler gibi yoruluyorum
1959
PAÇAVRA
Paçavralar arasında kalmış ev bark
Yakında şöhretimiz paçavralı olacak
DEVİR VE DEVLET
126
BAYRAK GİBİ
Ekmek tavşan ben tazı kovalarım tutamam
Ta ki avcı olup da gözünden vurmayınca
İsterse iş sahası toprak kadar bol olsun
Ne çıkar ben bastığım toprağı görmeyince
Ben o kadar acizim o kadar acizim ki
Daha kendi kendime ismimi veremedim
Ölem dedim yaşamak benim için bir yüktür
Onu da gene elsiz yalnız beceremedim
Bir gün gelecek ben de ismimi alacağım
O günü yakınlara getirecektir azmim
Bugünkü şu isimsiz korkak kimdir ben kimim
Yurt ufkunda çırpınan bir bayrak olacağım
Adana, 1959
DEVİR VE DEVLET
127
P.P. OTEL DEFTERİNİ
Uyuyanlar arasında uyanık
Geceleri gündüzlere eklerim
Karanlığın bitmesini arzular
Halden kaçar istikbali beklerim
Geceler düşüncelerde uzar
Geceler ümitle aydınlanır
Yazıversen de ismini Ömer’im
Fakir gece katilini kim tanır
Ah, insan anılmak istiyor
Dinle ey sevgili okur
Uyanıklar uyuyanlar gibi
Tanrının lütfunu bekliyor
Adana, 05.11.1958
DEVİR VE DEVLET
128
HEYKEL
Küçük kaygıları unutmak için
Büyük davaların adamı olmalıdır
Buruk bir tadı var kaygının
Açan gül pembe pembe ümit rengi
Azim koskoca bir heykel
Sanki ulustasın
Şanı paylaşalım yiğitler
Baştan sona bizim olsun
Ne senin ne benim olmasın
Milletimizin olsun
Küçük dalgaların köpüğü
Sert kayaları okşamadır
Küçük kaygılar içinde yaşama
Sürünüp yaşamadır
Sert kayalara sert dalgalar
Vurur da parçalanırlar
İnsanlar büyük davalarca büyük
Sert dalgalarca yaşamalıdırlar
Kayseri 1958
DEVİR VE DEVLET
129
YAVRU VATAN
Erciyesten koparım
Yalnız Hakka taparım
Hak adına Makaryos
Seni haça çakarım
Eoka kızıl hançer
İlhak diyen katiller
Kükredim geliyorum
Bana şanlı Türk derler
Susarım var vakarım
Coşarsam da yıkarım
Çabalama Yunanlı
Akrapole çıkarım
Dost dost dedin avuttun
Haksızlarla bir tuttun
Ey kaypak İngiltere
Bizi çabuk unuttun
Türküm şanla yaşarım
İnsanlıktır başarım
Ey şaşıran hür dünya
Şaşırmana şaşarım
DEVİR VE DEVLET
130
Coşuyor taşıyorum
Kinle savaşıyorum
Ağlama yeşil Kıbrıs
Ölmedim yaşıyorum
Türk milleti üzgündür
Sabrettiği son gündür
Kıbrıs için sözümüz
Ya taksim ya ölümdür
Ankara, 10.04.1958
DEVİR VE DEVLET
131
BİRİSİNE
De ki: akların üstünde kara yazılar
Yaram ufak değil pek de sızılar
Güvenir güvenmez oldu bazılar
Hey şiirim mezarcığım kazılsın
Ak alnına kara kara yazılsın
De ben deli miyim ben ahmak mıyım
Zeki değil isem ben ahmak mıyım
Suç işledim belki ben mutlak mıyım
Mutlak olan yazsın kara yazılar
De ki: aman allah yaram sızılar
DEVİR VE DEVLET
132
SELAM
Kazık gibi yürürsün baş önde robot musun
Behey sende dil yok mu odun musun ot musun
Selamünaleykümsüz geçilmez bura köydür
Geçip git de göreyim sülalenece sövdür
“Dünyada ne insanlar var” dediyse demiştir
Sen de hak verdin işte pek güzel söylemiştir
Aleykümselam deyip selam aleyküm ister
Sen de kalpten söyledin bu kadar ona yeter
Yarab geçir huyumdan ben de insan olayım
Yarab gururum yoksa muhabbetle dolayım
DEVİR VE DEVLET
133
YOLUM
İsraf olmayacak zaman
Anlar tesbihim olacak
Tanımam büyük ve yaman
Doğruluk şeyhim olacak
Hakka karşı boynum eğri
“Büyük Allah” diyeceğim
Sapanı ileri geri
Vurup hakka eğeceğim
İyilik saflık andımdır
Güzelliği seveceğim
Doğruluk dini adımdır
Temizliği öveceğim
İdealin bayrağını
Sinelere dikeceğim
Kırsalar da can bağımı
Yalnız bir “ah” çekeceğim
Bir gün olup vatanımda
Ümmetimi göreceğim
Diye diye ölenlere
Kalbimde yer vereceğim
İdealim Allah birdir
Dinim ulu ırkım yaman
Türk yurdunda ırkım hürdür
Koşacak ardımda zaman
DEVİR VE DEVLET
134
Bir yıl değil bin bir asır
Bu imanla duracağım
Olamam ülküsüz kısır
Ben de sual soracağım
Başlıyor bu andan hızım
Hem pek çoğum hem yalnızım
Ölsem bile olmaz sızım
Nasıl olsa öleceğim
İşitirsin Ulu Tanrım
Sana doğru koşacağım
Nasip etsen doğru yolu
Coşacağım coşacağım
DEVİR VE DEVLET
135
EFEM GELİYOR
Efemin var mı ki dengi
Geliyor efem geliyor
Efem savaşlar ahengi
Geliyor efem geliyor
Omzuna asmış tüfengi
Bulutlarla yapmış cengi
Baksana ufuk kan rengi
Geliyor efem geliyor
Maşlağı atmış koluna
Düşmüş de keçi yoluna
Geliyor edna kuluna
Geliyor efem geliyor
Allah deyip yüz bin kere
Koşmuş zaferden zafere
Düşmanı çalmış da yere
Geliyor efem geliyor
Al mendilim bağladın mı
Ne dediğim anladın mı
Ne o efem ağladın mı
Gülüyor efem gülüyor
DEVİR VE DEVLET
136
YOLCULARI BEKLERKEN
Bakarım tozlu yollara
Acep şu gelen posta mı
Babam esen mi hasta mı
Bakarım tozlu yollara
Dışım serin içerim dar
Postacı bizi aramaz
Küsmüşte bize yaramaz
Ne bir haber ne mektup var
Kimse yormuyor rüyamı
Karga müjdeliyor gak gak
Heybelerden sana ufak
Sahi yaparsan hülyamı
Kulağım çınlıyor beni
Gene yollarda anan var
Hasretimle mi yanan var
Ahlar delerken sinemi
Gözüm kalıyor pecede
Hıçkırıklar can yoldaşım
Anam babam kardaşım
Görünüyor her gecede
Gözüm seğiriyor gene
Muhakkak bize haber var
Gelsinler başımda yer var
Gül yüzünü gösterene
DEVİR VE DEVLET
137
Dilimde adları yanlış
Düşüncem onlara esir
Günleri sayarım bir bir
Kaç gün geçmiş kaç gün kalmış
Bakarım tozlu yollara
Acep şu gelen onlar mı
Yollar halimden anlar mı
Bakarım tozlu yollara
DEVİR VE DEVLET
138
ÖZGÜRLÜK
Büsbütün hür olmadan korkunç ne var
Bağlanmalı insan bir sevgiliye
O sevgili bir nokta olsa bile
Görmeli göstermeli dağlar kadar
Bir inancım bir yolum bir ülküm var
İnanışım inancımdan uludur
Çünkü onda bir insanlık doludur
İnsan inandığı müddetçe yaşar
DEVİR VE DEVLET
139
BİR ŞEHİDİN AĞZINDAN
Eğer kardaş yolun yurda düşerse
Giresun’da bir zavallı annem var
Sorma kardaş sorma daha nem var
Bir vatanım bir bayrağım sinem var
Akıttım kanımı dinim uğruna
Moskoflara olan kinim uğruna
Eğer yolun köyümüze düşerse
Gölcükte garip zavallı annem var
Yolumu bekliyor gözünde nem var
Yangılı sesinde dolu elem var
Beklemesin artık benim yolumu
Bağladılar kanadımı kolumu
Eğer sana “hani evladım” derse
De ki Kore’de çok şehit olan
Şehit olup gurbet ilde kalan var
Ağlayınca göz yaşına dalan var
Gidiyorum garip anneme selam
Elveda ey elveda mahzun vatan
DEVİR VE DEVLET
140
BİR ŞEHİDE
Ey bir vatan uğruna toprağa giren asker
Özgür bir vatan için canını veren asker
Mektubunda yazmıştı imanını andını
Salih’in bayrak için unutulmaz yadını
Soyun da akıtmıştı her tarafta kanını
Türk olan bayrak için esirgemez canını
Akıtacağız elbet daima tertemiz kan
Türk askeri durdukça yükselecektir vatan
Al gömleğin kefenin mezarın vatanındır
Üzerinde bayrağın dökülen al kanındır
Ey şehidim mezar taşın bize rehberdir
Korkma rahat uyu cennetin tertemizdir
Milyonlarca kardeşin geliyoruz ardından
Yirmi milyon kardeşin bakıyoruz ardından
Diliyorsan geliriz yolundan ey tertemiz
Vatan uğrunda ölmek en büyük vazifemiz
Bilirim istemezsin ne bir anıt ne mezar
Ne olur ey şehidim kalbimi armağan al
İmanından gülleri sunuyorken Allah’a
Ardında kalanlardan sana olsun fatiha
DEVİR VE DEVLET
141
YALVARIŞ
Acı bana Allah’ım
Pek fazladır günahım
Sana karşı gelmedim
Fakat kendim bilmedim
Gururun ardı sıra
Günahım sıra sıra
Biliyorum günahım
Acı bana Allah’ım
Hor bakmışım geçmişe
Ediyorum endişe
Demeden her şey mübah
İşledim bir çok günah
Pek büyüktür günahım
Acı bana Allah’ım
Biliyorsun her şeyim
Her şeye bahaneyim
Olmadım asla şeytan
Taşı verdiysem kaptan
Gir kalbime Allah’ım
Affet benim günahım
Affedici Allah’ım
Yoksa da tek sevabım
Affet benim günahım
DEVİR VE DEVLET
142
Acı bana Allah’ım
MEHMET
Kahraman Mehmet savaşlar süsüdür
Onda erlik ceddinin görgüsüdür
Şimşekten süngü takmıştı Mehmet
Dünya sana hayran aslansın elbet
Albayrak gibi dalgalan Mehmet’im
Ben de senin gibi olmak isterim
Bilirsin Mehmet’im var emri mutlak
Vatan çiğnenmesin olmasın helak
Yatmak olmaz düştüğün yerde kanın
Akmadıktan sonra olmaz vatanın
Kükre artık kükre dört yan tanısın
Sen bu bayrak sen bu yurdun canısın
Mehmet’im ben Mehmet’im oy” de bağır
Attığın narayı duysun her sağır
Tarihten taş bayrağınla çık arşa
Yaşa Mehmet’im sen varol çok yaşa
DEVİR VE DEVLET
143
HAKİR GÖRME KENDİNİ
Ey Türkoğlu hakir görme kendini
Sen tarihin şerefisin şanısın
Arasan da bulamazsın dengini
Kükre artık kükre cihan tanısın
Medeniyet meşaleni yakarken
Batılılar kıvılcıma hasretti
Korka korka sana doğru bakarken
Bir gün oldu onlar seni altetti
Fakat sende kükreyecek kudret var
Sen insanlık şerefisin şanısın
Sende zeka sende azim kuvvet var
Kükre artık kükre cihan tanısın
Asya’nın bozkırından çıkarken
Demir dağlar eriten de sen idin
Çağıldayıp dört bucağı yıkarken
Başsız kaldın miskinleştin eridin
DEVİR VE DEVLET
144
MAZİDE TÜRK
Bir nurlu güneşin nuruyla güneşli
Bir şanlı ateşin aşkıyla ateşli
Çıktık dolu dizgin yolculuklara
Rüzgar gibi estik hür ufuklara
Dağlar bile ses verdi nal sesimizden
Durmak nedir bilmezdik hevesimizden
Bir aşkla kabarmış dağ taş gibiydik
Coşkun akan ırmaklara yoldaş gibiydik
Kılıncımız kır atımız sevgilimizdi
Türk’e ordu denilmezdi o bir denizdi
Her ufukta parıldayan şanlı şimşektik
Dolu dizgin fırtınaydık boraydık tektik
Kılıç kalkan şakırtısı at kişnemesi
Köpüklenen kanlı beyaz dalganın sesi
“Allah Allah” narasıyla inlerdi dağlar
Türkün nice akınından hatıralar var
Geçtiğimiz ufuklarda birer hatıra
Köpükten kandan yapılmış nice manzara
DEVİR VE DEVLET
145
Hız alırdı neslimiz her şanlı akından
Görünürdü ufuklarda bayrağım kandan
Al kanıyla şehidimin kefeninden iz
Saklayınız yüce dağlar gene geliriz
Bir gün olup koşacağız hür ufuklara
Koyacağız neslimize şanlı hatıra
Övünecek sevinecek yurdum Türkiye
Güvenecek ufuklarda bayrağım var diye
DEVİR VE DEVLET
146
SIĞIR VE BUĞALEK
Diyorlar ki ey buğalek
Bu safayı süremezsin
Eğer durmaz isen dölek
Muradına eremezsin
Yazın değil güzün çıktın
Kış gününü göremezsin
Nafile gezme buğalek
Bize bir ders veremezsin
Madem muhtaçsın bize çok
Bizi hakir göremezsin
Aklımız var fikrimiz yok
Nasihat te veremezsin
Biz semirmiş kütleyiz çok
Bizi suya seremezsin
Sırtımız pek karnımız tok
Derimizi delemezsin
DEVİR VE DEVLET
147
BU ŞEHİRDE ÇOCUKLAR
Bu şehirde çocuklar
Gözleri dolu dolu ağlıyorlar
Sorulsa “Ne derdi var”
Der ki ana babalar
“bu da geçim davası
“Bulamıyorlar
Şeker parası tek
Değil şeker parası
Esası var esası
Görürlerse bir bütünü
Yarım ekmek almıyorlar
İstiyorlar tümünü
Ağlıyorlar ağlıyorlar
Her gün gelen 5 ekmekte
11’inin hakkı var
O hem yemek hem ekmekten
Büyükler de yiyorlar
Bu şehirde çocuklar
Gözleri dolu dolu
Doymuyorlar...
Dahası var dahası
Yaşamak için eğlenmeyi
Yaşamak için dilenmeyi biliyorlar
Beş kuruşun hatırı için
Ağlarken gülüyorlar
Akarsa gözyaşları
Kollarına siliyorlar
Bu şehirde çocuklar
Hayatı dolu dolu biliyorlar
DEVİR VE DEVLET
148
DOLAP
Dönen dolap dönen dolap
Şıpır şıpır ne söyledin
Açık konuş neler dedin
Sular akan zavallı kap
Zavallı hali çok harap
Döner döner eder figan
Dayanmıyor yeter bu gam
Duyar mısın neden Yarab
Hayat nedir “Enin figan
Ve gam” diyor dönen dolap
“Yenilmeyen bir o Çalap”
“Dönün” diyor “geçer zaman”
DEVİR VE DEVLET
149
GÖNÜL
Ahengine yandı gönül yandı gönül
Aruz denen o güle aldandı gönül
Soldu gülün revnakı bir sam esince
Hayat bitti sandı gönül sandı gönül
Aktı yine hayat bulup kan gibi renk
Olmaz asla sanırdım böylesi bir cenk
Gül rengi laledandadır binbir ahenk
Şimdi size kandı gönül kandı gönül
Mehtap ve denizle dalga dalga hayat
İki kanat takıp bize uçurdu mutat
Sonsuz olsa zevk ölür yok olurdu tat
Arzuyu gördü uyandı yandı gönül
DEVİR VE DEVLET
150
HAYAL VE GERÇEK
Bir tek açın tek bir günlük ömrünü anlatamaz
Parmakla gösterdiğiniz en realist romancı
Günahların tartıldığı kantar bile tartamaz
İçerime dolmuş olan bu ümitsiz inancı
Kim demiş ki artık bitti anlatıldı mihnetin
Muhanetin sürüldüğü bir hayatın romanı
Biz bir ateş sayıyoruz hayatını gurbetin
Bir damlacık su dökmekle tükenir mi dumanı
Fedakarlık sınırını çizen kimdir yazan kim
Ölür insan fedakarlık ölmek değil yaşamak
Kendisinden başkası’çin mezarını kazan kim
Fedakarlık bir duygu ki mümkün değil boşamak
Bu yol uzun keder acı engelledikçe artar
Ümitsizlik denilen şey bir insanı gebertir
Gözyaşının her damlası bütün bir ömrü tartar
Dudakların kıvrılışı bin ölümden beterdir
Dalmalı ruh enginine halk içine girmeli
Her geçen gün birer damla en şifalı zehirdir
Sevinç ise bu hayatta bir an için tehirdir
Orda hayat realist mi romantik mi görmeli
Şiirde hala inliyor ahenktar bülbül gülüne
Bizim ilde ne gül açar ne bülbülden eser var
Ey Ömer’im söylemekte zor geliyor diline
Biz yaşarız sevgilimiz selvi boylu keder var
DEVİR VE DEVLET
151
YAŞARKEN
Ümit emel şekil ve renk
Hepsi benim, benim.. benim...
Kalmamış dünyada ahenk
Bu dünyadan tedirginim
Gösterdi bir selvi yolu
Ah o yol!.. gitmesi zordur
Bir güneş ısıttı beni
Benim hacmim bana dardır
Toprak gibi parçalandım
Karada talihim kara
Bir tohum düştü içime
Hasret çekiyor bahara
Derin bir ah acı bir yaş
Ahla yutulan havayım
Karanlıklar çöktü amma
Doğmuyor beklenen ayım
Bulutlu gözlerde bir an
Yanıp söndü de serabım
Koyu gölgeler altında
Koyulaştı ıstırabım
DEVİR VE DEVLET
152
GARİBİM GARİP
Kapımı vuran olmadı
İçeri giren olmadı
Halimi soran olmadı
Bu ilde garibim garip
Hakkımı veren olmadı
Gül oldum deren olmadı
Halimi yeren olmadı
Bu ilde garibim garip
İyi de desem olmadı
İçimi deşen olmadı
Önüme düşen olmadı
Bu ilde garibim garip
İstenilen var olmadı
Talih bana yar olmadı
Bu yıl bana kar olmadı
Bu ilde garibim garip
Ömer’im işin olmadı
Sıktın da dişin olmadı
İçin tam dışın olmadı
Bu ilde garibim garip
DEVİR VE DEVLET
153
MEKTUP KENARI
Bir olsa da kemik et
Ayrılmışız biz elbet
Çok şükürler Tanrıya
Ayırdı ilelebet
Bir borç var bir ahenk var
Mazide al mor renk var
Mazi atide çiçek açılıp seçilecek
Fakat benim şiirim dediğin kim bilecek
21 Aralık 1951
DEVİR VE DEVLET
154
HER SURET İNSAN DEĞİLDİR
Her suret insan değildir
Hayatta pişmeli insan
İstenilen ele geçmez
Biraz da düşmeli insan
Büyük olan çok yorulur
Her vebal ondan sorulur
Tuzaklar ona kurulur
Biraz da şaşmalı insan
Cilveye göğüs germeli
Arkayı hakka vermeli
Gönül güllerin dermeli
Ruhları aşmalı insan
Bakmamalı yoğa vara
Ancak düşmemeli dara
İnanmamak ağyara
Kabından taşmalı insan
İnsan cemiyetin varı
Hakikat bu yok inkarı
Bu düzenden alıp narı
Etrafa saçmalı insan
Ömer’im seninle mutlak
Eğil gönül tahtına bak
Madem ki sonumuz toprak
Hak olup göçmeli insan
DEVİR VE DEVLET
155
EYLEMEM
Damla damla kalbe döktüm zehrimi inkar eylemem
İstemem derde devayı dermana zar eylemem
Derdi olmazsa ne bilsin dermanın kıymetini
Anlatır derde devalar insanın tıynetini
DEVİR VE DEVLET
156
İNSAN İNSAN OLUR MU HİÇ
Ayarı ne sorulmadan
Bir mihenge vurulmadan
İnsan insan olur mu hiç
Hak yolunda yorulmadan
Değerin bir pul olmadan
Kana kana dol olmadan
İnsan insan olur mu hiç
Hak yolunda yol olmadan
Yüreğinde gül olmadan
Damla damla göl olmadan
İnsan insan olur mu hiç
Yana yana çöl olmadan
Canı tene el olmadan
Göz yaşından sel olmadan
İnsan insan olur mu hiç
Hak yolunda del olmadan
Ömer’im nuru olmadan
Yürekte zarı olmadan
İnsan insan olur mu hiç
Hak gibi varı olmadan
DEVİR VE DEVLET
157
İÇİM SIKKIN DIŞIM SIKKIN
İçim sıkkın dışım sıkkın
Doğru sözü götüremem
Olmuşum hayattan bıkkın
Meramımı yetiremem
Bilmiyorum doğru lafı
Aşım tatlı içirmedim
Gayem pam pak içim safi
Ben özümü pişirmedim
Yeter, yeter!.. bana acı
Olmuşum hakka duacı
Sanar biri ve birkaçı
Ben çokluğu götürmedim
Ömer’im kendimi bilmem
Aksa gözyaşımı silmem
Bana doğru fazla gelmen
Ben tahtıma oturmadım
DEVİR VE DEVLET
158
SINAV
Eylül 1955 Hukuk Usulü imtihan kağıdına
irticalen yazıldı
İmtihanın şiddetinden akla bir şey gelmedi
Çok çalıştım gayret ettim bundan artık olmadı
Bir senelik sayimiz insaf ediniz ya hocam
Sizden özge kurtaracak kurtarıcı kalmadı
DEVİR VE DEVLET
159
KAHVEDE
Hava bulut tavan sisli
Ocağı da isli pisli
Bir kahve ki sorarsanız
Hem muvafık hem abesli
Ahmet’i mi sorarsınız
Mehmet’i mi ararsınız
Rüyaya mı yorarsınız
Yetmiş karga bir kafesli
Tesbih çekeni bir yanda
Küfredenler bir yanda
Kullan zekanı bir yanda
Havası da pis nefesli
Kimi pufur pufur duman
Kimi ütülür hal yaman
Kimi şevkli aman! Aman!
Kimi ağa kimi it nesli
Al dübeşi ver şeşbeşi
Şapka burunda keleşi
Anlamazsan üçü beşi
Hem pezevenk hem teresli
Şakır şıkır takır tıkır
Kahveler de fakır fıkır
Toz dumanda üç beş katır
Kimi zayıf kimi besli
DEVİR VE DEVLET
160
Konuşmalar eşek gibi
Açılmalar döşek gibi
En uslusu köşek gibi
(Do)dan (si)ye hepsi sesli
Ömer gören göz olursa
Kahveden ibret alırsa
Bu da bir miras kalırsa
Olunamaz bu kümesli
08.02.1950
DEVİR VE DEVLET
161
BEN NEYİM
Düşündüm ki ben beni bu vatanda ben neyim
Bu vatanda marangoz değilsem de ben neyim
Düşündüm ki ne gülüm ne bülbülüm ne bahar
Onların hepsi benden ziyade acemde var
Ben olsa olsa ancak kara kara toprağım
Yahut sert kayalarım veya yeşil yaprağım
Bir ağaç değilsem de bir çiçeğim ağaçta
Ben vatan çocuğuyum vatan bana muhtaç ta
Sesim onun sesidir acısı benim acım
Ben vatanın bağrında yarasına ilacım
O beni yaşatacak ben onu seveceğim
Örnek vatan böylolur diyerek öveceğim
DEVİR VE DEVLET
162
OLMUŞUM
Ben bu vatanın bağrında
Yana yana hal olmuşum
Bugün yapraksam yarın da
Meyva meyva dal olmuşum
Soyum Altaylar soyundan
Dalga dalga sel olmuşum
Düşmanım yılmam oyundan
Mızrak mızrak el olmuşum
Vatan vatan diyen gönlüm
Kızgın kızgın çöl olmuşum
Bugün yanan susuz çölüm
Damla damla göl olmuşum
Al ak al ak gonca gülüm
Türküm Türküm dol’olmuşum
Mahvedemez beni ölüm
Parça parça bol olmuşum
Bugün beni övenlere
Serin serin yel olmuşum
Türklüğüme sövenlere
Yokuş yokuş bel olmuşum
Yurdumda ikilik yasak
Ülkü ülkü yol olmuşum
Ömer eğil maziye bak
Kafa kafa kol olmuşum
Kozan, 26.04.1950
DEVİR VE DEVLET
163
EY TÜRK
Ey Türk dinle kalbini tarihe bak tarihe
Asil duygunu coştur Atilla’ya Fatih’e
Bak Koca Türk tarihe ne imzalar attılar
Devirler açtı onlar devirler kapattılar
Onları coşturan ne? Damarlarındaki kan
Bugün onlar tarihse yaşıyor hala vatan
Bugün onlar adına leke sürme Koca Türk
Vatan sana yadigar o tarihlerden büyük
Ululardan uludur Türkün şanlı vatanı
Unutma ey Koca Türk toprağında yatanı
O yatan ki suladı vatanını kanıyla
Sana armağan etti şerefiyle şanıyla
Sen Türk’sün dilin Türkçe sanın Türk’tür
Üstünde yaşadığın şanlı vatanın Türk’tür
Daima Türk kalmak Türk’ün şanlı vatanı
Ey Türk unutma Türk’sün ve incitme atanı
Dedin dağlar eriten tufanların soyusun
Şerefini koru ki onlar rahat uyusun
Geçmiş sanlarla dolu gelecek inkilapta
Ey Türk sakın uyuma durma çalış kitapta
DEVİR VE DEVLET
164
TÜRKÜM
Ben Türk’üm soyum Türk’tür
Coşkunluk huyum Türk’tür
Yere düşer paslanmaz
Cevherim suyum Türk’tür
Bir tarih dolu şanım
Çok ateşlidir kanım
Ben Türk’e düşmanları
Ateş olup yakanım
İlim Türk’ün öz ili
Dilim Türk’ün öz dili
Türk’ü serinletmeli
Gene gençliğin yeli
İsterse olsun canım
Ben ona da düşmanım
Türklüğümü bilmezse
Ben yıkan haykıranım
DEVİR VE DEVLET
165
Sözün hükmü mü geçti
Atalar söylemişti
Aslını inkar eden
Haramzade demişti
Ey Türk kapılma yada
Çık onlarla inada
Onları geçmek için
Harca kol da kafa da
Serden geçtim ne derim
Kalsa da kemik derim
Türküm Türk’tür adım
İşim gücüm hünerim
24.04.1950
DEVİR VE DEVLET
166
VATAN
En büyük armağanım
Canım kanım vatanım
Şerefim canım kanım
Benim güzel vatanım
En temiz hatıralar
Onda telli duvaklı
Ve en derin yaralar
Onun adıyla saklı
Gençliğin heyecanı
Vatan diye başlıyor
O hepimizin canı
Bize sevgi aşlıyor
Suların cağ-cağları
Sanki ninni söylüyor
Geçit vermez dağları
Tarihimi boyluyor
DEVİR VE DEVLET
167
Dedelerimin mezarı
Onun bağrında kazılı
Götüremez kem nazarı
Tarihimde bu yazılı
O bir anne bir ata
O can isteyen canan
Veren alan hayata
Heyecan katan vatan
Onda her şeyim saklı
O kanımdır canımdır
Yüz yıllar ihtirası
Sevgili vatanımdır
DEVİR VE DEVLET
168
İDEAL GEÇMİŞ
Ağaç ve filizleri
Asırlar boyunca dallanıyordu
Biz kuru diyerek devirdik yaktık
Evet çürümüştü sallanıyordu
Düşünmedik ki biz onda yapraktık
Kökünden kesmeye ne hacet vardı
Yeşeren dalları görmedik ki biz
Zalim medeniyet zincir kopardı
Garp karanlığında kesildik deniz
Taassup denilen kovuklar vardı
Kovuklar boşluklar dolmadı gitti
Garbın arkasında gölge diyardı
Garba gölge olmak... olmadı gitti
Yeniden fidanlar dikmek bir iştir
Halbuki gölgede yetişmez fidan
Filizlere bakmak iyi gidiştir
Zaman alıyor hep falan-filan
Bir Türk ikliminde yetişmez haçlar
Sosyete denilen buzlu kanlarda
Vallahi çok geçmez alınır baçlar
Irkımız dinimiz ateş canlarda
Şarkın güneşleri unutulsa da
Garp yıldızlarına gönül bağlanmaz
Talih kuşu kaçsa da tutulsa da
Oturup da yaşın yaşın ağlanmaz
DEVİR VE DEVLET
169
Filizler yeşermiş... büyütmek gerek
Kendi ikliminde kendi ağacı
Yetişmez bu yurtla garba gösterek
Dışı hoş içi boş “kendi” ağacı
Filizler yeşerip ağaç olacak
Şarktan doğacaktır nurlu güneşler
Dallar uzadıkça baç, baç olacak
Etrafı saracak kindar ateşler
Bağlanalım bir ülküye bir hakka
Önde giden heyulayı geçelim
Yalnız baş eğelim emr-i mutlak’a
Yurdumuzda aşımızdan içelim
Geri dönsün o şerefler o şanlar
Garbı aydınlatsın şarkın güneşi
Bu ülkü uğruna fedadır canlar
Yükseltecek bizi Türklük ateşi
DEVİR VE DEVLET
170
KADIN
Kadın deyip de geçme
Çözülmez bilmecedir
Gündüz gibi gecedir
Ciddiye yaklaş
O yalnız eğlencedir
Hasitlerin hasiti
İnsanların asiti
Gevezeliğin başı
Fesatlığın kardaşı
En büyük kin savaşı
Murdar gözünün yaşı
Amanın olmayınız
Bir kadının yoldaşı
Vallahi kaygulanmam
Gider görürsem yaşı
Onunla içilemez
Bir kaşık neşe aşı
Amanın olmayınız
Bir kadının sırdaşı
DEVİR VE DEVLET
171
KOZAN CADDELERİNDE
Çarşıdan gelirken ite rastladım
Dedi çok şükür ki reisimiz var
Yoksa bize Kozan gelecekti dar
Önüne biraz da ekmek doğradım
Dedi köşelerde bize çok yem var
Geçip gidiyorken yolu taradım
Baktım safi kemik bir zavallı har
Dedim söyle bire yapar mısın kar
Dedi ediyorum iş görmekten ar
Dedim soyunu mu edersin inkar
Haşa dedi gene bu zavallı har
Dedi bizim pisliğin şerbetini
İçenlerin istemem rahmetini
Elime geçseler yerdim etini
Onlara çalışmak bana gelir ar
Dalgınlıkla bir kediye tökeştim
Miyav deyip inleyince de murdar
Dedim derli misin sen de be miskin
Dedi insanlar da ne kadar şişkin
Dedim derdin nedir söylemez misin
Dedi ki rengimi bilemez misin
Dedim bilmez miyim kül rengisin sen
Dedi ki abe yok kapkarayım ben
Toz olduktan sonra ak da olurum
Şifaları sokaklarda bulurum
Dedim yavaş git der behey çingene
Dedi şoförler mi okuyacak bunu
Dedim ne sorarsın anlamam onu
DEVİR VE DEVLET
172
Ondan da ayrıldım baktım bir sinek
Öyle semirmiş ki olmuş bir inek
Dedim ne bu yahu şişmişsin böyle
Dedi onu bakkal kasaba söyle
Ayda bir sucular bizi yıkarlar
Yılda süpürgeler bizi tıkarlar
Bizi o hazine ambarlarına
Gidiyor bu pek zorlarına
Daha diyecekti ordan sıvıştım
Koşa koşa bir çocuğa kavuştum
Dedim nereye be gidiyon sen de
Aşklı bir filimmiş gidecem ben de
Mintanı yırtıktı şalvarı delik
Tir tir titriyordu bu murdar silik
Sigara ağzında yanıp kuruyor
Tökerin parmaklar şifa soruyor
Dedim sinema da işe yarıyor
Dedi, mecnun leylayı hoş sarıyor
Dedim kahveye de gidiyor musun
Dedi gidiyorum bilmiyor musun
Dün üç feleksize çattık ta işte
Paralar kalmadı tırnakta dişte
Dönem derken çarpıldım bir köseyi
Arı sokmuş kaçan sucu eşeği
Toslayınca bir ummanda buldum kendimi
Göstermişti caddeler de işte fendini
DEVİR VE DEVLET
173
Bir kamyon da cilaladı onun üstünü
Tamamladı heykelimi büstümü
Seyrederken şaşkın şaşkın üstümü
Kahkahalar tufanına boğuldum
Etrafıma baktım...iyce doğruldum
Dediler vermezler orayı sana
Dedim ilelebet kalsın Kozan’a
Böylece gülerken zıpırlar bana
Çekilmek isterken bir çocuk yana
Bir bisiklet hızla çıktı yaklaştı
Bir hamlede çarptı üstünden aştı
Şimdi hep nazarlar ona dönmüştü
Bana gülmeler de burda sönmüştü
Bisikletci sövüp sayarak kaçtı
Artık cadde küfürle doldu taştı
İnançsızmış bütün insanlar
Yakası kapalı küfür yapanlar
Neler dedi neler bilmediklerin
Büyüğün küçüğe sevgisi buymuş
Küçük te saygıyı sövmede duymuş
Fakat bir zıtlık yok fazlaca uymuş
O halimle kalamazdım orada artık
Üstüm çamur gözüm şişti pantolum yırtık
Çıngar kopup üstler başlar olurken tırtık
Tuttum yorgun argın evin yolunu
Arkadan birisi sıkıp kolumu
Enseme de bir şamarcık aşketti
Şakayla vurmuştu ya şırrak etti
Ne yaparsın mırın kırın hazmettik
Bata çıka eve kadar zor gittik
DEVİR VE DEVLET
174
Girince odama hazdan bayıldım
Fakat naralarla çabuk ayıldım
Bir sarhoş ki görsen nasıl uluyor
Har vuruyor harmanlar savuruyor
O kadar içmiş ki evi soruyor
Diyor çabuk evi evi getirin
Yahut beni beni alın götürün
Abur cubur konuşurken maskara
Başım döndü o da oldu kapkara
Koşam dedim karşıdaki duvara
İçim yanıyordu susamıştım da
Gidemedim ta duvara çevrildim düştüm
Rüya imiş meğer bu işe şaştım
Sedirde uyurken düşmüşüm meğer
Dinleyin ağalar bu zikre değer
Dersen uyunur mu gündüz uyku da
Derim zaruri bir ihtiyaç bu da
Çünkü bütün alem sonsuz korkuda
Konuşamıyor temiz laf dilcemiz
Derebeyi oldu çünkü ilçemiz
DEVİR VE DEVLET
175
Duyarsa bir durur vurun attırır
Yoksulluğu sülaleme tattırır
Temizlik iyilik küllenmiş sönmüş
İnsanlık kapkara kömüre dönmüş
Uyuma da hadi sen ara sıra
Tatlı konuşacak birini ara
Bir kulp takıp kesilmeden maskara
Yahut hazımsızsan atmadan nara
Ağrılıklı isen tutmadan sara
Hadi be hadi be hadi be ara
Bulanlara... Bulana... Bulanlara
Kozan, 01.03.1950
DEVİR VE DEVLET
176
ER SESİ
Binersem bir kır atıma
Dolu dizginim yollarda
Erersem vuslat katına
Yanık ezginim kollarda
Ben haşarı bir gezginim
Fakat meyveyim dallarda
Arı gibi de sezginim
Parmağım olur ballarda
Zincir kıran bir azgınım
Adım sağlarda sollarda
Öyle bezginim bezginim
Gurbete giden yollarda
Garip yollarda yollarda
01.03.1950
DEVİR VE DEVLET
177
SARHOŞ
Maskaranın maskarası
Ey gafil ey yüz karası
Nedendir rakıya meyil
Neden başka şeye değil
O üzümün yüz karası
Sen insanın maskarası
Sen ondan eksisin anla
Hayvan gibi haykırmanla
İçinde bir alem taşar
Dışın hayvanlaşır yaşar
Hakikatte sen gafilsin
Belki de biraz safdilsin
Dünyanın azabı bitmez
Hayale dalsan da gitmez
Çirkindir o çirkinletme
Bir acıyı iki etme
DEVİR VE DEVLET
178
Keyf dersen keyfi bir anla
O zaten yaşar insanla
Vicdanın paklığı sana
Eğlenmedir kana kana
İşin gücün evin barkın
Unutturur sana çarkın
Dönüp insan yediğini
Sana azap verdiğini
Unutturur unutturur
Lezzetinden uyutturur
DEVİR VE DEVLET
179
TARİHTEN BİR GÜN
Bugün Samsun ufkundan doğdu güneş
İlerledik ona paralel ona eş
Vatanımızda hürüz hür yaşayacağız dedik
Hürriyetin uğruna düşmanı toptan yendik
İstiklal savaşının başlangıcı bu gündü
Bugün şeref uğruna ölenlere düğündü
Başta ulu atamız arkasında biz vardık
Yumrukla sopa ile bu vatanı kurtardık
Kalplerimizde iman gözümüzde kin vardı
Bizi gören düşmanlar kaçacak yer arardı
Allah Allah diyerek başladık mı akına
Bir daha girmiyordu çıkan kılıçlar kına
Dört yanda bütün dünya bizim ile savaştı
Öyle dövüşmüştük ki tarih de buna şaştı
Kurşunlar değmiyordu hak yolunda gidene
Bir ah bırakamazdı girse çıksa bedene
Bu vatanın uğruna niceler şehit verdik
Avrupalıya dünyayı mezar ettik
Her karış toprağını suladık kanımızla
İstiklali kazandık şerefle şanımızla
Harabeye dönmüştü vatanın sağı solu
Baştanbaşa mezarlık olmuştu Anadolu
Neler yaptılar neler yapmazdı şeytan bize
DEVİR VE DEVLET
180
Kendimizi tanıttık döktük onu denize
Utandırdık onları yenerek birer birer
On kişiye düşerdi bizden yalnız bir tek er
Akan kanlar yerinde genç filizler yeşerdi
Bugün gıpta edenler o gün bize şişerdi
Bağrımızdan çıkardık sevgili hükumeti
Onunla da bulmuştuk hürlüğü sükuneti
Millet sanki bir gemi hükumet de kaptandı
Hükumetten armağan aylardan Mayıstandı
Vatanın dört bucağı sanki tek bir yürekti
Aynı yöne bakıyor herkes aynı dilekti
Gene öyle atıyor bu vatanda bir nabız
Görünce doğru yolu ölüme de hazırız.
Bugün gençlik bayramı coşuyor asil kanlar
Gençliğin neş’esini alamıyor bayramlar
Gülelim eğlenelim gençler bizimdir bugün
Bugün o şerefli gün bugün kutlu bir düğün
Kozan, 03.05.1949
DEVİR VE DEVLET
181
BENCE
“İyi İnsan”
İyi insan kusurunu bilendir
İyi insan doğru yola gelendir
Bu dünyada kusur yapmayan olmaz
İyi insan yanlış yolda hiç kalmaz
Anlayınca yanlış yolu ayrılır
İyi insan her mecliste kayrılır
İyilikler kötülükten kolaydır
Kötülükler vicdanlarla alaydır
İyi insan vicdanına yaslanır
Kötü olma vicdanın da paslanır
Vicdanını yokla bak neler söyler
En fena insanı en doğru eyler
Der ki sana peşin Allah’ını bil
Allah’ını bil de vicdanını sil
Allah’a bağlan ki yoldaşın olsun
Allah’a bağlan ki sırdaşın olsun
Artık ondan sonra yalnız kalmazsın
Kötülüğü yükleseler almazsın
Kuvvetli bir iman neler yaptırmaz
Boş durmazsan şeytan bile saptırmaz
Vazifeni yapar hak kazanırsın
Hakkını almaya da özenirsin
DEVİR VE DEVLET
182
Çalışmak insana hayat getirir
Bütün pis işleri alır götürür
Kalbinde bulursun artık cenneti
İstemezsin haksızlığı minneti
Bugünün işi yarına kalmasın
Dikkat herkes arkadaşın olmasın
Hayatını hep intizamlı götür
Ömrünü hep bu intizamla yetir
Başkaları için yaşamayı öğren
Kendin için yaşamaktan da iğren
Yetimleri yoksulları sevindir
Bak o zaman bütün hayat senindir
Çok düşün karar ver fakat derhal yap
Yapacağım de de başla derakap
Yapacağım demek yaptım demektir
Artık geri kalan yalnız emektir
Emek nedir o herkeste bulunur
Demek azmedilse her şey olunur
Kısacası şu ki mum gibi sönme
Doğru yoldan geri bir adım dönme
Herkesi sev sevsin herkes de seni
Vicdan azabını hiç çekme emi
Kozan, 28.05.1949
DEVİR VE DEVLET
183
ONA
Öttün bülbül gibi avuttun beni
Çağladın çağlayan sandım seni ben
Aşkınla tutuştum yaktın beni sen
Lakin birdenbire unuttun beni
Irmaklarla coşup yarışan sevgim
Gözümde bir damla yaşta boğuldu
Irak düştü gönül nefis koğuldu
Mevsimi bitmeden bitmeden mevsim
El âlem ne derse desin hiç tınmam
Şekerimsin benim şeker sevgilim
Eller gibi çabuk kızar değilim
Kızmam amma kolay kolay ısınmam
Kozan, Ekim 1949
DEVİR VE DEVLET
184
AYA GİDİYORUM
Aya gidiyorum aya
Ne trenle ne de yaya
Ve binmeden tramvaya
Aya gidiyorum aya
Hazırla çantamı çabuk
Pek söyleme abuk sabuk
Düzgün yolda hoş yolculuk
Hazırla çantamı çabuk
Meraklanma tez gelirim
“Görünen köy”dür bilirim
Klavuzsuz da bulurum
Meraklanma tez gelirim
Aya gitmek uzak değil
Söylenenler tuzak değil
İstersen gül yasak değil
Aya gitmek uzak değil
Kozan, 14.08.1949
DEVİR VE DEVLET
185
ÇELLO
Yürü bire çello dağlar başına
Bir alay asker dayanmaz karşına
Kurban olam toprağına taşına
Yürü bire çello dağlar başına
Cesaret edemez beyler salmağa
Çello iner ekmek azık almağa
Yorgundur biraz da rahat kalmağa
Yürü bire çello dağlar başına
Gider haksızlara kötek çalmağa
Neş’e ağıt deryasına dalmağa
Yorgundur biraz da rahat kalmağa
Yürü bire çello dağlar başına
Yaylada buldular çello izini
Budaktan sakınır mı ki gözünü
Haydi yürü tut beylerin sözünü
Yürü bire çello dağlar başına
İstersen çello seni on yıl saklarlar
İstersen düşmanı da haklarlar
Fakat çello haksızlıkta ne arar
Yürü bire çello dağlar başına
Çello der ki kaçmam amma kalmam da
Fakat size hiç sıkıntı salmam da
Görünüp kaçarım vebal almam da
Yürü bire çello dağlar başına
DEVİR VE DEVLET
186
Subay beyin karşısına dikilmiş
Nerede çello der nere tıkılmış
Çello buradayım der behey sıkılmış
Yürü bire çello dağlar başına
Dayak atmak iken meziyetleri
Duyup bırakırlar eziyetleri
Çelloyu sağ tutmaktır niyetleri
Yürü bire çello dağlar başına
Çello dizgin etmiş uçup gidiyor
Askerler tırısta onu güdüyor
Asker Hasan pek acele ediyor
Yürü bire çello dağlar başına
Çello der ki Hasan Hasan pek yelme
Nişanlın ağlaşır üstüme gelme
Bir iki üçünde takarım çelme
Yürü bire çello dağlar başına
Hasan’ın kurşunu çelloya geçmez
Atar atar bu sevdadan vazgeçmez
Kana susayanı haksızdan seçmez
Yürü bire çello dağlar başına
Bir iki der çello Hasan devrilir
Kaçan çello kayalarla çevrilir
Gecedir çelloyu bilenler bilir
Yürü bire çello dağlar başına
Geçidi tuttular çello çevrildi
Dediler çello da pek çok sivrildi
Sivrildiyse işte şimdi devrildi
Yürü bire çello dağlar başına
DEVİR VE DEVLET
187
Yakar bizi acısı unutulmaz
İğneyi gözünden vurur tutulmaz
Gecedir buradan kaçıp kurtulmaz
Yürü bire çello dağlar başına
Sabahı bekler mi çello burada
Atı keçe çizme giymiş şurada
İşte dağ yolu da sarpta orada
Yürü bire çello dağlar başına
Çello hakkı hak çelloyu ararsa
Kurtulmaz mı çello asker sorarsa
Şimdi yanında bir Hasan da varsa
Yürü bire çello dağlar başına
Çello varken olmaz beyin kurumu
Hırsız yahudiyi namussuz rumu
Haklayıp kurtardı çello urumu
Yürü bire çello dağlar başına
Koca millet hak için harbederken
Haksızlık başladı erkenden erken
Haksızlık olur mu dağ çello varken
Yürü bire çello dağlar başına
Zenginden aldığın fakire öder
Zengin söver fakir çello çello der
Çiftçiye öküzü yara yarı ver
Yürü bire çello dağlar başına
Beş sene on sene geçti hep böyle
Hak için dövüşen tutulmaz öyle
Canciğer kardaştı koca bir köyle
Yürü bire çello dağlar başına
DEVİR VE DEVLET
188
Kaça kaça gene pek yoruldular
Kıranardı endüllüğü buldular
Endüllük çeşmesi deyip durdular
Yürü bire çello dağlar başına
Bir su istediler güzel tazeden
Dedi gidin bire bey kızıyım ben
Altınları al be olsun mezeden
Yürü bire çello dağlar başına
Hasan indi altınları dermeye
Bir tokatla kızı yere sermeye
Sonra da çelloya bir su vermeye
Yürü bire çello dağlar başına
Altınları saçlar ile bir kesti
Yanağından öptü kız pek enfesti
Çello soluyordu nefes nefesti
Yürü bire çello dağlar başına
Namus işiydi bu çello çevirdi
Bir kurşunda Hasan’ı da devirdi
Yandı yandı ya ekin değildi
Yürü bire çello dağlar başına
Yürü bire çello dağlar başına
Hak için öldürdün bakma yaşına
Bir bela çıkmadan şanlı başına
Yürü bire çello dağlar başına
Kozan, 05.10.1949
DEVİR VE DEVLET
189
O YERDE VATAN
Ülkü gaye dildir yürekte atan
Vatandır o yer de bu yer de vatan
Yatanı da birdir toprakta yatan
Vatandır o yerde bu yer de vatan
Yeşil Kıbrıs bizim... bizimdir ora
Kanıyor gene o kalpteki yara
Biz ona hasretiz o bu diyara
Vatandır o yer de bu yer de vatan
Dallarda şakıyor bülbülün hazin
Bülbülünün dili o dertli sazın
Diyorlar ki: Kıbrıs o kara yazın
Vatandır o yer de bu yer de vatan
Kıbrıs’ın şakıyan genç bülbülleri
Açılan goncalar taze gülleri
Acıyla doluyor şen gönülleri
Vatandır o yer de bu yer de vatan
Bir ateş sıçradı yanıyor içim
Yetişmiyor elim acizim hiçim
Yarab bu ne iştir bu iş ne biçim
Vatandır o yer de bu yer de vatan
DEVİR VE DEVLET
190
Hayır ayrı değil kim demiş ayrı
Sabrımı tüketti diyorlar gayri
Hedef bir gaye bir değiliz sayrı
Vatandır o yer de bu yer de vatan
Elemli şiirler kalbe işliyor
Acısı Kıbrıs’ın yürek şişliyor
Ömer burda son sözüne başlıyor
Vatandır o yer de bu yer de vatan
Adana, 1949
DEVİR VE DEVLET
191
ELDE TESPİH
Gurbet ilde geziyorum
Elde tesbih çekiyorum
Gurbetliğin acısını
Kalbe bir bir ekiyorum
Her çekiş bir “Ah”ın adı
“Ah” edişin de var tadı
Dilde hasret türküleri
Gönülde sılanın yadı
Sılada var benim için
Ağlayanlar için için
Emel için koşanlara
Yaş dökülmez bu da niçin
Niçin mi sormakta ayıp
Sevgi bilmez ayıp mayıp
Saadetin yollarını
Ben de kayıp ettim kayıp
Tesbih çeker dolaşırım
Hüzün eker dolaşırım
Geri dönmek kolay değil
Yaşlar döker dolaşırım
Allah salsın doğru yola
Hızır yardımcımız ola
Öcal düşmeden ilerle
Sarhoş gibi sağa sola
DEVİR VE DEVLET
192
BABAM
Kalbinde benim için
Gizli hazineler var
Halbuki ben bir hiçim
Orda bana neler var
Bana hem arkadaşsın
Hem şefkatli bir ana
Hem bana bir kardaşsın
Yetiştirdin vatana
Beni candan ayıran
İlim için gene sen
Her şeyini kayıran
Sensin unutamam ben
Hürriyetimi verdin
Dedin kendin gez dolaş
Doğru yolu gösterdin
Dedin şu ufka ulaş
Ben sana oğul isem
Sen benim her şeyimsin
Ben sana köle olsam
Olmasam da beyimsin
1949
DEVİR VE DEVLET
193
KELOĞLANA
Ey Türk masalının piri önderi
Adın gene dillerde dolaşıyor
Onun da sen gibi kalbimiz yeri
Adın bir gazete olmuş yaşıyor
Layıktır ününe hem de ileri
Öğretmeni verir güzel nasihat
Onun da her şeyi diyen dilleri
Doğruyu söyleyip yapar tashihat
Seni yaşatıyor masallarında
Haksızlık edene vuruyor taşı
Usanmaz gidiyor hak yollarında
Anadolu tek kalp onun yoldaşı
Karatepeliyi almıştır yoldaş
Köylüyle canciğer olduğu belli
Hepsiyle arkadaş hepsiyle sırdaş
Hele çocukların şahı güzeli
Dinlerdim annemden her gün seni ben
Aldatır yenerdin zalimleri sen
Hakkındır tabii hakkın gördüm ben
Aldatan aldanır yenilir yenen
Belki seni senden çok seviyorum
Şimdi seni senden dinliyorum da
Daha çok takdire layık diyorum
Seni tamamıyla biliyorum da
DEVİR VE DEVLET
194
Seninle arkadaş olunca bilsen
Yollardan ayırmaz oldum gözümü
Haftada iki yol yanına gelsem
Öperim severim iki yüzünü
Yazdım kalpten kopan dilden düşeni
Masalların piri keloğlanıma
Doldurmak isterim ben de köşeni
Böylece varmak dilerim yanına
Kozan, 02.05.1949
DEVİR VE DEVLET
195
VATAN
Vatanımı canımdan çok severim
Çünkü atalardan kalan yadigar
Kara bağrında kefensiz yatan var
Vatanımı canımdan çok severim
O dağdan o dağa çağıran diller
Kırlardan kokular getiren yeller
Benim malım hatta del’akan seller
Vatanımı canımdan çok severim
Aşıklar elinde inleyen teller
Türküler söyleyen civanlar güller
Kanımdandır savaş dileyen erler
Vatanımı canımdan çok severim
Benimdir uç uca sıralı dağlar
Benimdir yemyeşil üzümlü bağlar
Benim için dereler çağlayıp ağlar
Vatanımı canımdan çok severim
Düğünler dernekler davetler nazlar
Adetimi söyler çalınan sazlar
Hatta bana uygun baharlar yazlar
Vatanımı canımdan çok severim
Şairler alimler çırak kalfalar
Aynı şey düşünür bütün kafalar
Hepsini anlarım her ne yapsalar
Vatanımı canımdan çok severim
DEVİR VE DEVLET
196
Bağrında yaşayan Türk oğlu Türk’tür
Bu Türk vatanıdır elbet büyüktür
Uğrunda ölürsem ne gam ne yüktür
Vatanımı canımdan çok severim
Vatan benim ben vatandan parçayım
Bazan coşkun selim bazı şen çayım
Vatanın göğsünde parça parçayım
Vatanımı canımdan çok severim
Kozan, 12.12.1949
DEVİR VE DEVLET
197
BAYRAĞIM
Bir uçtan ta öbür uca
“Ay – Yıldız”la koşacağım
Dikeceğim burçtan burca
Ateşiyle coşacağım
Söyle bana al çiçeğim
Senin sevgindir dileğim
Bakıp neş’eli dalgana
Hür gölgende yatacağım
İstiyorsan kana kana
Al’ına kan katacağım
Seviyorum seveceğim
Senin için öleceğim
Kozan,16.09.1949
DEVİR VE DEVLET
198
FELEĞE İNTİZAR
Alnına dizilsin kara lekeler
Soyunu sopunu ipe çekeler
Ocağına ökse otu ekeler
Felek sana intizarım böyledir
Sana da yapılsın zalim cakalar
Felek seni bir kazığa çakalar
Çakalar da seyrine bakalar
Felek sana intizarım böyledir
Yedi sülaleni toptan silkeler
Ocağına incirleri dikeler
Başında toplansın hep tehlikeler
Felek sana intizarım böyledir
Evini barkını toptan yakalar
Yakalar da seyrine bakalar
Bir damlacık su vermesin sakalar
Felek sana intizarım böyledir
At kuyruğunda leşini çekeler
Karga kuzgun baş ucunda sekeler
Sekeler de göz nurunu kekeler
Felek sana intizarım böyledir
Felek beni haksızlığın söyletir
Felek sana intizarım böyledir
En masum kalp sana karşı böyledir
Felek sana intizarım böyledir
Kozan, 11.09.1949
DEVİR VE DEVLET
199
MOSKOFA KARŞI
Dağlar taşlar yol verin de gideyim
Vatandan uzakta soranımız var
Hain düşmanımın başın ezeyim
İmdatlar haykıran yaranımız var
Haydi ülküdaşlar haydi gidelim
Kardeşler ağlıyor yardım edelim
Ez çiğne gir Kırım’a dek gidelim
Orda bizi bekler cananımız var
Kurtulamaz düşman benim öcümden
Aslan olsa yıldırırım gücümden
Allah Allah deyip tek bir hücumdan
Korkup kaçırtacak yamanımız var
Dostu güldürdüm düşman ağlasın
Tüfekler gürlesin kılıç parlasın
Mermiler düşmanın canın dağlasın
Dost yoluna feda bir canımız var
Hain moskof görsün nasıl cengimiz
Gülene güleriz fakat rengimiz
Savaşta değişir yoktur dengimiz
Tarihlere geçmiş bir şanımız var
Şanı yüce dini ulu şarkız biz
Dünyaya efendi aziz milletiz
İman üzre birdir her bir ferdimiz
Damarda kaynayan bayrağımız var
DEVİR VE DEVLET
200
Kırım’ı hararı şimdi gezelim
Daim dostun gayretini güdelim
Kazan’da karargah kurup güzelim
Elbet ebed müddet vatanımız var
Gidelim gidelim dönmeden geri
Hak için ölenin cennettir yeri
Armağan olsun diye veririz ser’i
Toprakta nice bin yatanımız var
Ömer der ki kalmaz alınır öcüm
Beni dünya bilir budur övüncüm
Davanın içinde erimiş gücüm
Kıyamete kadar zamanımız var
Kozan, 1948
DEVİR VE DEVLET
201
KARA DEĞİL Mİ
Karacoğalan’a
Bana kara diyen dersler
Yazımız kara değil mi
Ak alınlı çocukların
Sırası kara değil mi
Boyun uzun enin ince
Bilgilerin sanki gonca
Sana örtülen boyunca
Kabın da kara değil mi
Çizdiğim karaladığım
Oyarak yaraladığım
Mavallar sıraladığım
Tahta da kara değil mi
Öğretmenin kürsüsü
Mangal ve soba yüzü
Kürsünün de örtüsü
Hepsi de kara değil mi
DEVİR VE DEVLET
202
Beni kara diye yerme
Tanrı yaratmış hor görme
Beyaz defter kalem ile
Yazılır kara değil mi
Sizi içine koyduğum
Giyip iftihar duyduğum
Çantam ile şapkacığım
Onlar da kara değil mi
Azıcık gülmeyenin de
Göz yaşın silmeyenin de
Tahtada bilmeyenin de
Talihi kara değil mi
Kıranardı, 28.07.1948
DEVİR VE DEVLET
203
BOŞ HAYAT
Bomboş ve kaygusuz hayatın tadı
Yok fakat dillere destandır adı
Pek çoğu diliyor böyle muradı
Ben bu tadı tattım zehirden acı
Fazla çalış amma yorulma fakat
İntizamla yürü yürüme sakat
Daima bulasın kendinde takat
Böylesi bir hayat başımın tacı
Boş hayat zulümdür boş hayat cefa
Hayata bağlan ki bulasın vefa
Pek fazla kaçırma kuzum bu defa
Bu bir deliliktir ağartır saçı
Sebepsiz bir acı yüreği dağlar
Gözleri kurutur o içten ağlar
Çalışmayla umut denilen bağlar
Bu derdin bulunmaz meşhur ilacı
Bu dünyanın tadı böyle bulunur
İnsan bazan gezer bazan yorulur
Bu dünya hep emellerle doludur
Vakti boş geçirme alırsın bac’ı
Düşün ki ey Ömer sen de bir kulsun
İbadette daim yerini bulsun
Emeller bir iken iki üç olsun
Doğru yoldan yürü olursun hacı
Kozan, Eylül 1948
DEVİR VE DEVLET
204
USTAMA MEKTUP
Mahalle kahvesin yazdım getirdim
Gramofonu da aldım götürdüm
Günümü de nihayete yetirdim
Esen kalın ustam ben gidiyorum
Yolum Kayseri’ye koşar giderim
Dağlar ve tepeler aşar giderim
Sıcaktan serine kaçar giderim
Esen kalın ustam ben gidiyorum
Gidişim vazife ve hasretlikten
Kurtuldum artık ben de gurbetlikten
Özüm paktır imanım da çelikten
Esen kalın ustam ben gidiyorum
Unutamam sizi unutman beni
Eline alırsan hatırla emi
Belli olmaz felek diker kefeni
Esen kalın ustam ben gidiyorum
Dersi bırakıp da ava gidemem
Bir merak sardı ki tarif edemem
Başın ağrımasın fazla diyemem
Esen kalın ustam ben gidiyorum
Bir emir değildir bir ricam vardır
Ustam elini az çabuktan aldır
Babama ver arkam sıra da saldır
Esen kalın ustam ben gidiyorum
Kozan, 16,09.1948
DEVİR VE DEVLET
205
ŞEHİRLİYE
Köylüyüz demek ki hakir görüyor
Şehirli denilen çıtkırıldımlar
Yediğin kimindir kimler veriyor
Şehirli denilen çıtkırıldımlar
Anaforu sever aveli sever
Şehirliyim diye kendini över
Dini donu yoktur Allah’a söver
Şehirli denilen çıtkırıldımlar
Artistleri var ki beratlı garı
Alışverişleri gazıklamalı
Cepte metelik yok saçlar taralı
Şehirli denilen çıtkırıldımlar
Koca çalar çırpar kadın savurur
Kızarsa tekmeyle tokatla vurur
Kadına hizmetçi ve köle durur
Şehirli denilen çıtkırıldımlar
Eğlence yerleri birer meyhane
Zamane uymalı deyip zamane
Bin bir pis işlere uyar divane
Şehirli denilen çıtkırıldımlar
DEVİR VE DEVLET
206
Madamları süsten başka iş bilmez
Çocukları sokaktan eve gelmez
Gençleri boş gezer bir işe yelmez
Şehirli denilen çıtkırıldımlar
Köylüyüz dinimiz donumuz belli
Asiliz önümüz sonumuz belli
Eğlenecek biziz konumuz belli
Şehirli denilen çıtkırıldımlar
Açman kutuyu da söyletmen bizi
Hakir görmeyiniz “efendi”nizi
Ödeyemezsiniz emeğimizi
Şehirli denilen çıtkırıldımlar
Öcal bunu bu kadarcık söylüyor
Şehirliye bu bir ihtardır diyor
“Bizim Köylü” sizi tasvir ediyor
Şehirli denilen çıtkırıldımlar
Kıranardı, 07.11.1948
DEVİR VE DEVLET
207
ODAMIN DUVARINA
Gah ağlar gah gülerim
Kimse bilmez halimi
Elveda der giderim
Sormayın ahvalimi
Ben vatandan uzakta
Çok da ağlamayım mı
Anne babadan ayrı
Coşup çağlamayım mı
Bilimde yükselmeye
Çalışıyorum daim
Her güçlüğü yenmeye
Alışıyorum daim
Yurt için millet için
İlerlemek lazımdır
Bunun için gülerim
Başarılar sazımdır
Şimdi anladınız mı
Ömer’in her halini
Vatan ve vazifeden
Doğan bu ahvalini
10.11.1948
DEVİR VE DEVLET
208
ÖKSÜZÜM
İşte bugün annem öldü öksüzüm
Annelikte geldi işte ben küsüm
İşte doldu şen gönülcüğüm hüzün
İşte bugün annem öldü öksüzüm
Ben annemi hiç öldü sanmıyordum
Annem var ya hem genç iyi diyordum
Annemin öldüğüne yanmıyordum
Çoktan benim annem öldü öksüzüm
Annem benim dört yaşında ölmüşmüş
Altısında annelikte gelmişmiş
Birbirini ana evlat bilmişmiş
Fakat artık olan oldu... öksüzüm
Gözyaşımı görüp de siz yanmayın
Avuturuz diye sakın kanmayın
Avutsanız da buna aldanmayın
Ağlarım ben... Annem öldü öksüzüm
DEVİR VE DEVLET
209
Üç yıldır kendini sezdiriyordu
Boş neş’e ümitle gezdiriyordu
Ömer’se överek neler diyordu
Fakat iyi anladım ki!.. öksüzüm
Çocukmuşum aldanmışım ben meğer
Annelikmiş ona vermişim değer
Yapmamıştır fakat yapardı eğer
Babam olmasaydı... çünkü öksüzüm
Bugün kalbimi tamamıyla kırdı
Taktığım maskeyi yırttı sıyırdı
Anayı bacıyı benden ayırdı
Kendi annem değil... ben bir öksüzüm
İşte bugün annem öldü öksüzüm
Annelikte geldi babam ben küsüm
Gönülcüğüm dolup taşıyor hüzün
İşte şimdi annem öldü öksüzüm
Kozan, 03.07.1948
DEVİR VE DEVLET
210
KARDEŞİM
Ey kardeşim bitmeyen dertlerime dert kattın
Tuttun beni kolumdan bir ummana fırlattın
O umman ki acıyla kederle dolup taşar
Aşabilirse ancak bahtsız kardeşim aşar
Hayatımın ufkunda güneş gibi doğduydun
Solan ümitlerimi varlığınla boğduydun
O tatlı bakışların güzel yüzün şen sesin
Bir darbeyle yok oldu kesildi hem nefesin
Bana eş olacaktır intikam alacaktır
Benimle yaşayacak dediğim yapacaktır
Diye düşünüyordum fakat o bir hiç oldu
Ümitlerim hep soldu yerine hicran doldu
Hayri kardeş ne ettin beni terk edip gittin
Seni gören canları elemlere gark ettin
Söyle söyle o gözler o güzel yüz o eller
O narin vücut noldu yedi mi onu yerler
Yarabbi muhtaç mıydın kardeşimi aldırdın
Onun sesini kestin vücudunu soldurdun
Ve onu sevenleri gözyaşlarına daldırdın
Yarabbi fazla mıydı kardeşimi öldürdün
Ağlarım gözyaşlarım bir türlü dinmez
Kalbim ateşlendi yanar da sönmez
Bu hicran öldürse gene de dönmez
Kardeşimin uğruna canım kurbandır
Kozan, 1948
DEVİR VE DEVLET
211
HOCAM’A
Bir hocamız şiirle nasihatler ediyor
Notu hoca vermez de siz alırsınız diyor
Pek çoğunda bu doğru fakat bazılarında
Mesela: bu hocamız tam aksine gidiyor
Pek azı hak ediyor not alarak geçmeyi
Öğretmendir o bilir iyi kötü seçmeyi
Geçireceklerinden iyi bilenler pek çok
Fakat rüşvetleri yok ne yapsınlar geçmeyi
Doyuranlar geçerler bir iki kelimeyle
Der ki gizlice işte şurası iyi belle
Ya unutup da vermeyen zavallılar ne yapsın
Bir ders tahtada tutar sanki der ki ver ille
Vermezse geçirir mi aç mı kalacak herif
Haksızlığı pek çoktur edilemez ki tarif
Zavallıcık bilse de bilmese de bırakır
Parayı almadıkça der ki zaifsin zaif
Dayısı olanlardan belalılardan korkar
Sınıf geçmelerinde icaplarına bakar
Her yönden orta halli olan bir talebeyi
Alimallah çarçabuk aman vermeyip yakar
DEVİR VE DEVLET
212
Her hafta bir ders verir yalnız tercümesini
Grameri belleyin soracağım hepsini
Der yükler grameri fakat ne bilsin çocuk
Hiçbir şey öğretmez ki alsın semeresini
Derslerde gürültüsüz çalışın der oturur
Böylece talebeler bu derse tekme vurur
Kendisi de romanlar tercümeler yaparak
Gazetelere verip papel yolunu bulur
Zavallı gülünç oldu şimdiden talebeye
Ya uyuyor yahut da gözü perdeli diye
Vazgeçse bu huyundan çok iyi edecek o
Dişin de geberecek rast gelirse dişliye
Biz onu el aleme rezil rüsva ederiz
Bu mektebi bırakır başka yere de gideriz
Orta halli bizlerden bir beşi esirgerse
Allah bilir ki bizler ona neler ederiz.
Adana, Mayıs 1948
DEVİR VE DEVLET
213
YURDUMDAN AYRIYIM
Yurdumdan ayrıyım ağlar gezerim
Yaralı kalbimi dağlar gezerim
Şehirler kazalar köyler gezerim
Yurdumdan ayrıyım ağlar gezerim
Kızılırmağından geçemedim oy
Altın başakları biçemedim oy
Soğuk sularını içemedim oy
Yurdumdan ayrıyım ağlar gezerim
Kıranardı değil kırların ardı
Ömer hasretinle soldu sarardı
Onun suyu ancak sana yarardı
Yurdumdan ayrıyım ağlar gezerim
Yüce Erciyes’e çıkamadım oy
Oradan engine bakamadım oy
Kendimi evime sokamadım oy
Yurdumdan ayrıyım ağlar gezerim
Hısım akrabalar yolumu gözler
Bacım yangılıdır beni çok özler
Bırakın gideyim ey zalim dersler
Yurdumdan ayrıyım ağlar gezerim
1948
DEVİR VE DEVLET
214
ANNEME
Anne beni bu dünyaya getirdin
Üşenmeden gece gündüz emzirdin
Kundakladın ninniledin avuttun
Anne sonra acındın mı giderken
Daha anne sevgisine muhtaçtım
Doymamıştım sütüne de çok açtım
Anne nasıl azraille savaştın
Yavrucuklarını sen terk ederken
Felek bizim dalımızı düşürdü
Kaderimiz bizi yaktı pişirdi
Babamız da bizi daldan aşırdı
Ah biz neler neler ümit ederken
Anne sevgisini şimdi anlarım
Kimse avutamaz yanar ağlarım
1947
DEVİR VE DEVLET
215
ORTA OKULUM
İşte gidiyorum senden
Kal öyle orta okulum
Kurtulduğum için senden
Şükürler orta okulum
Zorlu elemeyi gördüm
Korkudan sapsarı oldum
Daha henüz şifa buldum
Bil işte orta okulum
Yaş on birken girdim sana
On dörtte erdirdim sona
Şükürler olsun hüdama
Kurtuldum orta okulum
Ah vah ettirip durursun
Nice beddua alırsın
Zamanla sen de hicran olursun
Bil artık orta okulum
1947
DEVİR VE DEVLET
216
ALBAYRAK
Albayrağı severim
O benim bayrağımdır
Onu korur överim
O yoğumdur, varımdır
Rengi kızıl Türk kanı
Atalardan armağan
Ayyıldızını tanı
Gökteki Ay-yıldız’dan
Ayı hilaldir hilal
O yükseklerde durur
Gölgesinde istiklal
Cumhuriyet bulunur
1947
DEVİR VE DEVLET
217
MALATYA I
Ey Malatya Malatya kahramanlar doğuran
Ey her karış toprağı cenk kanıyla yoğrulan
Tarihlerde yazılı altın kalemle adın
Daima hür kalmaktır o biricik muradın
Bağımsızlık uğruna nice zaman savaştın
Haçlı ordularına derin yaralar açtın
Seyyit Battal Gazi Niyazi Mısrileri doğurdun
Nihayet İnönü’yle cumhuriyeti buldun
Bunca yıldır şan için şeref için kan döken
Kahraman Malatya’yı koruyacaktır hemen
Yeni neslin çocuğu bir tehlike olanda
Düşmanları yıldırır namus şeref uğrunda
Öcal’ım yurdumu çok severim ben
Yurdumun uğruna yıpransın bu ten
Başımızda gazi nesil varken
Kimseden korkmayız hiçbir kimseden
1946
DEVİR VE DEVLET
218
MALATYA II
Tarihi bir şehir olan Malatya
Çok şirindir çok serindir güzeldir
Çok merttir yiğittir kahraman eri
Sulu serin yeşil hoş Malatya’nın
Güneyinde yüce Beydağı durur
Kuzeyinde Fırat coşar kudurur
Meyvesi dallarda bin nazla durur
Sulu serin yeşil hoş Malatya’nın
Bahçeleri çoktur bağları çoktur
İnsanının gözü göynü çok toktur
Meyvesinin bence hiç eşi yoktur
Sulu serin yeşil hoş Malatya’nın
Dernek gibi soğuk suları kaynar
Köşelerde kurulmuş çeşmeleri var
Alttan üstten büyük deresi akar
Sulu serin yeşil hoş Malatya’nın
DEVİR VE DEVLET
219
Geniştir yolları camileri var
Her yanda görülür yeni binalar
Şehrin ortasında istasyonu var
Sulu serin yeşil hoş Malatya’nın
Meyvesi çeşitli ve pek de çoktur
Toprakta yetişir buğdayla tütün
Afyonu meşhurdur haşhaşı çoktur
Sulu serin yeşil hoş Malatya’nın
Ey Ömer üç yıldır sen buradasın
Sulu serin yeşil hoş Malatya’da
Ekmeğini yedin suyunu içtin
Şimdi artık gidiyorum elveda
1946
DEVİR VE DEVLET
220
KÖYÜM
Senin koynunda büyümüş
Hep tarihin yiğitleri
Herkesin gözü sizdedir
Köyüm olan Türk köyleri
Kuzuların meleşerek
Çayırlarda oynasınlar
Çocukların şen ve şakrak
Kırlarında dolaşırlar
Sıra sıra kavakların
Dere boyunca uzanır
Benim köyümü gezenler
Ne yorulur ne usanır
Taştan yalaklı pınarı
Pek de soğuktur suları
Bakraçlı köylü kızları
Türkü söyler su taşırlar
DEVİR VE DEVLET
221
Dağlarında bağları var
Bahçeleri dağınıklar
Köylümüz ziraat yapar
Tahıl meyve sebze çıkar
Sabah gider akşam gelir
Bizim köyün sürüleri
Onlardan da biz alırız
Kaymakları peynirleri
Yayladır serin havası
Camisi ve mektebi var
Köylerimiz çok yaşasın
Sevgisiyle haşre kadar
1946
DEVİR VE DEVLET
222
SEVGİLİME
Seni sevdim seveli
Duramıyom aşkınla
Tutuşturdun sen beni
Gözlerinle kaşınla
Kaşların yaydan kalın
İki parmaktır alın
Düpdüz ve sipsivrolan
Burnun benim masalım
Boyun selvi fidanı
1,40 ta dolaşıyor
Saçların inceliği
At kuyruğun aşıyor
Saçların sanki gri
Belletmez o da kiri
Seyreklikte yok hata
Uzunluğu kulakta
Başın rekor kırmıştır
Küçüklük sivrilikte
Dersini de bilmezsen
Esnersin bin güçlükle
Rengin siyahtan esmer
Kulaklar bellisizler
Gözlerin de şaş biraz
Gerdan bir santimden az
DEVİR VE DEVLET
223
Gözlerin yan yan bakar
Yüreciğimi yakar
Tek ayaklılar gibi
Sümüğün durmaz akar
Ağzın kulaklarına
Varır biraz gülünce
Sende yürek selanik
Dudakların mor ince
Yeşil mantona hayran
Çizmeli küçük bayan
Yürüyüşün çok güzel
Az hızlı tosbağadan
Derse kalkarsan herkes
Susar sesini dinler
Seni gören yiğitler
Benim olsa der inler
Seni gören kimseye
Benim cevabım şudur
Aman gözünüz değer
Hayatıma bakmayın
Geliyor “Ergönül”üm
Ona laf-maf çakmayın
1946
DEVİR VE DEVLET
224
HİCİV
Ey kafir niçin böyle bu şiiri yazmışsın
Cehenneme gitmeyi sen dilinle kazmışsın
Bu kudreti verseydi senin gibi kafire
Cehennemi yapmazdı yaptı yanasın diye
Bu kudreti verseydi dağı taşı yıkardın
Onunla boy ölçüşür inadına çıkardın
O her şeye kadirdir O’ndan ulu bilemen
Onun yaptıklarını sen anlaman bilemen
Bütün kalbinle inan onun ululuğuna
Dilinle girme sen de günahkarlar yoluna
Malatya, 1946
DEVİR VE DEVLET
225
OKULLUYUM
Okulluyum ilk işim vazifemi ifadır
Vazifeyi yapmamak en büyük bir hatadır
Sabahleyin kalkınca elim yüzüm yıkarım
Kahvaltımı yaparak biraz derse bakarım
Mektep zamanı gelir hemen koşar giderim
Girince sınıfıma günaydın baylar derim
Hoca gelir ders başlar uslu uslu dururum
Benden sorduğu şeye hemen cevap bulurum
Böylece beş ders geçer dağılırız evlere
Biraz oyundan sonra çalışırız derslere
Bütün günlerim böyle hep intizamla geçer
İntizamsız kimseler okullu değildirler
Malatya, 1946
DEVİR VE DEVLET
226
ANADOLU
Sen sevimli bir yurtsun
Ey güzel Anadolu
Her şeye örnek oldun
Ey güzel Anadolu
Verimli tarlaların
Dağların yaylaların
Çok güzeldir baharın
Ey güzel Anadolu
Suyun akarken dağdan
Yaparak bin bir çavlan
Eğlenir kırda çoban
Ey güzel Anadolu
Rüzgarın serince eser
Kuzuların meleşirler
Çocukların türkü söyler
Ey güzel Anadolu
Türlü türlü meyven olur
Suyun içen şifa bulur
Sütün kaymağın tatlolur
Ey güzel Anadolu
Tümsek tümsek dağlarını
Yüksekçe yaylalarını
İyice gezemedim eyvah
Ey güzel Anadolu
Kozan, 1945
DEVİR VE DEVLET
227
ÇOCUK SEVİNCİ
I
En gerçek istikbal çocukların
En yakın hayal yarım
Her değerlendirilmiş hal
İnsanların
II
Bugün 23 Nisan
Egemenlik günümüz
Bugün çocuk bayramı
Kutlu bir düğünümüz
Bu 23 Nisan’da
Egemenlik kuruldu
Vatanımız kurtuldu
Milletimiz hür oldu
Büyük Millet Meclisi
Bugünde kurulmuştu
Milletin seçtikleri
Meclis oluşturmuştu
Cumhuriyeti kurdu
Atamız bu meclisle
Dedi “Ey Türk Gençliği”
Armağanım bu size
Gülelim eğlenelim
Bugün 23 Nisan
Söz verdik yaşatmağa
Eserini ey Atam
1945
DEVİR VE DEVLET
228
DUYDUĞUM HASRET
Bir mektubumda
Sizlerden ayrıyım hastayım candan
Bibim dayım benim yaramı bağlar
Epeydir ayrıyım şirin tavırdan
Gurbet acıları bağrımı dağlar
İlkbaharla her yer yeşil oldu mu
Akarsu boyları gölge buldu mu
Pınarların başı gezdiğim yerler
Yoksa bozulup da harap oldu mu
Bir zamanlar ben de orada iken
Pınar başlarında oturur idik
Ağaçlar altında su boylarında
Gölgelik yerlerde bulunur idik
Özlüyorum o diyarı ve oraları
Özlüyorum baba ana ve bacıları
Çıkmıyor yürekten hasret denilen
O derin yaranın hiç acıları
Kederle boş geçen şu zamanımda
Adınız akseder her figanımda
İsmini andıkça sevgili babam
Aşina ninniler çağlar canımda
Ey Ömer ah çeksen şu dağlar erir
Talihin ne kötü cilve gösterir
Söğütlü dereler dumanlı dağlar
Baba hasretiyle sana ses verir
1945
DEVİR VE DEVLET
229
MEKTUP I
Bir mektubumda
Elemle hasretiniz gözümde taşar
Acıyla kederle dolduğum zaman
Ruhumda daima sizinle yaşar
Hasretle sararıp solduğum zaman
Daima zihnimi adınız kaplar
İçime ayrılık acılar salar
Eğer beni düşünüyor iseniz
Ruhuma umutlu ışıklar dolar
Sana hasretimi duyduğum baba
Bir mektup yazmaktır benim emelim
Benim de sizlerden isteğim baba
Ben de mektubuma cevap isterim
Ey Ömer maniyle uyut kendini
Hayallere dalıp büyüt kendini
Mektup yaz da sıkıntını at biraz
Düşün istikbali unut mazini
1945
DEVİR VE DEVLET
230
|